<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Axion Haber</title>
    <link>https://www.axionhaber.com</link>
    <description>Medyanın Güçlü Sesi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 31 Aug 2026 16:12:10 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından bağırsak enfeksiyonuna karşı 'marul' ve 'buz' uyarısı]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzmanindan-bagirsak-enfeksiyonuna-karsi-marul-ve-buz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzmanindan-bagirsak-enfeksiyonuna-karsi-marul-ve-buz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Aslı Özer, 'Son dönemde ABD'de belirli doğranmış iceberg marullarıyla ilişkili Cyclospora vakaları nedeniyle yürütülen soruşturma, yaz aylarında gıda güvenliğini yeniden gündeme taşıdı.‘]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Doktor Özer, ‘Cyclospora özellikle kontamine su veya gıdalar aracılığıyla bulaşabilen paraziter bir enfeksiyondur. Hijyen koşulları yeterli olmayan işletmelerde hazırlanan salatalar ve güvenilir olmayan kaynaklardan elde edilen buz, mikroorganizmaların bulaşmasına veya çoğalmasına zemin hazırlayabilir' dedi.</p>

<p>Medicana Sağlık Grubu'ndan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Aslı Özer, sadece marularda görülen Cyclospora vakalarıyla ilgili değil; özellikle yaz aylarında çiğ tüketilen sebze ve meyveler, açıkta satılan dilimlenmiş ürünler ve buzlu içeceklerle ilgili gıda güvenliği konusunda uyarılarda bulundu.</p>

<p>Cyclosporanın özellikle kontamine su veya gıdalar aracılığıyla bulaşabilen paraziter bir enfeksiyon etkeni olduğunu söyleyen Dr. Aslı Özer, yaz aylarında sıcaklıkların yüksek seyretmesiyle gıda kaynaklı enfeksiyon risklerinin artabileceğini dile getirdi. Özellikle pişirilmeden tüketilen sebze ve meyvelerin, uygun koşullarda saklanmayan veya açıkta bekletilen dilimlenmiş ürünlerin riskli olduğuna değinen Uzm. Dr. Özer, 'Hijyen koşulları yeterli olmayan işletmelerde hazırlanan salatalar ve güvenilir olmayan kaynaklardan elde edilen buz, mikroorganizmaların bulaşmasına veya çoğalmasına zemin hazırlayabilir' diye konuştu.</p>

<p>'YAPRAKLAR AYRILARAK TEMİZLENMELİ'</p>

<p>Marul ve diğer yapraklı sebzelerin toprak, sulama suyu, hayvanlar, çalışanların elleri, taşıma ve hazırlama aşamalarındaki yüzeyler aracılığıyla çeşitli mikroorganizmalarla kontamine olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Özer, 'Bu nedenle marul tüketmeden önce öncelikle eller temizlenmeli, zarar görmüş veya çürümüş yapraklar ayrılmalı ve yapraklar mümkün olduğunca birbirinden ayrılarak akan temiz su altında iyice yıkanmalıdır. Özellikle yaprakların kıvrımları ve birbirine temas eden yüzeyleri dikkatle temizlenmelidir. Yıkama işleminin amacı mikroorganizmaları tamamen yok etmek değil, yüzeydeki mikrobiyal yükü ve dolayısıyla enfeksiyon riskini azaltmaktır. Marul veya diğer sebzeler sabun, deterjan ya da çamaşır suyuyla yıkanmamalıdır. Bu ürünlerin gıdaların temizlenmesinde kullanılması önerilmemektedir' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'KARPUZDA DA RİSK VAR'</p>

<p>Karpuz ve kavunun da kesilmeden önce yıkanması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Aslı Özer, 'Karpuz, kavun ve benzeri kabuklu meyvelerin dış yüzeylerinde mikroorganizmalar bulunabilir. Meyve yıkanmadan kesildiğinde, bıçağın kabuktan içeri geçmesi sırasında yüzeyde bulunan mikroorganizmalar yenilebilir kısma taşınabilir. Bu nedenle kabuğu yenmeyen meyveler de kesilmeden önce akan su altında yıkanmalıdır. Sert yüzeyli ürünlerde, yüzeyin temiz bir sebze fırçasıyla nazikçe temizlenmesi de yardımcı olabilir' dedi.</p>

<p>'AÇIKTA SATILAN KARPUZA DİKKAT'</p>

<p>Karpuz veya kavunun dilimlendiğinde, ürünü dış ortamdan koruyan doğal kabuk bariyeri ortadan kalktığını kaydeden Dr. Aslı Özer, 'Kesilmiş meyveler uygun sıcaklıkta muhafaza edilmez ve özellikle sıcak ortamlarda uzun süre bekletilirse mikroorganizmaların çoğalması kolaylaşabilir. Bu nedenle özellikle yaz aylarında açıkta, güneş altında veya soğuk zinciri belirsiz koşullarda uzun süre bekletilmiş dilimlenmiş meyvelere karşı dikkatli olunmalıdır. Kesilmiş meyveler uygun şekilde soğukta muhafaza edilmelidir' diye konuştu.</p>

