<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Axion Haber</title>
    <link>https://www.axionhaber.com</link>
    <description>Medyanın Güçlü Sesi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 01 Jun 2026 21:28:24 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Budaklı: 'Yazın gelişi herkesin psikolojisini iyileştirmeyebilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-budakli-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzm-dr-budakli-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim geçişlerinin bazı bireyleri ruh sağlığı açısından olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, 'Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşam, bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabilir. Yaz geldiğinde ise herkesin iyi hissetmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir. Bazı kişiler için bu dönem görünmeyen bir ruhsal mücadele anlamına gelebilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar ve yaz aylarının çoğu kişi için yenilenme ve enerji anlamına geldiğini belirten Medical Park Göztepe Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, mevsim geçişlerinin bazı bireylerde ruhsal açıdan zorlayıcı etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti. Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığına dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin günümüzde mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görebildiğini işaret etti. Uzm. Dr. Budaklı, 'Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklık, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebilir' uyarısında bulundu.</p>

<p>Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşamın bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Budaklı, 'Yaz geldiğinde herkesin iyi hissetmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir. Bazı kişiler için bu dönem görünmeyen bir ruhsal mücadele anlamına da gelebilir' dedi.</p>

<p>'MEVSİM DEĞİŞİKLİĞİ BİYOLOJİK RİTMİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Mevsim geçişlerinin yalnızca hava değişiminden ibaret olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, 'Gün ışığının uzaması, uyku düzeninin değişmesi, sosyal hayatın hızlanması ve günlük rutinin bozulması biyolojik saatimizi etkileyebilir. Uyku, enerji düzeyi, iştah ve duygu durumu bu ritimle doğrudan bağlantılıdır. Bazı kişiler bahar ve yazla birlikte daha enerjik hissederken bazı kişilerde ise ruhsal denge bozulabilir' diye konuştu.</p>

<p>'GÜN GEÇTİKÇE ARTAN MUTSUZLUK CİDDİYE ALINMALI'</p>

<p>Herkesin daha mutlu görünmeye başladığı bir dönemde kişinin kendisini mutsuz ve isteksiz hissetmesinin daha ağır bir psikolojik baskı oluşturabileceğini belirten Uzm. Dr. Budaklı, 'Sabahları uyanmakta zorlanma, sürekli yorgunluk hissi, sevilen aktivitelerden uzaklaşma, umutsuzluk düşünceleri ve isteksizlik gibi belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa profesyonel destek alınmalıdır. Böyle durumlarda kişinin yaşadığı sıkıntıyı küçümsemek yerine onu anlamaya çalışmak çok daha önemlidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'KAYGI BOZUKLUĞU OLANLAR DAHA FAZLA ZORLANABİLİYOR'</p>

<p>Kaygı bozukluğu yaşayan kişilerde de bahar ve yaz aylarının zorlayıcı olabileceğine değinen Uzm. Dr. Budaklı, 'Nedensiz çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, uykuya dalamama ve zihnin sürekli kötü senaryolar üretmesi anksiyetenin sık görülen belirtileridir. Düzenli uyku, kafein tüketiminin sınırlandırılması ve nefes egzersizleri destekleyici olabilir. Ancak kaygı günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir' dedi.</p>

<p>'BİPOLAR BOZUKLUKTA MEVSİM GEÇİŞLERİNE DİKKAT'</p>

<p>Artan gün ışığı ve azalan uyku süresinin bipolar bozukluğu olan kişilerde mani veya hipomani dönemlerini tetikleyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Budaklı, 'Kişinin kendisini aşırı enerjik hissetmesi her zaman sağlıklı bir durum olmayabilir. Çok az uyuyup hiç yorulmamak, hızlı</p>

<p>konuşmak, kontrolsüz harcamalar yapmak ve riskli davranışlarda bulunmak önemli uyarı işaretleri olabilir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'BAZI SÖZLER MUTLAKA CİDDİYE ALINMALI'</p>

<p>Bahar aylarında ruhsal açıdan hassas bireylerin daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Budaklı, ''Ben bir yüküm', 'Keşke hiç uyanmasam' gibi ifadeler, ani içe kapanma ya da uzun süren sıkıntının ardından gelen açıklanamayan sakinlik hali kesinlikle hafife alınmamalıdır. Böyle durumlarda kişiyi yalnız bırakmamak ve gerekirse profesyonel destek almak hayati önem taşır' dedi.</p>

<p>'ŞİZOFRENİ HASTALARINDA İLAÇ DÜZENİ ÖNEMLİ'</p>

<p>Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklarda da mevsim geçişlerinin kırılgan bir dönem oluşturabileceğini belirten Budaklı, 'Uyku düzeninin bozulması, ilaçların aksatılması, sıcak hava ve sıvı kaybı belirtilerin alevlenmesine neden olabilir. Bu nedenle tedavinin düzenli sürdürülmesi, yeterli sıvı tüketimi ve dengeli beslenme büyük önem taşımaktadır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>YAZ AYLARININ KENDİNE ÖZGÜ RİSKLERİ</p>

<p>Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığını işaret eden Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin bugün mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görülebildiğini dile getirdi.</p>

<p>Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklıkların, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, 'Bunun en bilinen örneklerinden biri sıvı dengesidir. Sıcakla birlikte artan ve çoğu zaman yeterince karşılanmayan sıvı ihtiyacı, özellikle demansı olan bireylerde ve ileri yaştaki hastalarda zihinsel işlevleri etkileyebilir; bu, hafif bir dalgınlıktan deliryum dediğimiz daha ağır bir tabloya kadar uzanabilir. Benzer şekilde, sıcak ve sıvı kaybıyla hızlanan kalp atışları, anksiyete bozukluğu olan kişilerde bedensel belirtilere yönelen dikkati artırarak panik atakları tetikleyebilir' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'SICAK GÜNLERDE TEDAVİ HEKİM TAKİBİNDE SÜRDÜRÜLMELİ'</p>

<p>Yaz aylarında artan dışa dönüklük ve sosyal içiciliğin zaman zaman alkolün zararlı kullanımına, bağımlılığa ve psikoaktif madde kullanımında artışa zemin hazırlayabileceği uyarısında da bulunan Uzm. Dr. Budaklı, 'İlaç kullanan hastalar içinse yaz dönemi daha yakından takip gerektirebilir. Antipsikotikler ve antikolinerjik etkili ilaçlar vücudun ısı düzenleme mekanizmalarını etkileyebilir; lityum kullananlarda ise sıvı kaybı ve tuz dengesindeki değişiklikler toksisite riskini artırabilir. Bu yüzden sıcak günlerde tedavinin hekim takibinde sürdürülmesi ve sıvı alımına özen gösterilmesi büyük önem taşır' dedi.</p>

<p>'RUH SAĞLIĞI DA BEDEN SAĞLIĞI KADAR ÖNEMLİ'</p>

<p>Son olarak ruh sağlığının da en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, 'Yardım istemek zayıflık değil, kişinin kendisine sahip çıkma biçimidir. Bahar bazıları için umut ve canlanma anlamına gelirken bazıları için görünmeyen bir mücadele olabilir' diyerek sözlerini tamamladı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-budakli-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-5274.jpeg" type="image/jpeg" length="80564"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Şeker sadece kilo yapmıyor insülin direnci ve yağlı karaciğeri tetikliyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlıklı bir yaşam için şeker tüketiminin sınırlandırılması, sadece obezite ile mücadelede değil, metabolik sendromların tedavisinde de büyük önem taşıdığını belirten Medipol Sağlık Grubu İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Türkay Güncü, 'Şeker sadece kilo yapmıyor insülin direnci ve yağlı karaciğeri tetikliyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi İç Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Türkay Güncü, kalori alımı aynı kalsa dahi günlük şeker tüketiminin azaltılmasının metabolik sağlık üzerinde hızlı ve çok olumlu etkiler oluşturduğunu belirtti. Uzm. Dr. Güncü; kalori kısıtlamasından bağımsız olarak şeker kısıtlamasının özellikle insülin direnci ve yağlı karaciğer gibi hastalıklarda kritik bir iyileşme sağladığını belirtti.</p>

<p>'KİLO VERMEDEN İYİLEŞME SAĞLANABİLİYOR'</p>

<p>Dr. Güncü, 'Obez çocuklarda yapılan bir çalışmalarda, sadece 9 gün boyunca kalori kısıtlanmadan şekerin, özellikle fruktozun azaltılmasıyla trigliserid ve açlık insülin düzeylerinde düşüş gözlendi. Bu durum insülin direncinin azalmasına ve glikoz toleransının düzelmesine katkı sağladı' dedi.</p>

<p>Bu olumlu değişimlerin kilo kaybı olmadan gerçekleştiğine dikkat çeken Dr. Güncü, şekerin metabolik hastalıklar üzerindeki etkisinin kalori alımından bağımsız olabileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'YAĞLI KARACİĞER VE İNSÜLİN DİRENCİNİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Şekerin özellikle karaciğerde yağlanmayı artırdığını ifade eden Dr. Güncü, 'Fruktoz, karaciğerde yağ sentezini artırarak yağlı karaciğer oluşumuna katkıda bulunur. Aynı zamanda insülin direnci üzerinde de doğrudan etkisi vardır' diye konuştu.</p>

<p>Klinik açıdan değerlendirildiğinde şeker kısıtlamasının önemli bir müdahale yöntemi olduğunu belirten Dr. Güncü, 'Metabolik hastalıkların yönetiminde sadece kalori kısıtlaması değil, şeker tüketiminin azaltılması da etkili bir yaklaşım olarak öne çıkıyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 09:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor.jpg" type="image/jpeg" length="39651"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doktor, hemşire ve hastane çalışanlarından Türk halk müziği konseri]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Bursa Hastanesi'nde görev yapan doktor, hemşire ve hastane çalışanlarından oluşan Türk Halk Müziği Korosu, konser verdi. 'Türkülerle Gönüllere Merhaba' konserinde koro, dinleyicilerden perrformanslarıyla büyük beğeni topladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık hizmetlerinin yanı sıra, spor ve sanatla ilgili birçok projede yer alan Medicana Bursa Hastanesi'nde görevli doktor, hemşire ve hastane çalışanları, bir araya gelerek Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. Ekibin çalışmalarının ardından koro, konser düzenledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bursa Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 'Türkülerle Gönüllere Merhaba' konserinde Anadolu'nun eşsiz ezgilerini dinleyicileriyle buluşturdu. Şef Kemal Kamalı yönetiminde koro ve solo eserlerden oluşan konserle, kendilerini dinlemeye gelen Bursalılara unutulmaz bir gece yaşattı. Konserde birbirinden özel eserler dinleyicilerle buluşurken, çok sayıda davetli ve vatandaş da programı ilgiyle takip etti.</p>