<p>'KUSMA VE İSHAL GÖRÜLEBİLİR'</p>

<p>Özellikle toplu tüketim yapılan restoran ve işletmelerde hijyen kurallarına eksiksiz uyulmasının olası gıda kaynaklı enfeksiyonların önlenmesinde kritik rol oynadığına değinen Uzm. Dr. Aslı Özer, 'Kirli veya iyi temizlenmemiş gıdaların tüketilmesi sonucu gelişen enfeksiyonlarda bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ateş ve sıvı kaybı görülebilir. Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde bu tablo daha ağır seyredebilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Unutmayalım; marul ve diğer tüm sebze-meyveleri tüketmeden önce doğru şekilde yıkamak, gıda kaynaklı enfeksiyonlardan korunmanın en etkili yollarından biridir' dedi.</p>

<p>'HER BAKTERİNİN BULAŞMA YOLU FARKLI'</p>

<p>Uzm. Dr. Aslı Özer, gıdaların temizlik yöntemlerinin birbirinden farklı olduğuna değinerek, şöyle devam etti:</p>

<p>'Bakteri, virüs ve parazitlerin bulaşma yolları birbirinden farklıdır. Bu nedenle tek bir 'yıkama yöntemi' bütün mikroorganizmaları ortadan kaldırmaz.E. coli ve Salmonella kontamine su ve toprak, hayvansal ürünler, eller ve mutfak yüzeyleri aracılığıyla gıdalara bulaşabilir. Bu mikroorganizmalar açısından el hijyeni, çiğ ve pişmiş gıdaların birbirinden ayrılması, temiz ekipman kullanılması ve gerekli durumlarda gıdaların yeterli sıcaklıkta pişirilmesi büyük önem taşır. Taze ürünlerin akan su altında yıkanması da yüzeydeki kontaminasyonu azaltmaya yardımcı olabilir. Cyclospora ise özellikle taze ürünlerle ilişkilendirilen bir parazittir. Güvenli su kullanımı, taze ürünlerin uygun şekilde temizlenmesi ve çapraz bulaşmanın önlenmesi önemlidir. Ancak normal yıkama işlemi Cyclospora'yı tamamen ortadan kaldıran güvenilir bir yöntem olarak kabul edilmemelidir. Norovirus açısından ise enfekte kişilerin elleri önemli bir bulaşma kaynağıdır. Enfekte bir kişinin ellerini uygun şekilde temizlemeden gıda hazırlaması, virüsün gıdaya taşınmasına neden olabilir. Bu nedenle yalnızca sebze ve meyveleri yıkamak yeterli değildir; el hijyeni, mutfak yüzeylerinin temizliği ve hasta kişilerin gıda hazırlamaktan kaçınması da önemlidir. Listeria açısından ise özellikle hazır tüketime sunulan ve uzun süre saklanan gıdalarda soğuk zincirin korunması ve çapraz bulaşmanın önlenmesi önem taşır. Listeria'nın önemli özelliklerinden biri, buzdolabı sıcaklıklarında da çoğalabilmesidir. Dolayısıyla buzdolabında saklamak her mikroorganizmayı etkisiz hale getirmez.'</p>

<p>'BUZ DA GIDA GÜVENLİĞİNİN BİR PARÇASI'</p>

<p>'Buz donduğu için mikrop barındırmaz' düşüncesi doğru değildir' diyen Uzm. Dr. Aslı Özer, 'Suyu dondurmak onu steril hale getirmez. Buzun güvenliği öncelikle hangi sudan üretildiğine ve nasıl hazırlandığına bağlıdır. Güvenilir olmayan veya kontamine sudan yapılan buz enfeksiyon açısından risk taşıyabilir. Bunun yanı sıra buz makinelerinin ve buz kaplarının hijyeni de önemlidir. Buzun elle tutulması, temiz olmayan bir kepçeyle alınması, kirli yüzeylerle temas etmesi veya uygun olmayan koşullarda saklanması kontaminasyona yol açabilir. Bu nedenle restoran ve kafelerde kullanılan buzun güvenilir içme suyundan üretilmesi, buz makinelerinin düzenli olarak temizlenmesi ve buzun hijyenik ekipmanlarla servis edilmesi gerekir' dedi.</p>