<p>'ŞİFA VEREN ELLER, ŞİFA VEREN SÖZLERE DÖNÜŞECEK'</p>

<p>Konser öncesinde açıklamalarda bulunan Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, koronun tamamen hekim, hemşire, sağlık çalışanları, destek ve idari personelden oluştuğunu belirterek, 'Türk halk müziği koromuz amatör bir ekipten oluşmasına rağmen ortaya koydukları performans büyük takdir topluyor. Her yıl daha iyisini yapmak için özveriyle çalışıyorlar. Şifa veren eller, bu gece şifa veren sözlere dönüşecek. Nitelikli sağlık hizmetlerinin yanında sosyal ve kültürel projelere de büyük önem veriyoruz. Sağlık hizmeti verirken, şifa veren ellere ve şifa veren seslere de dokunmak istiyoruz. Yaklaşık 50 kişilik bir ekibimiz var' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Gecenin sonunda sahne performanslarıyla büyük beğeni toplayan sağlık çalışanları uzun süre alkışlandı. Program sonunda Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan tarafından Koro Şefi Kemal Kamalı ile destek ekibi Veli Kenan Şimşek ve Nida Faruk Okşaz'a katkılarından dolayı çiçek takdim edildi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri.jpg" type="image/jpeg" length="33415"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Özcan: 'Bilinçsiz şekilde alınan takviyeler faydadan çok zarar verebilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kontrolsüzce artan takviye ve yöntemlerin insan sağlığını tehdit edebileceğini söyleyen Medipol Sağlık Grubu'ndan GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan, 'Hiç kimse kendi kendine takviye kullanmamalı. Eczaneden ya da internetten bilinçsiz şekilde alınan ürünler faydadan çok zarar verebilir. Mutlaka tetkikler yapılmalı ve ihtiyaç varsa uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan 'Longevity' kavramının yeni bir yaklaşım olmadığını ifade ederek, 'Aslında uzun ve sağlıklı yaşam dediğimiz şey, geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinin temelinde uzun yıllardır yer alıyor. Ozon tedavisi, homeopati, fitoterapi, hacamat ve sülük tedavisi gibi uygulamalar doğru şekilde yapıldığında bu sürecin bir parçasıdır. Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak misali avuç dolusu takviye almanın uzun ve sağlıklı yaşam için olumlu etkisi yok. Önceleri kimyasal ilaçlar kullanılırdı şimdi ise iş takviyelere döndü' dedi.</p>

<p>'HASTALANMADAN ÖNCE ÖNLEM ALINMALI'</p>

<p>Toplumda geleneksel tedavi yöntemlerine genellikle hastalık sonrası başvurulduğunu belirten Özcan, bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Dr. Özcan, 'Asıl önemli olan hastalanmadan önce önlem almak. Longevity dediğimiz yaklaşım da tam olarak budur. Sağlıklı kalmayı hedefler' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Özcan, 'Hiç kimse kendi kendine takviye kullanmamalı. Eczaneden ya da internetten bilinçsiz şekilde alınan ürünler faydadan çok zarar verebilir. Mutlaka tetkikler yapılmalı ve ihtiyaç varsa uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Tabi ki sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteler unutulmamalı' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'HER TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANMALI'</p>

<p>Her bireyin sağlık durumunun farklı olduğunu belirten Dr. Özcan, 'Birine iyi gelen bir yöntem başkası için uygun olmayabilir. Bu nedenle tüm tedavi süreçleri kişiye özel planlanmalıdır. Ozon tedavisi gibi yöntemler de ancak uygun görülen hastalarda ve uzman hekim tarafından uygulanmalıdır' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir.jpg" type="image/jpeg" length="63842"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sultanbeyli'de kanseri yenen Zeyd için gökyüzüne balon bırakıldı]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sultanbeyli Gençlik ve Spor Festivali, onbinlerce vatandaşın katılımıyla kutlandı. Aynı zamanda anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapan festivalde, kanseri yenen 4,5 yaşındaki Zeyd için gökyüzüne binlerce balon gökyüzüne bırakıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sultanbeyli Belediyesi tarafından düzenlenen Gençlik ve Spor Festivali, anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Henüz 3,5 yaşındayken kanser teşhisi konulan ve yaklaşık bir yıl süren zorlu tedavi sürecinin ardından kanseri yenerek sağlığına kavuşan 4,5 yaşındaki Zeyd için kutlama gerçekleştirildi. Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş ile birlikte sahneye çıkan Zeyd ve ailesi, Kent Meydanı'nı dolduran on binlerce kişiyle birlikte gökyüzüne balon bıraktı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'MÜCADELE EDERSENİZ GÜNÜN SONUNDA KAZANAN SİZ OLUYORSUNUZ'</p>

<p>Zeyd'in herkese örnek olacak bir başarıya imza attığını söyleyen Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş, 'Hayata tutunmak böyle bir şey. Daha küçücük yaşında hayata tutunmuş, umudunu yitirmemiş, hayat sevincini ve buradaki hayallerini gerçekleştirmek için mücadele etmiş bu yavrumuzu kutluyoruz, tebrik ediyoruz. Rabbim şifa versin inşallah. Ailesini de, bu mücadelede aileye de çok teşekkür ediyoruz. Çünkü zor bir durum. Böyle bir zor durumda demek ki eğer hayatla mücadele ederseniz, ne olursa olsun günün sonunda kazanan siz oluyorsunuz, tebrik ediyoruz' dedi.</p>

<p>'ZEYD YAVRUMUZ MİLLETİMİZE FAYDALI BİR EVLAT OLACAK'</p>

<p>Sultanbeyli Kaymakamı Kemal Şahin de sahneden Zeyd ve ailesine geçmiş olsun dileklerini ileterek, 'Ailesi başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Rabbim, sağlık sıhhat versin. Vatanına milletine hayırlı bir insan olsun inşallah' dedi.</p>

<p>Program için çok mutlu olduklarını söyleyen Anne Kader Bilgin, 'Zorlu bir tedavi sürecini başarıyla atlattığımız için çok mutluyuz. Bugün burada böylesine güzel bir program düzenlenmesi bizi de ayrıca çok mutlu etti. Belediye Başkanımız Ali Tombaş'a destekleri ve yakın ilgileri için de ayrıca teşekkür ederim' diye konuştu.</p>

<p>Baba Sabri Bilgin ise; 'Bu alanı coşkuyla dolduran ve mutluluğumuza ortak olan herkesin ayağına sağlık, çok teşekkür ederim' dedi.</p>

<p>Birlik, beraberlik ve dayanışma mesajlarının ön plana çıktığı etkinlik, Zeyd ve ailesine protokol üyeleri tarafından verilen desteklerin ardından konserlerle devam etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi.jpg" type="image/jpeg" length="17562"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gamze Bakkallar: 'Diyabet bizim engelimiz değil']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de sağ gözü hiç görmeyen, sol gözünde ise yaklaşık yüzde 50 görme kaybı olan Tip 1 diyabet hastası Gamze Bakkallar (50) 16 yıl önce kurulan Ege Diyabetliler Derneği sayesinde hem fiziksel hem de ruhsal anlamda diyabetli bireylere destek oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır diyabet farkındalığı için mücadele veren Ege Diyabetliler Derneği Başkanı Bakkallar, 'Biz diyabetliler için asıl engel; hastalığın kendisi değil, toplumdaki bilinç eksikliği. Artık teknoloji çok ilerledi. Teknoloji yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor' dedi.</p>

<p>Gamze Bakkallar'a, 12 yaşında Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde diyabet tanısı konuldu. Diyabetin henüz yeterince bilinmediği o yıllarda düzensiz şeker kontrolü nedeniyle ciddi görme kaybı yaşayan Bakkallar, sağ gözünün hiç görmediğini, sol gözünde ise yaklaşık yüzde 50 oranında görme kaybı bulunduğunu söyledi. Tip 1 diyabet hastası Bakkallar 'Bizim dönemimizde diyabet eğitimi bu kadar yaygın değildi. Diyabet hemşireleri yoktu, endokrin bölümleri bugünkü kadar gelişmemişti. Düzenli kontrol sağlanamadığı için yüksek şekere bağlı görme kaybı yaşadım. Yaşadığım zorluklar beni diyabetli bireyler için mücadele etmeye yöneltti' dedi. 2010 yılında kurulan Ege Diyabetliler Derneği'nin 16'ncı yılını geride bıraktığını söyleyen Bakkallar, dernek olarak hem fiziksel hem de ruhsal anlamda diyabetli bireylerin yanında olduklarını vurguladı. 16 yıl önce kurulan Ege Diyabetliler Derneği sayesinde hem fiziksel hem de ruhsal anlamda diyabetli bireylere destek olan Bakkallar, diyabetli bireylerin en büyük ihtiyacının teknolojiye erişim olduğunu belirtti.</p>

<p>'SENSÖR DESTEĞİ BİTİYOR, OYSA DİYABET BİTMİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diyabetin başarıya engel olmadığını söyleyen Bakkallar, 'Biz diyabetliler için asıl engel; hastalığın kendisi değil, toplumdaki bilinç eksikliği. Artık teknoloji çok ilerledi. Eskiden iğneleri kaynatıp kullanıyorduk. Şimdi kablosuz pompalar, yapay zeka destekli sistemler ve sensörler var. Bunlar yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor. Ancak bu teknolojilere erişim büyük bir ekonomik yük oluşturuyor. İnsülin pompası yaklaşık 140 bin TL, geri ödeme ise yalnızca yaklaşık 20 bin TL seviyesinde kalıyor. Sensörlerin ise aylık yaklaşık 10 bin TL maliyeti var. 18 yaşına kadar bazı destekler var ama 19 yaşına girildiğinde sensör desteği bitiyor. Oysa diyabet bitmiyor. Üniversite öğrencileri, dar gelirli aileler çok zor durumda. İnsanlar çocuklarının sağlığı için yiyeceğinden kısmak zorunda kalıyor. Ek iş yapan aileler var, yeter ki çocuğuna sensör alabilsin' dedi.</p>

<p>'DİYABETLİLERİN TEKNOLOJİYE ERİŞİMİ DESTEKLENMELİ'</p>

<p>Tip 1 ve Tip 2 diyabet tanısı alan herkesin yaş kısıtlaması olmadan sensör ve insülin pompasına erişebilmesi gerektiğini vurgulayan Bakkallar, kamu kurumları ve bağışçılara çağrıda bulundu. Bakkallar 'Bu çocuklar, özel çocuklar. Aslında tüm çocukların desteklenmesi gerekiyor. Eğer devlet yeterli desteği sağlayamıyorsa, bağışçılarımızın da bu konuda devreye girmesi çok önemli. Diyabetlilerin en büyük ihtiyacı, sensörler ve insülin pompalarına erişim' diye konuştu. Bakkallar, geçen yıl ziraat mühendisi kardeşi ve diyetisyen bir arkadaşıyla birlikte, diyabetlilerin doğal ve karbonhidratsız ürünlere daha kolay ulaşabilmesi amacıyla şirket kurduklarını dile getirdi. Hayatındaki en büyük destekçilerinden birinin 'Boza' isimli Golden cinsi köpeği olduğunu ifade eden Bakkallar, diyabetli bireylerin yaşam mücadelesinde yalnız bırakılmaması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>SAHRA İNAMLIK'A DESTEK İÇİN ŞAMPİYONADAYDI</p>