<p>'ÇAPRAZ BULAŞMAYA ÖZELLİKLE DİKKAT EDİLMELİ'</p>

<p>Evde yapılan önemli gıda hatalardan birinin de, çiğ et için kullanılan bıçak veya kesme tahtasının yeterince temizlenmeden salata ya da meyve hazırlamak için kullanılması olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Özer, 'Örneğin çiğ tavuktan bulaşan bir bakteri, aynı kesme tahtasında hazırlanan ve daha sonra pişirilmeyecek olan salataya taşınabilir. Bu nedenle mümkünse çiğ et ve sebze-meyveler için ayrı kesme tahtaları kullanılmalı; tezgâh, bıçak ve diğer mutfak ekipmanları her kullanım sonrasında uygun şekilde temizlenmelidir' diye konuştu.</p>

<p>'YIKADIM, ARTIK KESİNLİKLE MİKROP YOK DEMEMELİYİZ'</p>

<p>Bir sebzeyi veya meyveyi yıkamak, onu steril hale getirmez diyen Uzm. Dr. Özer, 'Yıkama; yüzeyde bulunan toprak, kir ve mikroorganizmaların bir bölümünün uzaklaştırılmasına yardımcı olur ancak enfeksiyon riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Özellikle yaz aylarında açıkta satılan, önceden dilimlenmiş ve soğuk zinciri belirsiz gıdalar konusunda daha dikkatli olunmalıdır. Ancak bu, sebze ve meyvelerden uzak durmamız gerektiği anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; taze sebze ve meyveleri tüketmekten vazgeçmek değil, gıdaları doğru seçmek, akan su altında uygun şekilde temizlemek, çiğ ve pişmiş ürünleri birbirinden ayırmak ve uygun koşullarda saklamaktır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, gebeler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde bazı gıda kaynaklı enfeksiyonlar daha ağır seyredebildiğinden, bu gruplarda gıda hijyenine daha fazla özen gösterilmelidir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzmanindan-bagirsak-enfeksiyonuna-karsi-marul-ve-buz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/i-m-g-7661.jpeg" type="image/jpeg" length="89667"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Sünnet öncesi çocuklar mutlaka muayene edilmeli']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sunnet-oncesi-cocuklar-mutlaka-muayene-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sunnet-oncesi-cocuklar-mutlaka-muayene-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Dilan Altıntaş Ural, sünnet öncesinde çocukların mutlaka ayrıntılı muayeneden geçirilmesi gerektiğini belirterek, 'Bazı doğumsal anomalilerin sünnet sırasında fark edilmesi, cerrahiyi planlamayı güçleştirebilir. Bazı durumlarda sünnet derisi, ileride yapılacak cerrahi onarımda kullanılabilir. Sünnet uygun cerrahi koşullarda ve çocuk cerrahisi konusunda deneyimli hekimler tarafından yapılmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi'nden Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Dilan Altıntaş Ural, 'Erkek çocuklarda en sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olan sünnet, tıbbi gerekliliklerin yanı sıra dini veya kültürel nedenlerle de gerçekleştirilebiliyor. İşlemin güvenli biçimde tamamlanmasında sünnetin uygulanış şekli kadar çocuğun işlem öncesinde değerlendirilmesi ve sonrasında doğru bakımın yapılması da önem taşıyor. Sünnet yalnızca işlemin gerçekleştirildiği anla sınırlı değildir. Sünnet öncesinde çocuğun genel sağlık durumu, penis yapısı, eşlik eden hastalıkları ve kanama açısından risk oluşturabilecek durumlar değerlendirilmelidir. İşlemin uygun cerrahi koşullarda yapılması ve sonrasında önerilen bakım kurallarına uyulması, iyileşme sürecinin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar' diye konuştu.</p>

<p>'HER ÇOCUK İÇİN TEK BİR SÜNNET ZAMANI BULUNMUYOR'</p>

<p>Sünnet zamanının çocuğun yaşı, genel sağlık durumu ve hekim değerlendirmesine göre belirlenmesi gerektiğini ifade eden Ural, 'Bazı çocuklarda işlem doğumdan sonraki ilk aylarda planlanabilir, bazı durumlarda ise daha ileri bir tarihe ertelenebilir. Sünnet için her çocuğa uygulanabilecek tek bir zaman aralığından söz edilemez. Çocuğun gelişimsel özellikleri, eşlik eden hastalıkları ve cerrahi değerlendirme sonucunda elde edilen bulgular birlikte ele alınmalıdır. Ailenin beklentileri de dikkate alınarak çocuk için en uygun dönem belirlenebilir. Burada önemli olan sünnet kararının çocuğa özel değerlendirme sonucunda verilmesidir. Sünnet öncesinde yapılan muayenenin yalnızca çocuğun işleme uygun olup olmadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmez. Penis yapısının doğumsal anomaliler açısından da ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekir. Bazı doğumsal anomalilerin sünnet sırasında fark edilmesi, cerrahi planlamayı güçleştirebilir. Çocuk sünnet edilmeden önce mutlaka ayrıntılı olarak muayene edilmelidir. Penis yapısında farklılık bulunup bulunmadığı, idrar deliğinin yerleşimi ve sünnet derisinin yapısı değerlendirilmelidir. Doğumsal bir anomali saptandığında sünnetin ertelenmesi ve tedavinin buna göre planlanması gerekebilir. Çünkü bazı durumlarda sünnet derisi, ileride yapılacak cerrahi onarımda kullanılabilir' dedi.</p>

<p>Çocuğun bilinen bir kanama bozukluğunun, kronik hastalığının, alerjisinin veya düzenli kullandığı bir ilacın bulunması durumunda bu bilgilerin işlem öncesinde hekimle paylaşılması gerektiğini belirten Ural, 'Ailede kanama bozukluğu öyküsü bulunması da önem taşımaktadır. Sünnetin uygun cerrahi koşullarda ve çocuk cerrahisi konusunda deneyimli bir hekim tarafından yapılması önemlidir. Cerrahi işlemlerde olduğu gibi sünnette de kanama ve enfeksiyon başta olmak üzere bazı komplikasyonlar gelişebilir. Steril ameliyathane koşulları, doğru cerrahi teknik ve işlem sonrası düzenli takip bu risklerin azaltılmasına yardımcı olur. İşlem öncesinde ailenin sünnetin nasıl gerçekleştirileceği, işlem sonrasında karşılaşılabilecek normal değişiklikler ve bakım süreci hakkında bilgilendirilmesi gereklidir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'HAFİF ŞİŞLİK VE KIZARIKLIK İLK GÜNLERDE GÖRÜLEBİLİYOR'</p>

<p>Sünnet sonrasında hafif ağrı, ödem ve kızarıklığın genellikle beklenen bulgular arasında yer aldığını ifade eden Ural, 'Bu belirtiler çoğunlukla kısa süre içinde azalır. İyileşme sürecinde hekimin önerdiği pansuman ve bakım uygulamalarının düzenli yapılması gerekir. Sünnet bölgesinin temiz tutulması, reçete edilen ilaçların önerilen doz ve sürede kullanılması ve çocuğun bölgeyi sıkıştırmayacak rahat kıyafetler giymesi önemlidir. Bakım uygulamaları sünnette kullanılan yönteme ve çocuğun yaşına göre değişebileceği için aileler yalnızca hekimlerinin önerilerini takip etmelidir. Çocukların büyük bölümü kısa süre içinde günlük yaşamına dönmektedir. Tam iyileşme süresi çocuğun yaşına, uygulanan yönteme ve kişisel iyileşme özelliklerine göre değişebilir. Sünnet sonrasında bazı belirtiler uzman değerlendirmesi gerektirir. Kontrol altına alınamayan kanama, yüksek ateş, giderek artan ağrı, şişlik veya kızarıklık, kötü kokulu akıntı ve enfeksiyon bulgularında sağlık kuruluşuna başvurulması gereklidir. Çocuğun idrar yapmakta zorlanması veya uzun süre idrar yapamaması da dikkate alınmalıdır. Bu belirtilerin görülmesi her zaman ciddi bir komplikasyon geliştiği anlamına gelmez. Ancak durumun nedeninin belirlenmesi ve gerekli müdahalenin gecikmeden yapılabilmesi için çocuk uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sunnet-oncesi-cocuklar-mutlaka-muayene-edilmeli</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/i-m-g-7613.jpeg" type="image/jpeg" length="87651"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Boynukalın: '40 yaş üzeri gebeliklerde dikkat çeken artış yaşanıyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-boynukalin-40-yas-uzeri-gebeliklerde-dikkat-ceken-artis-yasaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-boynukalin-40-yas-uzeri-gebeliklerde-dikkat-ceken-artis-yasaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahçeci Tüp Bebek doktorlarından Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Kübra Boynukalın, 'Geçmişte istisnai olarak değerlendirilen 40 yaş ve üzerindeki gebelikler bugün üreme sağlığı kliniklerinde giderek daha sık karşılaşılan bir durum haline geliyor. Yardımcı üreme teknolojilerindeki gelişmeler de bu değişime eşlik ediyor.’]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Boynukalın, ‘Tüp bebek uygulamalarının yaygınlaşması, embriyo ve yumurta dondurma yöntemlerindeki teknolojik ilerlemeler, kadınlara üreme planlaması açısından daha fazla seçenek sunuyor. 40 yaş üzeri gebeliklerde dikkat çeken artış yaşanıyor. Ancak bu noktada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. 40 yaş ve üzerindeki doğumların artması kadınların biyolojik doğurganlık yaşının da uzadığı anlamına gelmiyor' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Boynukalın, 'Kadın doğurganlığındaki yaşa bağlı azalmanın iki temel nedeni bulunuyor; yumurtalık rezervinin azalması ve yumurta kalitesinin düşmesi. Kadınlar sahip olacakları yumurtaların büyük bölümüyle doğuyor ve yaş ilerledikçe bu yumurta havuzu azalıyor. Ancak özellikle 40 yaş sonrasında yalnızca yumurta sayısındaki azalma değil, yumurtaların genetik açıdan sağlıklı olma ihtimalindeki düşüş de gebelik şansını önemli ölçüde etkiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'40 YAŞINDAN SONRA GEBELİĞİN SAĞLIKLI ŞEKİLDE İLERLEMESİ DE ÖNEMLİ BİR KONU HALİNE GELİYOR'</p>