<p>Diğer yandan Gamze Bakkallar, Latin danslarındaki başarısıyla milli sporcu olarak dünyada Türkiye'yi temsil eden kendisi gibi Tip 1 diyabet hastası Sahra İnamlık'ı (12) Karşıyaka Belediyesi 1912 Zühtü Işıl Spor Salonu'nda gerçekleştirilen Latin Dansları Türkiye Şampiyonası'nda yalnız bırakmadı. İnamlık'a destek olmak için izlemeye giden Bakkallar, 'Sahra'nın Tip 1 diyabet hastası olduğunu telefonda öğrenir öğrenmez desteğe gelmem gerektiğini hissettim. Çünkü benim empati grubum diyabetliler. Bundan sonraki yarışmalarında da yanında olmaya devam edeceğim' diye konuştu.(DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil.jpg" type="image/jpeg" length="80394"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'PCOS'un PMOS olması doğru bir bilimsel yaklaşım']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zarnigar Gadirli, 'Kadınlarda üreme çağının en sık görülen hormonal hastalıklarından biri olan Polikistik Over Sendromu'nda (PCOS) isim değişikliği gündemde.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gadirli, ‘Bilim dünyasında hastalığın yalnızca yumurtalık kaynaklı bir durum olmadığına yönelik artan veriler doğrultusunda, yeni terminoloji olarak Polyendocrine Metabolic Ovarian Syndrome (PMOS) kullanılmaya başlandı. İsim değişikliği yalnızca terminolojik değil, hastalığın gerçek yapısını daha doğru tanımlayan bilimsel bir yaklaşım' dedi.</p>

<p>Medicana Çamlıca Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zarnigar Gadirli, 'PCOS ismi, hastalığın yalnızca yumurtalıklarda oluşan kistlerden kaynaklandığı algısını oluşturabiliyor. Oysa bugün biliyoruz ki bu tablo; hormonal sistem, metabolizma, insülin dengesi, cilt sağlığı ve hatta psikolojik durumu etkileyen multisistemik bir sendromdur. PMOS terminolojisi de hastalığın bu çok yönlü yapısını daha doğru ifade etmeyi amaçlıyor' diye konuştu.</p>

<p>'HER 8 KADINDAN 1'İNİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Üreme çağındaki kadınlarda oldukça yaygın görülen PMOS'un; adet düzensizliği, kilo artışı, tüylenme, akne, saç dökülmesi ve kısırlık gibi belirtilerle ortaya çıkabildiğini belirten Op. Dr. Gadirli, hastalığın yalnızca jinekolojik sorunlarla sınırlı kalmadığını; insülin direnci ve metabolik risklerle de yakından ilişkili seyrettiğini belirtti.</p>

<p>Op. Dr. Gadirli, 'En sık görülen belirtiler arasında adet düzensizliği, yumurtlama problemleri, infertilite, kilo artışı ve karın bölgesinde yağlanma, insülin direnci, akne ve yağlı cilt, tüylenme artışı, saç dökülmesi yer alıyor. Bunların yanı sıra depresyon, anksiyete ve uyku bozuklukları da tabloya eşlik edebiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>ULTRASONDA KİST GÖRÜNMESE BİLE HASTALIK OLABİLİR</p>

<p>PMOS tanısının yalnızca ultrason görüntüsüyle konulmadığını söyleyen Op. Dr. Gadirli, bazı hastalarda polikistik over görünümü olmadan da hastalığın görülebildiğini ifade etti. Tanıda; adet düzensizliği, hiperandrojenizm bulguları ve ultrasonografik değerlendirmelerin birlikte ele alındığını belirten Op. Dr. Gadirli, tiroid hastalıkları ve farklı hormonal bozuklukların da mutlaka dışlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>'TEDAVİNİN TEMELİNDE YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ VAR'</p>

<p>PMOS tedavisinin kişiye özel planlandığını aktaran Op. Dr. Zarnigar Gadirli, özellikle yaşam tarzı değişikliklerinin tedavide kritik rol oynadığını söyleyerek 'Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü tedavinin temelini oluşturuyor. Hafif kilo kaybı bile hormonal denge üzerinde olumlu etkiler yaratabiliyor. Tedavi sürecinde hormonal düzenleyici tedaviler, insülin direncine yönelik yaklaşımlar ve gebelik planı olan hastalarda yumurtlama tedavileri de uygulanabiliyor' dedi.</p>

<p>'ERKEN TANI ÖNEMLİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Op. Dr. Gadirli, PMOS'un yalnızca kadın hastalıkları açısından değil, uzun vadeli metabolik sağlık açısından da takip edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Op. Dr. Gadirli, 'Erken tanı ve düzenli takip sayesinde hem yaşam kalitesinin artırılması hem de ileride oluşabilecek sağlık risklerinin azaltılması hedeflenir' diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 11:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim.jpg" type="image/jpeg" length="97979"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ: Hantavirüsün küresel nüfus için riski hala düşük]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Hollanda bandıralı bir gemide görülen hantavirüsün küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ'nün haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) yetkilileriyle ülkenin kuzeydoğusundaki Ituri eyaletinde ortaya çıkan yeni Ebola salgını hakkında görüştüklerini kaydeden Ghebreyesus, şu ana kadar 13 Ebola vakasının doğrulandığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hanbatvirüs vakalarıyla ilgili açıklama yapan Ghebreyesus, Hollanda bandıralı 'MV Hondius' gemisinin yolcularına ve mürettebatına gösterdikleri dayanışma için Kanarya Adaları'nın Tenerife kentinin halkına teşekkürlerini yineledi. Ghebreyesus, bu krizi yönetmek için yaklaşık 30 hükümet ve diğer paydaşlarla birlikte çalıştıklarını kaydederek, 'Geminin yolcularının Tenerife'den transfer operasyonunun başarıyla tamamlandığını ve 120'den fazla kişinin şu anda kendi ülkelerinde bakıma alındığını veya nihai varış noktalarına giderken ev sahibi ülkelerde karantinaya alındığını bildirmekten memnuniyet duyuyorum' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Geminin kaptanı Jan Dobrogowski ve 26 mürettebatın 'MV Hondius'ta yolculuğa devam ettiğini hatırlatan Ghebreyesus, geminin 18 Mayıs'ta Hollanda'ya varmasının beklendiğini dile getirdi. Ghebreyesus, 'DSÖ, bu olayın küresel nüfus için riskinin düşük olduğunu tekrarlıyor ve gerektiğinde güncellemeler yayınlamaya devam edeceğiz. Bugün itibarıyla DSÖ'ye 3 ölüm dahil toplam 10 vaka bildirildi' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk</guid>
      <pubDate>Sat, 16 May 2026 08:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/dso-hantavirusun-kuresel-nufus-icin-riski-hala-dusuk.jpg" type="image/jpeg" length="67907"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Murat Sünbül: 'Türkiye'de tuz tüketimi sınırın 2-3 katı üzerinde']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-murat-sunbul-turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-murat-sunbul-turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, 'Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur.’]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor' dedi.</p>

<p>Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tuz tüketiminin önerilen sınırların üzerinde seyrettiğine dikkat çeken İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Sünbül, aşırı tuz alımının özellikle kalp ve damar sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün erişkinler için günlük tuz tüketimini 5 gramın altında önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sünbül, Türkiye'de bu miktarın oldukça aşıldığını vurgulayarak, 'Ülkemizde yapılan çalışmalar günlük ortalama tuz tüketiminin 10-15 gram civarında olduğunu gösteriyor. Bu da önerilen sınırın yaklaşık 2-3 katı anlamına geliyor ve önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturuyor' diye konuştu.</p>

<p>'KALP VE BÖBREK SAĞLIĞINI DOĞRUDAN ETKİLİYOR'</p>

<p>Aşırı tuz tüketiminin vücutta birçok sistemi olumsuz etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Sünbül, özellikle hipertansiyonun en önemli nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Sünbül, 'Tuz tüketimi arttıkça vücutta sodyum ve su tutulumu artar. Bu durum damar içi hacmi yükselterek kan basıncının artmasına neden olur. Uzun vadede kalp kasında kalınlaşma, koroner arter hastalığı, kalp yetersizliği, inme ve kronik böbrek hastalığı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, yüksek tuz tüketiminin yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla sınırlı kalmadığını; osteoporoz ve mide kanseri ile de ilişkili olabileceğini belirtti.</p>

<p>'GIDA TERCİHLERİ GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR'</p>

<p>Toplumda tuz tüketiminin genellikle sofrada eklenen tuzla ilişkilendirildiğini ancak asıl riskin işlenmiş gıdalardan geldiğini belirten Prof. Dr. Sünbül, 'Toplam tuz alımının yaklaşık yüzde 70-80'i işlenmiş ve paketli gıdalardan sağlanıyor. Ekmek, peynir, zeytin, şarküteri ürünleri, hazır çorbalar, soslar ve fast-food ürünler en önemli gizli tuz kaynaklarıdır. Sofrada eklenen tuzun payı ise oldukça düşüktür. Bu nedenle yalnızca tuzluğu kaldırmak yeterli değildir. Gıda tercihlerinin de gözden geçirilmesi gerekir' dedi.</p>

<p>'ÇOCUKLUKTA BAŞLAYAN ALIŞKANLIKLAR GELECEĞİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Çocukluk döneminde yüksek tuz tüketiminin uzun vadeli sağlık risklerini artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Sünbül, 'Erken yaşta fazla tuz tüketimi kan basıncını yükseltir ve erişkin dönemde hipertansiyon gelişme riskini artırır. Aynı zamanda çocuklarda tuzlu ve işlenmiş gıdalara yönelik tat alışkanlığı oluşur. Bu durum obezite, damar sertliği ve böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'TAT ALGISI KISA SÜREDE DEĞİŞİYOR'</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, vücudun bu değişime hızla uyum sağladığını söyledi. Prof. Dr. Sünbül, 'Bilimsel çalışmalar, tuz alımı azaltıldığında 2-4 hafta içinde tat algısının değiştiğini gösteriyor. Bu süreçte bireyler daha az tuzlu yiyecekleri yeterli bulmaya başlar ve eski alışkanlıklar fazla tuzlu gelir' diye konuştu.</p>

<p>'TUZUN TÜRÜ DEĞİL, MİKTARI ÖNEMLİ'</p>

<p>Kaya tuzu, deniz tuzu ya da Himalaya tuzu gibi alternatiflerin daha sağlıklı olduğu yönündeki yaygın inanışa da değinen Prof. Dr. Sünbül, 'Bu tuzların tamamı büyük oranda sodyum klorür içerir. Kardiyovasküler açıdan belirleyici olan tuzun türü değil, miktarıdır. Ancak iyotlu tuz kullanımı, iyot eksikliğini önlemek açısından önemlidir' dedi.</p>

<p>'GÜNLÜK HAYATTA ALINABİLECEK ÖNLEMLER'</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmanın sanıldığı kadar zor olmadığını belirten Prof. Dr. Sünbül, günlük yaşamda uygulanabilecek pratik önerileri şöyle sıraladı:</p>

<p>'İşlenmiş gıdaları azaltmak, alışverişte etiketleri okuyarak düşük sodyumlu ürünleri tercih etmek, yemeklerde tuzu kademeli olarak azaltmak, lezzeti baharatlar ve doğal aromalarla artırmak, tuzluk kullanmamak ve dışarıda yemek yerken 'az tuzlu' tercih etmek tuz alımını önemli ölçüde düşürür.'</p>

<p>Prof. Dr. Sünbül, kalp ve böbrek sağlığını korumak için en etkili adımın tuz tüketimini azaltmak olduğunu belirterek, 'Küçük değişiklikler, uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlar. Önemli olan sürdürülebilir bir alışkanlık geliştirmektir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-murat-sunbul-turkiyede-tuz-tuketimi-sinirin-2-3-kati-uzerinde</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/i-m-g-4671.jpeg" type="image/jpeg" length="93805"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DSÖ Genel Direktörü: Hantavirüs yeni bir Covid-19 vakası değil]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/dso-genel-direktoru-hantavirus-yeni-bir-covid-19-vakasi-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/dso-genel-direktoru-hantavirus-yeni-bir-covid-19-vakasi-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, hantavirüs nedeniyle 3 kişinin hayatını kaybettiği 'MV Hondius' adlı yolcu gemisinin İspanya'nın Tenerife adasına yanaşacak olmasıyla ilgili bölge halkına hitaben bir mesaj yayımladı. Ghebreyesus, söz konusu virüsün yeni bir koronavirüs (Covid-19) vakası olmadığını belirterek, halk sağlığı riskinin düşük seviyede olduğunu vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, İspanya'nın Tenerife halkına yönelik yayımladığı açık mektupta, hantavirüsün Andes varyantını taşıyan ve adaya yaklaşmakta olan 'MV Hondius' gemisine ilişkin endişeleri anladığını ifade etti. 2020 yılında yaşanan pandemi dönemine atıfta bulunan Ghebreyesus, mevcut durumun yeni bir Covid-19 vakası olmadığını, Tenerife'deki günlük yaşam ve halk sağlığı için riskin düşük olduğunu kaydetti. Gemideki virüs nedeniyle 3 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Ghebreyesus, halihazırda gemide semptom gösteren yolcu bulunmadığını, bir DSÖ uzmanının tıbbi malzemelerle birlikte gemide görev yaptığını aktardı.</p>

<p>İspanyol yetkililer tarafından kapsamlı bir tahliye planı hazırlandığını belirten Ghebreyesus, yolcuların yerleşim yerlerinden uzak olan Granadilla sanayi limanında karaya çıkarılacağını bildirdi. Yolcuların mühürlü ve korumalı araçlarla, tamamen kordon altına alınmış bir koridordan geçirilerek doğrudan kendi ülkelerine gönderileceği ve bölge halkıyla hiçbir temasın yaşanmayacağı bilgisi paylaşıldı.</p>

<p>İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'e gemiyi kabul etme kararından dolayı kişisel olarak teşekkür ettiğini dile getiren Ghebreyesus, bu adımı bir dayanışma ve ahlaki görev olarak nitelendirdi. 23 farklı ülkeden yaklaşık 150 kişinin haftalardır denizde olduğunu belirten Ghebreyesus, Uluslararası Sağlık Tüzüğü gereği tıbbi kapasitesi en uygun ve en yakın liman olarak Tenerife'nin seçildiğini ifade etti. Süreci bizzat yerinde takip etmek üzere Tenerife'ye gideceğini açıklayan Ghebreyesus, sağlık çalışanları ve liman personeliyle bir araya gelerek dayanışma mesajı vereceğini bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan Ghebreyesus, geminin kaptanı Jan Dobrogowski, mürettebat ve işletmeci şirketin bu zorlu süreçte örnek bir iş birliği sergilediğini belirterek, DSÖ adına tüm ilgililere ve Tenerife halkına teşekkürlerini sundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/dso-genel-direktoru-hantavirus-yeni-bir-covid-19-vakasi-degil</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/dso-genel-direktoru-hantavirus-yeni-bir-covid-19-vakasi-degil.jpg" type="image/jpeg" length="96087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Etlik Şehir Hastanesi'nde 'Hemşirelik ve Bütünleşik Ebelik Kongresi' düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/etlik-sehir-hastanesinde-hemsirelik-ve-butunlesik-ebelik-kongresi-duzenlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/etlik-sehir-hastanesinde-hemsirelik-ve-butunlesik-ebelik-kongresi-duzenlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Etlik Şehir Hastanesi'nde 'İki Disiplin, Tek Hedef: Bilimle Güçlenen Nitelikli Bakım' temasıyla düzenlenen ve sağlık profesyonellerinin bir araya geldiği, 'Uluslararası 3'üncü Ulusal Bütünleşik Hemşirelik ve Ebelik Kongresi' başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Etlik Şehir Hastanesi'nde düzenlenen Uluslararası 3'üncü Ulusal Bütünleşik Hemşirelik ve Ebelik Kongresi'ne Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemalettin Aydın, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdür Yardımcıları Prof. Dr. Bahar Aydınlı ve Doç. Dr. Asibe Özkan ile Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe katıldı. Hemşirelik ve ebelik alanındaki güncel bilimsel gelişmeler ile bakım süreçlerine ilişkin yeni yaklaşımlar ele alındığı kongrede, Türkiye'den ve dünyanın farklı ülkelerinden alanında uzman isimler konuşmacı olarak yer alacak.</p>

<p>'ANKARA GENELİNDE 20 BİNİN ÜZERİNDE EBE VE HEMŞİRE GÖREV YAPIYOR'</p>

<p>Kongrenin açılışında konuşan Ankara İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Ali Niyazi Kurtcebe, organizasyonun Ankara ve Etlik Şehir Hastanesi adına önemli bir gurur olduğunu belirterek, '4'üncü senesine giren bir hastanede üçüncü defa böyle bir kongreyi gerçekleştiriyor ve bu senede uluslararası olarak gerçekleşiyor. Ankara genelinde 20 binin üzerinde ebe ve hemşire görev yapıyor. Bakanlık olarak da inşallah Ankara İl Sağlık Müdürlüğü olarak da sizlere yükünüzü azaltacak, omuzlarındaki yükü paylaşacak inşallah yeni meslektaşlarımızı da sahada kazandırma ve edindirme açısından da çalışmalarımız devam ediyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamu Hastaneleri Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Asibe Özkan, konuşmasında hemşirelik ve ebelik hizmetlerinde bilimsel yaklaşımın önemine dikkat çekerek, güçlendirilmiş ebe ve hemşirelerin sağlık sistemini de güçlendireceğini ifade etti. Özkan, bakım hizmetlerinin bilimle temellendirilmesinin ortak bir sorumluluk ve zorunluluk olduğunu belirtti.</p>

<p>SOSYAL ETKİNLİKLER VE ÖZEL OTURUMLAR</p>

<p>Kongrede; ebru sanatı, punch, tokat baskısı ve quilling gibi sanat atölyeleri de gerçekleştirilirken, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Halk Oyunları Gösterisi ile çeşitli kültürel etkinlikler düzenlendi. Kongrede; 'Aile Yılı' özel oturumu, ortak söyleşi programları ve 'İyi Bakımın Döngüsü' başlıklı oturumların yanı sıra hemşirelik ve ebelik mesleklerinin bilimsel yönünü güçlendirmeyi amaçlayan farklı oturum ve etkinliklerle 9 Mayıs'a kadar devam edecek. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/etlik-sehir-hastanesinde-hemsirelik-ve-butunlesik-ebelik-kongresi-duzenlendi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 18:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/etlik-sehir-hastanesinde-hemsirelik-ve-butunlesik-ebelik-kongresi-duzenlendi.jpg" type="image/jpeg" length="14125"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Demir eksikliği kadınlarda daha sık görülüyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günlük hayatta sıkça karşılaşılan halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı ve dikkat dağınıklığı gibi şikayetlerin demir eksikliğinden kaynaklanabileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sevda Yılmaz, ' Demir eksikliği özellikle kadınlarda sık görülen ancak çoğu zaman strese bağlanarak göz ardı edilen bir sorun. Ancak erken tanıyla kolayca çözülebilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Üniversitesi Vatan Kliniği'nden Uzm. Dr. Sevda Yılmaz, toplumda çok yaygın görülmesine rağmen genellikle geç fark edilen demir eksikliği anemisi hakkında kritik uyarılarda bulundu.</p>

<p>'VÜCUT YETERİNCE OKSİJENLENEMİYOR'</p>

<p>Demirin vücut için hayati bir rolü olduğunu belirten Dr. Yılmaz, 'Demir, dokulara oksijen taşınmasını sağlar. Eksikliğinde vücut yeterince oksijenlenemez ve bu durum hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Halsizlik, çarpıntı, nefes darlığı, dikkat dağınıklığı ve çabuk yorulma en sık görülen belirtilerdir. Hastalar bu şikâyetleri genellikle yaşa, strese ya da yoğun iş temposuna bağlıyor. Ancak altta yatan neden çoğunlukla tedavi edilebilir bir demir eksikliğidir' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR'</p>

<p>Demir eksikliğinin özellikle kadınlarda yaygın olduğuna işaret eden Dr. Yılmaz, 'Yoğun ve düzensiz âdet kanamaları kadınlarda demir eksikliğinin en sık nedenlerinden biridir. Bu hastaların kadın doğum muayenesiyle birlikte değerlendirilmesi tedavinin önemli bir parçasıdır. Bazı hastalarda mide ve bağırsak kaynaklı gizli kan kayıpları demir eksikliğine yol açabiliyor. Bu durumlarda gerekli endoskopik tetkiklerin yapılması ve altta yatan nedenin mutlaka saptanması hayati önem taşır' dedi.</p>

<p>'TANISI KOLAY, TEDAVİSİ MÜMKÜN'</p>

<p>Demir eksikliği anemisinin tanısının zor olmadığını belirten Dr. Yılmaz, 'Basit bir kan testiyle serum demiri ve depo demiri ölçülebilir. Ancak kalıcı çözüm için sadece demir vermek değil, eksikliğe neden olan durumu da tespit etmek gerekir. Bazı hastalarda ağızdan demir tedavisi yeterli olurken, bazı özel durumlarda damar yoluyla demir tedavisi tercih edilebilir. Uygun tanı ve tedaviyle hastaların hem enerji düzeyi hem yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor. Tedavi sonrası hastalarımızdan sıkça 'Meğer yıllarca boşuna halsiz ve bitkin yaşamışım' cümlesini duyuyoruz. Sürekli halsizlik yaşayan herkes demir eksikliği açısından değerlendirilmelidir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 04 May 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/uzman-gorusu-demir-eksikligi-kadinlarda-daha-sik-goruluyor.jpg" type="image/jpeg" length="30800"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu, 'Kanser alanında geliştirilen yeni aşı yaklaşımları, hastalığın oluşmadan önlenmesine yönelik önemli bir potansiyel sunuyor. Bu yaklaşım özellikle yüksek riskli bireyler için dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Yeni aşı yaklaşımları umut vadediyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanserin ilerleyen evrelerde tedavisinin zorlaşmasının en önemli nedenlerinden birinin tümör hücrelerinin genetik olarak stabil olmaması olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Ferhatoğlu 'Bu durum kanser hücrelerinin zaman içinde farklı özellikler kazanmasına yol açıyor. Bu süreci biyolojik evrime benzetebiliriz. Nasıl ki mutasyonlar yeni türlerin ortaya çıkmasına neden oluyorsa, kanser de benzer şekilde dallanarak ilerleyen dinamik bir süreçtir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Doç. Dr. Ferhatoğlu, 'Kanser aşıları, son yıllarda immünoterapinin en dikkat çeken alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşılar genel olarak ikiye ayrılıyor: HPV ve HBV gibi virüslere karşı geliştirilen koruyucu aşılar ve doğrudan kanser hücrelerini hedef alan tedavi edici aşılar. Tedavi edici aşılar, bağışıklık sistemini aktive ederek kanser hücrelerini ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Ancak bu alanda geliştirilen yeni bir yaklaşım kanserin doğasına daha derin bir bakış sunarak dikkat çekiyor' diye konuştu.</p>