<p>Prof. Dr. Boynukalın, 'İleri yaşlarda kromozomal olarak normal olmayan yumurtaların oranı arttığı için döllenme sonrasında sağlıklı embriyo gelişme ihtimali azalabiliyor. Bu durum embriyonun rahme tutunamaması veya gebeliğin düşükle sonuçlanması riskini de artırabiliyor. Bu nedenle 40 yaşından sonra gebelik elde etmek kadar, gebeliğin sağlıklı şekilde ilerlemesi de önemli bir konu haline geliyor. Burada yumurta rezervi ile yumurta kalitesinin birbirinden farklı kavramlar olduğunu özellikle vurgulamak gerekiyor. AMH testi ve ultrasonografide değerlendirilen antral folikül sayısı yumurtalık rezervi hakkında bilgi verebilir ancak bu testler tek başına yumurta kalitesini göstermez' diye konuştu.</p>

<p>Yumurta kalitesinin belirleyicilerinden birinin yaş olduğunu belirten Prof. Dr. Boynukalın, 'Bu nedenle 40 yaş ve üzerinde çocuk sahibi olmak isteyen kadınların gebelik planlarını ertelemeden bir üreme sağlığı uzmanına danışmaları önem taşıyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'İLERİ YAŞTA GEBELİK SÜRECİ MUTLAKA RİSKLİ GEÇER DİYE DÜŞÜNÜLMEMELİ'</p>

<p>Prof. Dr. Boynukalın, '40 yaşından sonra gebelik oluştuğunda anne adaylarının en büyük endişelerinden biri gebeliğin riskli olup olmayacağıdır. Oysa ileri yaş gebeliğini 'mutlaka sorun yaşanacak gebelik' şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Sağlıklı bir gebelik ve doğum elbette mümkündür. Ancak bazı komplikasyonların görülme ihtimali yaşla arttığı için gebeliğin daha yakından ve kişiye özel takip edilmesi gerekir. Anne adayında gebelik şekeri, hipertansiyon ve preeklampsi görülme ihtimali artabilir. Sezaryen doğum ve bazı plasental problemlerin görülme olasılığı da yükselebilir. Ayrıca yaş ilerledikçe hipertansiyon, diyabet ve tiroid hastalıkları gibi gebeliği etkileyebilecek kronik hastalıkların görülme ihtimali de artmaktadır. Bebek açısından ise kromozomal anomaliler, düşük, erken doğum, büyüme problemleri ve bazı olumsuz gebelik sonuçları açısından risk artışı söz konusu olabilir. Ancak bu risklerin artması mutlaka bir komplikasyon yaşanacağı anlamına gelmez. Önemli olan riskleri gebelik başlamadan önce belirlemek ve mümkün olanları azaltmaktır' dedi.</p>

<p>'GEBELİK ÖNCESİ HAZIRLIK BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR'</p>