<p>'KANSER HÜCRELERİ TEDAVİYE DİRENÇ GELİŞTİREBİLİYOR'</p>

<p>Tümör hücreleri arasındaki bu genetik farklılıkların, değişen çevresel koşullara uyum sağlama ve tedavilere direnç geliştirme yeteneğini beraberinde getirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Ferhatoğlu, kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi gibi yöntemlerin bazı durumlarda kanseri tamamen ortadan kaldırmakta yetersiz kalabildiğini vurguladı. Doç. Dr. Ferhatoğlu, 'Tedaviden sağ kurtulan hücreler zaman içinde çoğalarak daha dirençli hale gelebiliyor. Bu nedenle daha hedefe yönelik yeni tedavi stratejilerine ihtiyaç duyuluyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'HEDEF: KANSERİN KÖKÜNÜ ORTADAN KALDIRMAK'</p>

<p>Yeni geliştirilen yaklaşımın, kanserin kökünü oluşturan mutasyonların hedef alınmasına dayandığını belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu mutasyonların bir ağacın gövdesi gibi düşünülebileceğini ifade etti. 'Eğer bu kök mutasyonları tespit edebilirsek, bağışıklık sistemini bu hedeflere karşı uyararak kanseri daha oluşmadan engellemek mümkün olabilir' diyen Doç. Dr. Ferhatoğlu, özellikle akciğer kanseri açısından yüksek riskli bireylerde bu yaklaşımın önemli bir potansiyel taşıdığını söyledi.</p>

<p>'TRACERX ÇALIŞMASI YENİ BİR KAPI AÇTI'</p>

<p>2014 yılında başlatılan TRACERx çalışmasının, kanserin bir 'evrim ağacı' gibi geliştiğini ve tüm tümör hücrelerinde ortak olan kök mutasyonların varlığını ortaya koyduğunu belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu bulguların yüksek riskli bireyler için geliştirilen ilk akciğer kanseri aşısı LungVax'ın temelini oluşturduğunu ifade etti.</p>

<p>'NÜKSÜN ÖNLENMESİ HEDEFLENİYOR'</p>

<p>Oxford'da yürütülecek LungVax çalışmasının, özellikle erken evre küçük hücreli dışı akciğer kanseri nedeniyle ameliyat edilmiş hastalarda kanserin tekrarını önlemeyi amaçladığını belirten Doç. Dr. Ferhatoğlu, 'Bu aşı ile tümörlerde ortak bulunan neoantijenler hedef alınarak güçlü bir bağışıklık yanıtı oluşturulması hedefleniyor. Böylece kanser hücreleri henüz klinik olarak ortaya çıkmadan ortadan kaldırılabilir' dedi.</p>

<p>'COVID-19 AŞILARINA BENZER TEKNOLOJİ'</p>

<p>Geliştirilen yaklaşımın, COVID-19 döneminde kullanılan mRNA aşılarına benzer bir mekanizmaya dayandığını ifade eden Doç. Dr. Ferhatoğlu, bağışıklık sisteminin hedef alması gereken neoantijenler aracılığıyla uyarıldığını belirtti. İlk aşamada 40 hastalık bir grupta güvenlik ve etkinlik değerlendirileceğini, çalışmanın 2026 yazında başlanmasının planlandığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'KANSER TEDAVİSİNDE YENİ DÖNEM: HASSAS ÖNLEME'</p>

<p>Doç. Dr. Ferhatoğlu, bu yaklaşımın 'precision prevention' yani hassas önleme stratejisinin önemli bir örneği olduğunu vurgulayarak 'Bu yöntem yalnızca tedavi değil, kanseri oluşmadan engellemeye yönelik yeni bir dönemin kapısını aralıyor' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kanser-alaninda-gelistirilen-yeni-asi-yaklasimlari-umut-vadediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/i-m-g-4022.jpeg" type="image/jpeg" length="91363"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Eken: 'Yapay zeka, tüp bebek tedavisinde gebelik şansını artırıyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-eken-yapay-zeka-tup-bebek-tedavisinde-gebelik-sansini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-eken-yapay-zeka-tup-bebek-tedavisinde-gebelik-sansini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay zekanın, sürekli embriyo izleme yöntemini (time-lapse) kullanarak insan gözünün fark edemeyeceği kadar küçük detayları milyonlarca veriyle karşılaştırdığı belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Meryem Eken, 'Yapay zeka; hücre bölünme dakikası, hücrelerin geometrik simetrisi, vakoul varlığı, genişleme hızı, fragmantasyon (parçalanma) oranları ve bölünme senkronizasyonu gibi hayati değerleri biriktirerek bir skor oluşturur. Bu analizler sonucunda belirlenen embriyoların transfer edilmesi durumunda, tutunma olasılığında yüzde 15-20 artış potansiyeli gözlenmiştir' dedi.</p>

<p>Üreme sağlığı alanında son yılların en heyecan verici gelişmesi olan yapay zeka (YZ) teknolojisinin, tüp bebek laboratuvarlarında yeni bir standart getirdiğini belirten Medical Park Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Meryem Eken, yapay zekanın sadece bir teknoloji değil, tedavi başarısını doğrudan etkileyen bir 'karar destek mekanizması' haline geldiğini vurgulayarak önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>'KRİTİK KARARLARI OBJEKTİF VERİLERE DAYANDIRIYOR'</p>

<p>Prof. Dr. Meryem Eken, yapay zeka teknolojisinin özellikle laboratuvar aşamasındaki kritik kararları objektif verilere dayandırdığını belirtti. Tüp bebek tedavilerinde yapay zekanın, özellikle laboratuvar aşamasındaki kararları insani öznellikten arındırarak başarı oranını artırmak amacıyla kullanıldığının altını çizen Prof. Dr. Eken, 'Geleneksel yöntemlerde embriyologların gözle yaptığı değerlendirmeler ne kadar tecrübeli olurlarsa olsunlar sınırlıdır. Ancak yapay zeka, binlerce veri noktasını aynı anda tarayarak bu süreci çok daha hassas hale getirir. Geçmişte başarılı olmuş, yani sağlıklı doğumla sonuçlanmış binlerce embriyo görüntüsü ile eğitilen algoritmalar sayesinde, hangi embriyonun rahme tutunma ihtimalinin en yüksek olduğunu yüksek doğrulukla tahmin edebiliyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Toplumda yapay zekanın doktorun yerini alıp almayacağı sorusuna da açıklık getiren Prof. Dr. Eken, bu teknolojinin 'karar verici' rolünü şu sözlerle tanımladı: 'Yapay zeka bir doktor veya bir embriyolog değildir. Fakat onların en doğru kararı vermeleri için süper güçlü bir büyüteç ve benzersiz bir istatistiksel rehberdir. İşin klinik tarafı tamamen kişiye özel bir tedavi yaklaşımı gerektirdiği için, yapay zeka kullanımı şu an daha çok laboratuvar ağırlıklıdır. Laboratuvarda verilecek kritik kararlar önce yapay zeka süzgecinden geçirilir, ardından bu verilerle paralel doğrultuda uzman görüşü alınarak uygulama safhasına geçilir.'</p>

<p>'GELENEKSEL YÖNTEMLER YETERSİZ KALABİLİYOR'</p>

<p>Geleneksel embriyo seçim yöntemleri ile yapay zeka arasındaki uçurumu verilerle açıklayan Prof. Dr. Eken, 'Geleneksel embriyo seçim yöntemi uzmandan uzmana değişebilir. Bir embriyoloğun 'çok iyi' dediğine bir diğeri farklı bir not verebilir; dolayısıyla verilere dayalı standart bir analiz yapma şansı yoktur. Daha da önemlisi, geleneksel yöntemde embriyo sadece belirli saatlerde inkübatörden dışarı çıkarılıp bakılır. 5 günlük gelişim sürecinde bir embriyo, insan gözüyle ortalama en fazla 2-3 dakika analiz edilebilir. Oysa yapay zeka entegreli sistemlerimizde 5 gün boyunca, yani 120 saat kesintisiz olarak veri akışı sağlanır ve her an değerlendirilir. Embriyolog embriyoya baktığı zaman sadece o anki 'fotoğrafı' görür; ancak yapay zeka embriyonun tüm 'filmine' hakimdir ve her hareketini analiz ederek uzmanlarımıza raporlar' dedi.</p>

<p>'İNSAN GÖZÜNÜN GÖREMEDİĞİ DETAYLARA İNİYOR'</p>

<p>Yapay zekanın analiz gücünün derinliği hakkında bilgi veren Prof. Dr. Eken, skorlama sisteminin nasıl çalıştığını şu teknik detaylarla aktardı: 'Yapay zeka, sürekli embriyo izleme yöntemini (time-lapse) kullanarak insan gözünün fark edemeyeceği kadar küçük detayları milyonlarca veriyle karşılaştırır. Hücre bölünme dakikası, hücrelerin geometrik simetrisi, vakoul varlığı, genişleme hızı, fragmantasyon (parçalanma) oranları ve bölünme senkronizasyonu gibi hayati değerleri biriktirerek bir skor oluşturur. Bu analizler sonucunda belirlenen embriyoların transfer edilmesi durumunda, tutunma olasılığında %15-20 artış potansiyeli gözlenmiştir. Bu, tüp bebek gibi hassas bir tedavide çok ciddi ve devrimsel bir orandır.'</p>

<p>NON-İNVAZİV YAKLAŞIM VE KONFORLU GELİŞİM</p>

<p>Yapay Zeka yönteminin hastalar için en büyük avantajlarından birinin 'non-invaziv' yani hiçbir müdahale gerektirmeyen yapısı olduğunu belirten Prof. Dr. Eken, 'Yapay zeka ile embriyo seçimi, embriyoya veya gelişim sürecine hiçbir zarar vermez. Hatta yapay zeka için kullandığımız time-lapse inkübatörler, embriyonun dış çevre ile ilişkisini kestiği için çok daha stabil ve kararlı bir ortam oluşturur. Embriyo hiçbir şekilde ısı değişimi, stres veya çevresel faktörlere maruz kalmaz. Bu kararlı ortam embriyonun kaliteli gelişimini destekler ve sonuçlara doğrudan pozitif yansır. Bu yüzden yaşı veya geçmiş tedavi öyküsü ne olursa olsun tüm hasta gruplarına bu yöntemi şiddetle tavsiye ediyoruz' diye konuştu.</p>

<p>GENETİK TESTLER (PGT) İLE ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapay zekanın genetik testlerle (PGT) karıştırılmaması gerektiğini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Meryem Eken, iki yöntem arasındaki farkları şöyle açıkladı: 'Genetik testlerde temel amaç, kromozom sayılarını inceleyerek embriyonun genetik bir hastalık taşıyıp taşımadığını belirlemek ve genetik olarak sağlıklı olanı bulmaktır. Yapay zekada ise gelişim hızı, morfokinetik hareketlilik ve bölünme kalitesi analiz edilerek 'gebelik potansiyeli' en yüksek olan embriyo hedeflenir. Genetik tanı invazif bir yöntemdir (biyopsi gerektirir), yapay zeka ise tamamen müdahalesizdir. Özellikle monogenetik hastalıklarda PGT-M yönteminin bir alternatifi yoktur; ancak bu hasta gruplarında dahi yapay zekalı takip sistemi, hastaya daha fazla ve kaliteli embriyo oluşması bakımından kritik bir fayda sağlar.'</p>

<p>'VERİ GİZLİLİĞİ İÇİN EN SIKI GÜVENLİK DENETİMLERİ YAPILIYOR'</p>

<p>Hastaların bu yeni teknolojiye yaklaşımının oldukça pozitif olduğunu belirten Prof. Dr. Eken, etik ve yasal sorumluluklara da dikkat çekti: 'Hem biz uzmanlar hem de hastalarımız başarı oranını artıran her türlü teknolojiye sıcak bakıyoruz. Hastalarımızın, yapay zekanın doktor ve embriyolog gözetiminde bir destek aracı olarak kullanılması konusunda oldukça hevesli olduklarını gözlemliyoruz. Bu noktada veri gizliliği bizim için sadece yasal bir zorunluluk değil, en temel etik kuralımızdır. Bütün görüntüler ve veriler, KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) uyarınca en sıkı güvenlik denetimleri altında saklanır. Embriyo görüntüleri sadece kişinin kendi tedavisi için kullanılır ve kesinlikle üçüncü taraflarla paylaşılmaz. Bu süreçteki şeffaflığımız ve veri güvenliğine verdiğimiz önem, kalite standartlarımızın bir göstergesidir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-eken-yapay-zeka-tup-bebek-tedavisinde-gebelik-sansini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 09:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/prof-dr-eken-yapay-zeka-tup-bebek-tedavisinde-gebelik-sansini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="82211"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Anlı: Çocukların ebeveynleri teknolojik cihazlar değil, aile bireyleridir]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-anli-cocuklarin-ebeveynleri-teknolojik-cihazlar-degil-aile-bireyleridir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-anli-cocuklarin-ebeveynleri-teknolojik-cihazlar-degil-aile-bireyleridir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gazanfer Anlı, son dönemde okullarda yaşanan şiddet olaylarının ardından çocukların dijital medya ve oyunlardaki içeriklere erişimine ilişkin ailelere uyarılarda bulundu.’]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Gazanfer Anlı, ‘Çocukların artık 1 ve 2 yaşından itibaren dijital medyadaki içeriklere maruz kalabildiğini söyleyen Prof. Dr. Anlı, 'Çocukların ebeveynleri teknolojik cihazlar değil, aile bireyleridir. Bu yüzden tüm aile bireylerine düşen görev, bu konuda sorumluluk almak ve elini taşın altına koymaktır' dedi.</p>

<p>Bursa Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gazanfer Anlı, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okullarda yaşanan olayların ardından, çocukların dijital mecralar ve oyunlarda maruz kaldığı içeriklerin etkisi hakkında ebeveynlerin süreci yönetmelerine dair açıklama yaptı. Şiddetin çok yönlü değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Anlı, 'Şiddetin elbette ekonomik, sosyolojik ve psikolojik gibi pek çok boyutları var ve birçok açıdan ele alınması gerekir. Bunun yanı sıra istihbarat boyutu da vardır. Çocukların belirli ortamlarda, özellikle dijital medya kanallarında bir araya gelmeleri, burada örgütlenmeleri ve sonrasında bu tür olaylara teşvik edilmeleri gibi durumlar söz konusu olabilir. Bu teşvik bazen başkaları tarafından, bazen de kendi aralarında gelişebilir. Bugün daha çok bu konunun eğitim ve psikolojik boyutu merak edilmektedir. Bizler de bu boyutları incelerken daha spesifik düşünmek zorundayız. Yani hangi noktalarda, hangi çocuklar risk altındadır ve bu ortamlara nasıl yönlendirilmektedir? Bu soru oldukça önemlidir' diye konuştu.</p>

<p>'BELİRTİLERİN ÜZERİ ÖRTÜLMEMELİDİR'</p>

<p>Çocuklardaki şiddet olaylarına ilişkin yapılan çalışma ve gözlemlerin bulgu ve sonuçları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Anlı, 'İncelemelere baktığımızda, sadece bugünkü olaylarda değil genel olarak birçok durumda risk altında olan çocukların belirli ortak özellikler gösterdiğini görüyoruz. Bu çocuklar bazı belirtileri zaman zaman sergilerler. Örneğin, bazen odalarına kapanırlar, girdikleri dijital ortamları ailelerinden gizlerler. Bunun yanında hem kendilerine hem de başkalarına karşı şiddet içerikli davranışlar sergileyebilirler. Bu belirtiler aslında önemli verilerdir. Okul ortamında öğretmenler, aile içinde ise ebeveynler bu durumları fark edebilir. Ancak önemli olan, bu belirtiler görüldükten sonra üzerinin örtülmemesidir. En kritik noktalardan biri budur. Çünkü herhangi bir davranışın ya da belirtinin üzeri kapatıldığında, ileride daha ciddi sorunların ortaya çıkma ihtimali artar. Bu durum sıkça gözlemlenmektedir. Bu belirtiler erken fark edildiğinde ve küçük önlemler alınarak ileride yaşanabilecek sorunların önüne geçmek mümkündür' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ' YAKLAŞIMI DOĞRU DEĞİLDİR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuğun davranışlarının değerlendirilmesinde ailelerin bilinçli olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Anlı, şöyle konuştu:</p>

<p>'Bir çocuk herhangi bir şiddet davranışı göstermeye başladığında öğretmenler bunu fark edip genellikle okulun psikolojik danışmanına veya rehber öğretmenine yönlendirir. Bu süreçte ailelerin de bilinçli olması gerekir. 'Benim çocuğum yapmaz' ya da 'Abartmayalım' gibi yaklaşımlar doğru değildir. Çünkü her çocuk belirli koşullarda risk altında olabilir. Bunu şu şekilde düşünmek gerekir. Günümüzde dijital mecralar oldukça artmıştır. Eskisine göre çok daha fazla dijital platform ve oyun bulunmaktadır. Bu ortamlarda çocuklar iletişim kurmakta ve sohbet etmektedir. Ancak bu sohbetlerde kiminle iletişim kurdukları her zaman bilinmemektedir. Dışarıdan olumsuz etkiler söz konusu olabilir. Çocukları istismar etmeye çalışan kişiler, onları yönlendiren gruplar ya da illegal yapılar bu ortamlarda bulunabilir. Tüm bunları bütüncül olarak değerlendirdiğimizde, çocukların bu tür risklere maruz kalabildiğini kabul etmemiz gerekir. Bu durumda yapılması gereken, özellikle ebeveynlerin daha bilinçli ve dikkatli olmasıdır. Anne ve babaların çocuklarını belirli ölçülerde kontrol etmesi gerekir. Bazen, 'Çocukları çok sıkmayalım, sürekli kontrol etmeyelim' gibi görüşler dile getirilmektedir ancak burada önemli olan dengeyi doğru kurmaktır.'</p>

<p>'SÜRE VE İÇERİK KONTROLÜ ÇOK ÖNEMLİ'</p>

<p>Dijital medya içeriklerinin çocukları küçük yaşlardan itibaren ciddi anlamda olumsuz etkileyebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Anlı, 'Bununla ilgili bilimsel çalışmalar da var ve kullanım yaşı da ciddi şekilde düştü. Bu sebeple bizim bu konuda yapmamız gerekenler var. Özellikle ilk etapta, çocuk ailede büyüdüğü için, ailenin gerçekleştirmesi gereken şeylerden biri kontroldür. Çünkü kontrol olmadığı zaman çocuklar birçok sosyal medya mecrasında veya oyunlarda gezinebiliyor ve burada çok ciddi zararlı içeriklere maruz kalabiliyorlar. Bu yüzden ailelerin öncelikle çocuklarını kontrol etmesi hangi içeriklere girdiklerini, neler yaptıklarını takip etmesi gerekir. Bunları çocuklarla konuşup zararlı olanların neden zararlı olduğunu anlatmaları ve faydalı içeriklere yönlendirmeleri önemlidir. Ayrıca süre kısıtlaması da yapılmalıdır. Çünkü çocuklara sosyal medyayı veya dijital cihazları verip sonrasında kontrol edilmediğinde, özellikle odalarına gönderildiklerinde ya da sakinleşmeleri için verildiğinde, ebeveynler hangi platformlara girdiklerini bilemez. Bu nedenle hem süre kontrolü hem de içerik kontrolü bizim için çok önemlidir' dedi.</p>

<p>'İLETİŞİMDE SEVGİ DİLİ KORUNMALI'</p>

<p>Ergenlik döneminde çocuklara ebeveynlerin nasıl yaklaşması gerektiğine de değinen Prof. Dr. Anlı, 'Ergenlik dönemine girildiğinde çocukların denetimi daha da zorlaşır. Bu bilinen bir durumdur. Ergenlere yaklaşım daha yumuşak olmalıdır. Sert ya da çatışmacı bir dil kullanmak genellikle ters teper. Bu nedenle iletişimde sevgi dili korunmalıdır. İletişimi doğru kurmak da önemlidir. Sadece 'Derslerin nasıl?' diye sormak iletişim kurmak için yeterli değildir. 'Benden istediğin bir şey var mı?' ya da 'Herhangi bir zorlukla karşılaşırsan ben buradayım' demek çok daha anlamlıdır. Bu tür bir iletişim daha sağlıklı olacaktır. Çocukların ve ergenlerin ihtiyaç duyduğu ebeveyn tarzı ise daha çok demokratik ebeveynliktir. Bu, çocuğun her istediğinin yapılması anlamına gelmez. Yanlış yaptığı davranışlar düzeltilmeli, 'Bu doğru değil, bunu düzeltmen gerekiyor' denilmelidir. Doğru yaptığı davranışlarda ise teşvik edilmeli ve 'Aferin, çok güzel, bunu yapmaya devam et' şeklinde destek verilmelidir. Günümüzde bazı yaklaşımlarda çocuğun her istediğinin yapılması ya da 'Aman üzülmesin' düşüncesiyle sınır koyulmaması, çocuklarda aşırı benmerkezci bir tutumun gelişmesine neden olabiliyor. Bunun da doğru bir yaklaşım olmadığını belirtmek gerekir' diye konuştu.</p>