<p>40 yaş ve üzerindeki kadınlarda gebelik planlamasının gebelik öncesinde başlanmasını önerdiklerini aktaran Prof. Dr. Boynukalın, 'Anne adayının tansiyonu, kan şekeri, kilosu, tiroid fonksiyonları ve mevcut kronik hastalıkları değerlendirilmelidir. Gerekli durumlarda mevcut hastalıkların gebelik öncesinde kontrol altına alınması önemlidir. Sigara ve alkolden uzak durulması, sağlıklı kiloya ulaşılması, dengeli beslenme ve gebelik öncesinde folik asit kullanılması da gebelik sürecine hazırlığın önemli parçalarıdır. Gebelik oluştuğunda ise anne adayının kişisel risklerine göre takip planı oluşturulmalı; uygun prenatal genetik taramalar ve ayrıntılı ultrasonografik değerlendirmeler zamanında yapılmalıdır. Buradaki yaklaşımımız ileri yaş gebelikleri konusunda kadınları endişelendirmek değil, bilinçlendirmek ve doğru zamanda doğru adımları atmalarını sağlamak' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'İLERİ YAŞTA ANNE OLMA TALEBİ GELECEKTE DAHA DA ARTABİLİR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Boynukalın, 'Toplumsal değişimlere baktığımızda 40 yaş ve üzerindeki gebeliklerin önümüzdeki yıllarda daha sık görülmesini bekliyoruz. Kadınların eğitim ve kariyer süreçlerinin uzaması, evlilik yaşının yükselmesi, ekonomik koşullar ve çocuk sahibi olma kararının ertelenmesi bu artışın devam etmesinde etkili olacaktır. Buna yardımcı üreme teknolojilerindeki gelişmeler de eklenecektir. Burada önemli bir toplumsal farkındalık oluşturmak gerekiyor. Tıp ilerliyor, tedavi seçenekleri artıyor; ancak yumurtalıkların biyolojik yaşlanması devam ediyor. Tüp bebek teknolojileri gebelik elde etme konusunda önemli imkanlar sunsa da yaşın yumurta kalitesi üzerindeki etkisini tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle kadınların çocuk sahibi olmayı erteleme kararı vermeleri halinde doğurganlığın yaşla birlikte nasıl değiştiği konusunda önceden bilgi sahibi olmaları büyük önem taşıyor. Kadının ne zaman anne olacağı tamamen kişisel bir karardır. Biz hekimlere düşen ise kadınların bu kararı verirken biyolojik gerçekleri, olası riskleri ve sahip oldukları seçenekleri bilmelerini sağlamaktır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-boynukalin-40-yas-uzeri-gebeliklerde-dikkat-ceken-artis-yasaniyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/i-m-g-7559.jpeg" type="image/jpeg" length="30543"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KOHED Başkanı Şahin’den HPV Aşısı Açıklaması]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/kohed-baskani-sahinden-hpv-asisi-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/kohed-baskani-sahinden-hpv-asisi-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolposkopi ve HPV Derneği, HPV aşısının ulusal aşılama programına alınmasına ilişkin Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen bilimsel değerlendirmelerin ilgili bilimsel dernekler ve bilim dünyasıyla paylaşılmasını talep etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><u>Kolposkopi ve HPV Derneği Başkanı</u> <strong>Prof. Dr. Hanifi Şahin</strong>, Sağlık Bakanı <strong>Prof. Dr. Kemal Memişoğlu</strong>’nun HPV aşısının ulusal aşılama programına alınmasına ilişkin yaptığı son açıklamaları dikkatle takip ettiklerini belirtti.</p>

<p>Sayın Bakanımızın açıklamalarından, HPV aşılamasının Bakanlık bünyesindeki Bilim Kurulu tarafından Türkiye’ye özgü HPV tip dağılımı, epidemiyolojik veriler ve aşılama gereksinimi açısından değerlendirilmekte olduğu; kurul içerisinde farklı bilimsel görüşlerin bulunduğu ve bu nedenle henüz nihai bir karar oluşmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Kolposkopi ve HPV Derneği</strong> olarak, ülkemizin kendi epidemiyolojik verilerinin değerlendirilmesini son derece değerli buluyor ve sağlık politikalarının bilimsel kanıtlara dayanarak oluşturulmasını destekliyoruz.</p>

<p>Bununla birlikte, HPV aşılaması konusunda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) başta olmak üzere uluslararası bilimsel kuruluşların önerileri ve uzun dönemli aşılama sonuçları dikkate alındığında, konunun ilgili bilimsel derneklerle birlikte daha geniş bir zeminde değerlendirilmesinin yararlı olacağı kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>Bilimsel yaklaşımımız</strong></p>

<p>HPV enfeksiyonu yalnızca serviks kanserinin değil; vulva, vajen, anal bölge, penis ve bazı orofaringeal kanserlerin de önemli nedenlerinden biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HPV aşılaması primer korunmayı, HPV temelli tarama programları ise sekonder korunmayı sağlamaktadır. Bu nedenle güçlü bir ulusal tarama programının bulunması HPV aşılamasına alternatif değil, aşılama programının tamamlayıcısıdır.</p>

<p><img alt="9 A E824 D4 75 E3 481 C 94 F7 F A A4 E C37 A680" class="detail-photo img-fluid" height="941" src="https://axionhabercom.teimg.com/axionhaber-com/uploads/2026/08/9-a-e824-d4-75-e3-481-c-94-f7-f-a-a4-e-c37-a680.png" width="1672" /></p>

<p>WHO’nun serviks kanserinin eliminasyonuna yönelik küresel stratejisi de aşılama, tarama ve tedavinin birlikte uygulanmasına dayanmaktadır.</p>