<p>'ÇOCUKLAR İYİ YETİŞTİĞİNDE, TOPLUM İYİ BİR GELECEĞE SAHİP OLACAKTIR'</p>

<p>Dünya çapındaki çalışmalara bakıldığında özellikle 1 ile 3 yaş arasında ekrana maruz kalmanın çocukların iletişim ve bilişsel becerilerini ciddi olumsuz etkilediğini anlatan Prof. Dr. Anlı, '3 yaşına kadar, acil bir durum olmadıkça çocukların ekranlardan uzak tutulması gerektiğini tavsiye ediyoruz. Çünkü bu dönemde çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey ekran değil, yüz yüze iletişimdir. Çocukların ebeveynleri teknolojik cihazlar değil, aile bireyleridir. Bu yüzden tüm aile bireylerine düşen görev, bu konuda sorumluluk almak ve elini taşın altına koymaktır. Açıkçası ben tüm aile fertlerine bunu öneriyorum. Bu konuda hepimiz sorumluyuz ve çaba göstermemiz gerekiyor. Böylelikle çocuklarımızla olan iletişimimiz daha sağlıklı hale gelecek, etkileşimlerimiz daha iyi olacaktır. Sonuç olarak çocuklar daha iyi yetiştiğinde, toplum da daha iyi bir geleceğe sahip olacaktır' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-anli-cocuklarin-ebeveynleri-teknolojik-cihazlar-degil-aile-bireyleridir</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/prof-dr-anli-cocuklarin-ebeveynleri-teknolojik-cihazlar-degil-aile-bireyleridir.jpg" type="image/jpeg" length="30615"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Dt. Pirbudak: 'Diş eti hastalıkları kalp ve alzheımer riskiyle ilışkili olabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/dr-dt-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/dr-dt-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyleyen Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, 'Diş eti hastalıkları kalp ve alzheımer riskiyle ilışkili olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pirbudak, ‘İnsan vücudundaki tüm sistemler arasında güçlü ve karmaşık bir ilişki bulunur. Çoğu kişi ağız ve diş sağlığını yalnızca estetik görünüm ya da diş çürükleriyle ilişkilendirirken, bilimsel çalışmalar ağız sağlığının vücudun genel sağlığı üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır' dedi.</p>

<p>Ağız içinde gelişen enfeksiyonların zaman zaman kan dolaşımına karışabildiğini belirten Medicana International İstanbul Hastanesi'nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, diş eti hastalıkları bulunan kişilerde kalp ve damar hastalıklarının daha sık görülebildiğini ifade etti. Ağızdaki bakterilerin kan dolaşımına geçmesiyle birlikte vücutta iltihabi yanıtın artabileceğini belirten Pirbudak, kronik inflamasyonun damar iç yüzeyinde yapısal değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da damar sertliği, damar daralması ve tıkanıklık gibi sorunlara zemin hazırlayarak kalp krizi ve felç riskini artırabileceğini söyledi.</p>

<p>'DİŞ ETİ HASTALIKLARI KALP DAMAR SİSTEMİNİ ETKİLEYEBİLİR'</p>

<p>Bilimsel çalışmaların diş eti hastalıkları ile kalp damar hastalıkları arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu ortaya koyduğunu belirten Pirbudak, ağız içinde bulunan bazı bakterilerin kan dolaşımı yoluyla damar duvarlarına yerleşebildiğini aktardı. Bu bakterilerin damar sertliği oluşumuna katkıda bulunabileceğini ifade eden Pirbudak, bazı durumlarda diş ve diş eti enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin kalp kapakçıklarına ulaşarak kalp kapakçığı enfeksiyonlarına yol açabileceğini belirtti. Yapılan bazı klinik araştırmaların diş eti tedavisinin vücuttaki inflamasyon seviyesini azaltabildiğini ve damar fonksiyonlarının iyileşmesine katkı sağlayabildiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p>'AĞIZ SAĞLIĞI BEYİN SAĞLIĞIYLA DA BAĞLANTILI OLABİLİR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların ağız sağlığı ile Alzheimer hastalığı arasında da olası bir ilişki bulunduğunu gösterdiğini belirten Pirbudak, özellikle diş eti hastalıklarıyla ilişkili bazı bakterilerin Alzheimer hastalarının beyin dokusunda tespit edildiğini ifade etti. Bu bakterilerin ürettiği toksinlerin beyin dokusunda iltihabi süreçleri tetikleyebileceğinin düşünüldüğünü belirten Pirbudak, kronik enfeksiyonların kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini artırarak nöroinflamasyonu tetikleyebileceğine dair çalışmalar bulunduğunu söyledi.</p>

<p>'DİŞ KAYBI VE ÇİĞNEME FONKSİYONU BEYİN SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR'</p>

<p>Diş kaybı ve ağız içi enfeksiyonların yalnızca enfeksiyon açısından değil fonksiyonel açıdan da önemli olduğunu belirten Pirbudak, çiğneme fonksiyonunun azalmasının beyne giden kan akışını etkileyebileceğini dile getirdi. Sigara kullanımı, diyabet, kronik inflamasyon, ileri yaş ve yetersiz ağız</p>

<p>hijyeni gibi faktörlerin hem diş eti hastalıkları hem de kalp damar hastalıkları için ortak risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>'AĞIZ SAĞLIĞI GENEL SAĞLIĞIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR'</p>

<p>Ağız sağlığının korunmasının yalnızca dişleri korumak anlamına gelmediğini belirten Pirbudak, düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve diş hekimi kontrollerinin genel sağlık açısından da önemli olduğunu vurguladı. Vücudun bir bütün olduğunu ve ağızda başlayan bir sorunun zamanla farklı sistemleri etkileyebileceğini belirten Pirbudak, sağlıklı bir ağız yapısının kalp ve beyin sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/dr-dt-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/i-m-g-3696.jpeg" type="image/jpeg" length="16171"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Ölümlerin üçte birinin sebebi kalp hastalıkları']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-olumlerin-ucte-birinin-sebebi-kalp-hastaliklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-olumlerin-ucte-birinin-sebebi-kalp-hastaliklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp-damar hastalıklarının küresel ölçekte en önemli ölüm nedenlerinden biri olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Elmas Orak, 'Dünyada tüm ölümlerin yaklaşık üçte biri kalp-damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Bu ölümlerin yaklaşık yüzde 40-45'i kalp krizi gibi iskemik kalp hastalıklarına bağlıdır. Yüzde 30-35'i ise inme sonucu meydana gelmektedir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Elmas Orak, kalp-damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye'de yaşam süresi ve kalitesini belirleyen en önemli sağlık sorunlarının başında geldiğini söyledi.</p>

<p>Yaşlanan nüfus ve risk faktörlerinin artışıyla kalp-damar hastalıklarının daha yaygın hale geldiğini dile getiren Prof. Dr. Orak, 'Dünyada yaklaşık 612 milyon insan aktif olarak kalp-damar hastalığı ile yaşamaktadır. Yaklaşık 254 milyon kişide ise kalbi besleyen damarlar hastadır. Bu durum erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmektedir' diye konuştu.</p>

<p>Obezite, diyabet ve hipertansiyon vakalarındaki artışa dikkat çeken Prof. Dr. Orak, bu hastalıkların görülme sıklığının önümüzdeki yıllarda daha da artmasının beklendiğini ifade etti.</p>

<p>'SADECE ÖLÜME DEĞİL, SAKATLIĞA DA YOL AÇIYOR'</p>

<p>Kalp-damar hastalıklarının küresel ölçekte en önemli ölüm nedenlerinden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Orak, 'Dünyada tüm ölümlerin yaklaşık üçte biri kalp-damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Bu ölümlerin yaklaşık yüzde 40-45'i kalp krizi gibi iskemik kalp hastalıklarına bağlıdır. Yüzde 30-35'i ise inme sonucu meydana gelmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalp hastalıklarının yalnızca ölüme değil, aynı zamanda iş gücü kaybı ve sakatlığa da yol açtığını belirten Prof. Dr. Orak, bu hastalık grubunun dünya genelinde en fazla sakatlık oluşturan hastalıklar arasında yer aldığını söyledi.</p>

<p>Türkiye'de de benzer bir tablonun söz konusu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Orak, 'Ülkemizde kalp-damar hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almakta ve tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 36'sından sorumlu olmaktadır' dedi.</p>

<p>'ERKEKLERDE 45, KADINLARDA 55 YAŞTA RİSK ARTIYOR'</p>

<p>Kalp hastalıklarının tek bir nedene bağlı olmadığına değinen Prof. Dr. Orak, risk faktörlerinin değiştirilemez ve değiştirilebilir olarak ikiye ayrıldığını belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Orak, 'Yaş, cinsiyet ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü değiştirilemez risk faktörleridir. Erkeklerde 45 yaş, kadınlarda ise 55 yaş üzeri risk artmaktadır. Bunun dışında sigara kullanımı, hipertansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve stres gibi faktörler değiştirilebilir riskler arasında yer almaktadır. Risk faktörlerinin birikmesi tehlikeyi artırır. Her bir risk faktörünü sırtta taşınan bir yük gibi düşünebiliriz. Bu yük arttıkça kişinin hastalanma ve hatta hayatını kaybetme riski de artar' dedi.</p>

<p>'YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR'</p>

<p>Kalp hastalıklarından korunmada yaşam tarzı değişikliğinin en etkili yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Orak, 'Sigarayı bırakmak riski en hızlı düşüren adımdır. Kilo kontrolü sağlanmalı, tuz tüketimi azaltılmalı ve alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır. Akdeniz tipi beslenme altın standarttır. Zeytinyağı, tam tahıllar, baklagiller, sebze ve meyveler ile haftada en az iki kez balık tüketimi önerilir. İşlenmiş et ürünleri ve trans yağlardan uzak durulmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'HAFTADA EN AZ 150 DAKİKA EGZERSİZ ÖNERİLİYOR'</p>

<p>Fiziksel aktivitenin kalp sağlığındaki rolüne değinen Prof. Dr. Orak, 'Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapılmalıdır. Tempolu yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi aktiviteler kalp sağlığını destekler. Ayrıca haftada iki gün yapılacak hafif direnç egzersizleri de faydalıdır' dedi.</p>

<p>'STRES VE UYKU DA KALBİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Stres ve uyku düzeninin kalp sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Orak, 'Yoğun stres kontrol altına alınmalı, gerekirse profesyonel destek alınmalıdır. Günde 7-8 saat kaliteli uyku hayati önem taşır. Uyku apnesi olan kişilerde kalp krizi riski belirgin şekilde artmaktadır' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'AİLE ÖYKÜSÜ OLANLAR ERKEN YAŞTA TARANMALI'</p>

<p>Genetik yatkınlığın önemli bir risk faktörü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Orak, 'Ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olan bireyler taramalara 20'li yaşlarda başlamalıdır. Kolesterol, kan şekeri ve tansiyon düzenli olarak takip edilmelidir' dedi.</p>

<p>'KADINLARDA FARKLI BELİRTİLER TANIYI GECİKTİREBİLİR'</p>

<p>Kadın ve erkeklerde hastalık belirtilerinin farklılık gösterebileceğini ifade eden Orak, 'Kalp krizinin tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Ancak kadınlarda nefes darlığı, aşırı yorgunluk, mide bulantısı, sırt veya çene ağrısı gibi atipik belirtiler de görülebilir. Bu durum tanının gecikmesine neden olabilir' diye konuştu.</p>

<p>'ERKEN TANI HAYAT KURTARIR'</p>

<p>Erken tanının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Orak, 'Düzenli hekim kontrolleri ve kan tahlilleri büyük önem taşır. EKG, efor testi ve ekokardiyografi gibi yöntemler kısa sürede uygulanabilir. Gerekli durumlarda ileri tetkiklere başvurulabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Göğüs ağrısı, ani nefes darlığı veya baygınlık hissi durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Orak, bu belirtilerin hayati risk taşıyabileceğini söyledi.</p>

<p>'EN ETKİLİ TEDAVİ KORUNMAK'</p>

<p>Kalp hastalıklarının geliştikten sonra ciddi sonuçlara yol açtığını belirten Prof. Dr. Orak, 'Hastalık oluştuktan sonra hem bedensel hem ekonomik ağır bedeller ödenmektedir. Bu nedenle en etkili tedavi, hastalığın oluşmasını önlemektir' diye konuştu.</p>

<p>Günlük yaşamda alınabilecek basit önlemlere de değinen Orak, 'Uzun süre oturmaktan kaçınılmalı, paketli ürünlerin etiketleri okunmalı ve sosyal ilişkiler güçlendirilmelidir. Bu tür alışkanlıklar kalp sağlığını olumlu yönde etkiler' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'TEDAVİ YÖNTEMLERİ GELİŞİYOR'</p>

<p>Kalp hastalıklarının tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını kaydeden Prof. Dr. Orak, 'İlaç tedavileri, stent uygulamaları, bypass cerrahisi, kalp pili ve ritim tedavileri günümüzde başarıyla uygulanmaktadır. Robotik cerrahi ve yapay zekâ destekli uygulamalar da giderek yaygınlaşmaktadır' ifadelerini kullandı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-olumlerin-ucte-birinin-sebebi-kalp-hastaliklari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/i-m-g-3672.jpeg" type="image/jpeg" length="11450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp nakli beklerken ilaç tedavisiyle sağlığına kavuştu]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’da enfeksiyon sonrası gelişen kalp yetmezliği nedeniyle kalp nakli bekleme sürecine giren Göktuğ Alp Şiş (3), Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde uygulanan tedavi ile nakle gerek kalmadan sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Neslihan ve Samet Şiş'in tek çocuğu Göktuğ Alp Şiş, 1,5 yıl önce geçirdiği üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası ayaklarda şişlik, karında ödem ve nefes darlığı şikayetiyle farklı hastanelere götürüldü. Yapılan tetkiklerde, Göktuğ Alp'in enfeksiyon sonrası kalp kasının ciddi şekilde etkilendiği ve süreçte kalp fonksiyonlarının kritik seviyelere kadar gerilediği, kalp nakline ihtiyaç duyduğu belirlendi. Göktuğ Alp, bunun üzerine Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne sevk edildi. Burada yapılan değerlendirmelerde kalbin sol tarafının ciddi düzeyde etkilendiği, kalp kasılma gücünün olması gerekenin yarısının da altında olduğu tespit edildi ve ilaç tedavisine başlandı. Enfeksiyon sonrası gelişen ağır kalp kası hastalığı nedeniyle hayati riskle karşı karşıya kalan Göktuğ Alp, enfeksiyona ve kalp yetmezliğine yönelik uygulanan uygun tedavilerle nakil ihtiyacı duymadan sağlığına kavuştu.</p>

<p>'KALBİ YÜZDE 30 CİVARI ÇALIŞIYORDU'</p>

<p>Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ece, ailenin önce farklı merkezlere başvurduğunu belirterek, 'Göktuğ Alp'in enfeksiyon sonrası gelişen ağır kalp hastalığı nedeniyle kalp kası etkilenmiş ve kalp normal fonksiyonunu gösteremez hale gelmiş. Farklı merkezlerde yoğun bakım yatış süreci olmuş. 3-4 aylık bir yatış hikayesi var. Farklı merkezlerde de uygun tedavilere başlanmış ama zorlu bir süreç olmuş. Hastanemiz bir kalp nakli merkezi olduğu için yoğun bakımı sonrası bizim hastanemize başvurdu. Biz de nakil süreci öncesinde değerlendirmelerimizi yaptık. Kalp yetmezliğine yönelik ilaç tedavilerini düzenledik ve aynı zamanda geçirdiği ağır enfeksiyona yönelik olarak bize başvuru öncesindeki merkezde uygulanan enfeksiyona yönelik tedavisine devam ettik. Hastanın kliniğine göre, laboratuvar değerlerine göre, ekokardiografik bulgularına göre tedavisini düzenledik. Göktuğ Alp, çoklu ilaç tedavisi alıyordu. Kalp yetmezliği yani kalbin sol tarafı ciddi manada etkilenmişti bize başvurduğunda. Normalde yüzde 60'ın üzerinde çalışması gereken sol kalbi yüzde 30 civarında çalışıyordu ve kötü durumdaydı' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'MUCİZE GİBİ BİR DURUM'</p>

<p>Prof. Dr. Ece, hem kalp yetmezliğine yönelik hem de geçirdiği ağır enfeksiyona yönelik ilaç tedavileri ile Göktuğ Alp'in durumunun gün gün daha iyi gittiğini aktararak, 'Eğer daha kötüye gitmiş olsaydı biz hastamıza nakil öncesi kateter anjiografi yapacaktık ve nakil ekibi ile konuşup ona göre planlamasını yapacaktık. Ama Göktuğ Alp, medikal tedavi dediğimiz ilaç tedavisine iyi cevap verdi ve zamanla yüz güldürücü sonuç alabildik. Bu hastalıkta kalp kası enfeksiyonuna bağlı hastalıklarda çok ciddi durumlar ortaya çıkabiliyor. Solunum sıkıntısı artabiliyor. Solunum cihazına bağlamak zorunda kalabiliyoruz hastayı. Yapay kalp takmak zorunda kalabiliyoruz. Ama Göktuğ'da bu durumlar oluşmadı. Daha iyiye gitti. Gerçekten mucize gibi bir durum. Normalde bu hastalık düzelmeyebilir. Çok şükür ki tedavileri iyi yanıt verdi. Aileler endişe etmesinler. Enfeksiyona bağlı kalp yetmezliği durumlarında bunların hepsi kalp nakline gitmiyor. Bu çocukların hepsi kaybedilmiyor. İyi uygun tedavi ve takiple bu hastaların önemli bir kısmını normal sağlığına kavuşturabiliyoruz. O yüzden umutsuzluğa kapılmasınlar' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Göktuğ Alp'in annesi Neslihan Şiş ise oğlunun sağlığına kavuştuğunu söyleyerek, 'Şu an çok iyi durumdayız. Yaşıtları gibi koşuyor, oynuyor. İhtiyaçlarını kendisi karşılayabiliyor. Şu an yüzde 50'nin üzerinde değerleri. İlaçları azaltıldı. İnşallah ilaç kullanmaya bile gerek kalmadan her şey düzelecek ileriki zamanda. Doğru tedaviyle, doğru takip ve tedaviyle iyi sonuç da alınabiliyor' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu.jpg" type="image/jpeg" length="54180"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Orak: Bebeklerde kalça sağlığı için erken değerlendirme önemlidir]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Müfit Orak, yenidoğan döneminde yapılan kalça kontrollerinin, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek ortopedik sorunların önlenmesi açısından önemli olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aileye katılan her yeni bireyin büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu belirten Özel Adatıp Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Müfit Orak, 'Yaşamın erken döneminde bazı sağlık durumlarının yakından takip edilmesi gerekir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken durumlardan biri de gelişimsel kalça displazisidir' dedi.</p>

<p>Halk arasında 'doğumsal kalça çıkığı' olarak bilinen bu durumun erken dönemde fark edilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Orak, 'Erken yaşta tespit edilen durumlarda daha basit ve kısa süreli tedavi yaklaşımları planlanabilir. İleri yaşlarda tanı konulması halinde ise daha farklı tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalça ultrasonografisinin (USG), bebeklerde kalça yapısının değerlendirilmesinde kullanılan güncel yöntemlerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Orak, 'Ağrısız bir işlem olan bu değerlendirme, doğum sonrası dönemde uygulanabilmekte ve gerekli durumlarda tekrar edilebilmektedir' diye konuştu.</p>

<p>Özellikle yaşamın ilk haftalarında yapılan kontrollerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Mehmet Müfit Orak, 'Aile öyküsünde benzer durum bulunan bebeklerde değerlendirmelerin daha erken dönemde planlanması faydalı olabilir' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Orak, sözlerini şöyle tamamladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Kalça gelişiminin düzenli takip edilmesi ve hekim önerileri doğrultusunda hareket edilmesi, olası risklerin yönetilmesi açısından önem taşımaktadır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir.jpg" type="image/jpeg" length="77253"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Danacıoğlu: 'Gece tuvalete kalkmak prostatın ilk sinyali olabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle 40 yaş sonrası erkeklerde görülen gün içinde sık tuvalete gitme ihtiyacı, gece uykudan uyandıran idrar hissi ve idrar yaparken zorlanma gibi şikayetlerin çoğu zaman basit bir sorun veya yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüldüğünü söyleyen Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, bu belirtilerin en önemli nedenlerinden birinin iyi huylu prostat büyümesi olduğunu belirterek uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, iyi huylu prostat büyümesinin erken belirtilerine dikkat çekerek hastaların modern tedavi yöntemleriyle eski yaşam konforuna kavuşabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>'SIK İDRARA ÇIKMANIN ALTINDA FARKLI NEDENLER VAR'</p>

<p>Erkeklerde özellikle 40 yaş sonrasında sık idrara çıkma şikayetinin yaygınlaştığını belirten Doç. Dr. Danacıoğlu, 'Hastalarımız genellikle gündüz sık tuvalete gitme, gece birkaç kez idrara kalkma, idrar akımında zayıflama ve mesanenin tam boşalmadığı hissiyle başvuruyor. Bu şikayetler yalnızca prostatla sınırlı değil. Kontrolsüz diyabet, aşırı sıvı tüketimi, kafeinli içecekler ve aşırı aktif mesane gibi farklı nedenler de bu tabloya yol açabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'EN SIK NEDEN İYİ HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİ'</p>

<p>Orta yaş ve üzerindeki erkeklerde en önemli nedenlerden birinin iyi huylu prostat büyümesi olduğunu aktaran Doç. Dr. Danacıoğlu, 'Prostat bezi mesanenin hemen altında yer alır ve idrar kanalını çevreler. Yaş ilerledikçe büyüyen prostat dokusu idrar kanalını daraltarak idrar yapmayı zorlaştırır' dedi. Doç. Dr. Danacıoğlu, bu durumun zamanla sık idrara çıkma, gece uyanma, kesik kesik idrar yapma ve tam boşalamama hissine yol açtığını belirtti.</p>

<p>Günümüzde prostat tedavisinde modern yöntemlerin ön plana çıktığını ifade eden Doç. Dr. Danacıoğlu, 'HoLEP (HolmiumLazer Prostat Enükleasyonu) yöntemi öne çıkan tekniklerden biridir. Bu yöntemde büyümüş prostat dokusunu lazer yardımıyla kapalı şekilde herhangi bir açık ameliyat kesisi yapılmadan, idrar kanalından endoskopik olarak gerçekleştiriliyor. HoLEP yönteminin en önemli avantajlarından biri prostat dokusunun tamamen temizlenebilmesidir. Bu sayede idrar akımı belirgin şekilde düzeliyor ve şikayetler büyük oranda ortadan kalkıyor. Ayrıca bu yöntem büyük prostatlarda da uygulanabiliyor. Hastanede kalış süresi de azalırken, hastalarımız hızlı bir şekilde günlük yaşamlarına dönebilir. Uzun vadeli başarı oranı da oldukça yüksekken, tekrar ameliyat ihtiyacı oldukça düşük bir yöntem' dedi.</p>

<p>'BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sık idrara çıkma ve idrar yapma zorluğu gibi şikayetlerin prostat büyümesinin erken belirtileri olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Danacıoğlu, bu tür durumlarda zaman kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti. Erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini ifade ederek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="21629"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