<p>Türkiye’deki HPV tip dağılımının farklılık gösterebileceği kuşkusuzdur. Ancak ülkemizden yayımlanan mevcut epidemiyolojik veriler HPV-16 başta olmak üzere, günümüzde kullanılan 9-valan HPV aşısının kapsadığı HPV-18, 31, 33, 45, 52 ve 58 gibi yüksek riskli tiplerin Türkiye’de de bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>Dolayısıyla Türkiye’ye özgü HPV tip dağılımının ayrıntılı olarak değerlendirilmesini desteklemekle birlikte, mevcut verilerin HPV aşılamasının ülkemizde gereksiz olduğu sonucunu destekleyip desteklemediğinin bilimsel veriler ışığında açık biçimde ortaya konulmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.</p>

<p><strong>Sağlık Bakanlığımızdan bilimsel değerlendirme talebimiz</strong></p>

<p>Bu kapsamda;</p>

<ol>
 <li>HPV aşısının ulusal programa alınmasını değerlendiren Bilim Kurulu’nun hangi uzmanlık alanlarından ve bilim insanlarından oluştuğunun,</li>
 <li>Kurulun değerlendirmesinde kullanılan Türkiye’ye özgü HPV prevalansı ve HPV genotip dağılımı verilerinin,</li>
 <li>HPV aşılamasının gerekli olmadığı veya ertelenmesi gerektiği yönünde bilimsel görüş bulunuyorsa, bu görüşün dayandığı epidemiyolojik, klinik ve sağlık ekonomisi verilerinin,</li>
 <li>HPV aşılamasına ilişkin hazırlanmış bilimsel değerlendirme/sonuç raporunun,</li>
</ol>

<p>ilgili bilimsel dernekler ve bilim dünyasıyla paylaşılmasının yararlı olacağı kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>Türkiye için önerimiz</strong></p>

<p>Kolposkopi ve HPV Derneği olarak Türkiye’nin demografik yapısı, sağlık ekonomisi, ülkemizdeki HPV tip dağılımı ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel önerileri birlikte değerlendirildiğinde;</p>

<p>12–20 yaş arasındaki kız ve erkeklerin, geniş tip kapsamına sahip 9-valan HPV aşısı ile 0. ve 6. aylarda olmak üzere iki doz şeklinde ücretsiz aşılanmasının Türkiye için uygulanabilir, sürdürülebilir ve uzun vadeli bir ulusal HPV aşılama modeli olabileceğini düşünüyoruz.</p>

<p>Bu yaş grubunun seçilmesi; HPV ile karşılaşmadan önce aşılama olasılığını artırırken, geçmiş yıllarda aşılanma fırsatı bulamamış gençlerin de yakalama programına dahil edilmesine olanak sağlayacaktır.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün 9–20 yaş grubunda bir veya iki doz HPV aşılama programlarını kabul etmesi dikkate alındığında, Türkiye’nin iki dozluk bir program tercih etmesinin bilimsel ve programatik açıdan değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyoruz.</p>

<p>Temel amacımız herhangi bir tartışmanın tarafı olmak değil; HPV ilişkili kanserlerin azaltılması ve gelecek nesillerin korunmasıdır.</p>

<p>Kolposkopi ve HPV Derneği olarak, Sağlık Bakanlığımız tarafından yürütülecek her türlü bilimsel değerlendirme, çalışma grubu ve ulusal HPV aşılama programının oluşturulması sürecine bilimsel katkı sağlamaya hazır olduğumuzu saygıyla bildiririz.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Hanifi Şahin<br />
Kolposkopi ve HPV Derneği Başkanı</strong></p>

<p><img alt="7 E F67 D28 A633 496 E 8 E60 80 F76983 C C51" class="detail-photo img-fluid" height="1201" src="https://axionhabercom.teimg.com/axionhaber-com/uploads/2026/08/7-e-f67-d28-a633-496-e-8-e60-80-f76983-c-c51.png" width="1309" /></p>

<p><strong>AXION HABER ÖZEL: SEDAT KURT</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/kohed-baskani-sahinden-hpv-asisi-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/1abe3ddc-ac1f-40d8-bd9c-f9ef3eb38673.jpeg" type="image/jpeg" length="87333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Albayrak: Kuduz kesinlikle ihmale gelmez]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-albayrak-kuduz-kesinlikle-ihmale-gelmez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-albayrak-kuduz-kesinlikle-ihmale-gelmez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Veteriner Fakültesi'nden Prof. Dr. Harun Albayrak, kuduzun tüm memeli hayvanlar ve insanlar için risk oluşturduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Albayrak, 'Hayvanlarımızın aşılarını yaptırdıktan, hayvanlarımızı korumaya aldıktan sonra hiçbir tereddüt etmemize gerek yok. Önemli olan burada hayvanlarımızı kuduza karşı korumamız. Bu bilinçte olduğumuz sürece kuduz korkulacak bir hastalık değil. Ama ihmale gelecek bir hastalık da hiç değil. Kuduza yakalandığınızda eğer ki klinik belirtiler başlarsa tedavi imkanı kuduzda yok' dedi.</p>

<p>OMÜ Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Harun Albayrak, kuduz hastalığı ve korunma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu. Hastalığın aşıyla yüzde 100'e yakın düzeyde kontrol altına alınabildiğini ifade eden Prof. Dr. Albayrak, 'Kuduza tüm memeli hayvanlar ve insanlar duyarlıdır. Tabii memeli hayvanların içerisinde özellikle karnivorlar dediğimiz köpek, kedi bunlar daha duyarlı olan hayvanlar ve hem hayvanlarda hem insanlarda kuduz kolaylıkla aşıyla kontrol altına alınan bir hastalıktır. O nedenle hayvanlarımızı, özellikle evcil hayvanlarımızı aşılamamız gerekiyor ve bu sayede yüzde 100 bir koruma sağlıyoruz' diye konuştu.</p>

<p>'EVCİL HAYVANLARA BAĞLI KUDUZ HALA DEVAM EDİYOR'</p>

<p>Prof. Dr. Albayrak, 'Kuduz kesinlikle ihmal edilmemesi gereken, herhangi bir şüphe olduğunda en yakın sağlık kuruluşuna hem insan hekimliği yönünden hem de hayvan sağlığı yönünden başvurularak aşılama ve tedavisi yapılması gereken bir hastalık. Kuduzun hemen hemen yüzde 95'in üzerindeki bulaşma yönü ısırma temas yoluyla oluyor. Bu köpek ısırması olabilir, kedi ısırması, tırmalaması veya vahşi hayvanlar tarafından olabilir. Ülkemizde ve dünyada genel itibarıyla ağırlıklı olarak köpeklerin ısırmasıyla oluyor. Birçok ülkede artık köpek kuduzu bulunmuyor. Özellikle Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD), Kanada'da, buralarda köpek nedenli kuduz gözükmüyor. Sadece vahşi yaşama bağlı kuduzlar var. Ülkemizde ise maalesef son olaylarda da oldu. Evcil hayvanlara bağlı kuduz maalesef hala günümüzde de devam ediyor. Azalarak da olsa devam ediyor. Bunun önlenmesi için evcil hayvanlarımızı kesinlikle aşılatmamız ve bu konuda herhangi bir temas olduğunda en yakın sağlık kuruşuna başvurarak tedavimizi yaptırmamız gerekiyor' dedi.</p>

<p>'KUDUZA TÜM YAŞ GRUPLARI DUYARLI'</p>

<p>Kuduzun çocuklarda daha fazla vaka görülmesinin temasın gizlenmesinden kaynaklandığının altını çizen Prof. Dr. Albayrak, 'Kuduzda spesifik bir yaş aralığı yok. Eğer temasınız varsa hangi yaş aralığında olursanız olun, eğer ki virüsle bulaşık bir hayvan tarafından ısırıldıysanız kuduz olursunuz. Bunun belli bir yaş aralığı yok. Tüm yaş grupları duyarlı. Çocuklardaki daha fazla kuduz vakalarına rastlamamızın nedeni tamamen çocukların temas sonrası, bu teması saklamaları ve ailelerine bahsetmemeleridir. Vakaların görülme olasılığı bundan dolayı. Çocuklarda da bu tamamen temasın saklanmasına bağlı. Yoksa yaş duyarlılığıyla ilgili bir durum değil' diye konuştu.</p>

<p>2025'TE 500 BİNDEN FAZLA TEMAS VAKASI BAŞVURDU</p>

<p>2025 yılı itibarıyla 500 binin üzerinde kişinin kuduz şüphesi taşıyan temas nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvurduğunu belirten Prof. Dr. Albayrak, 'Bu tabii yıllara göre artıyor. Artma nedeni evcil hayvan sayımız artıyor. Evcil hayvanlarla birlikte yaşıyoruz. Bu temas demek, hayvanların hepsinin riskli değil ama kuduz ihmale gelen bir hastalık olmadığı için bu tür öykü olduğunda insanlar sağlık kuruluşuna başvuruyorlar ve aşılamalarını yaptırıyorlar. Kuduzun yıllara göre değişmekle birlikte en çok pik yaptığı dönem 2014'te, 4 insanımızı kaybettik ama yıllara sari olarak 2025'te 1 vakamız var ve azalıyor. Hayvan sağlığında da aynı şekilde, hayvanlardaki vakalar da yıllara bağlı olarak aşılamanın bilinçli şekilde yapılmasıyla düşüyor. Biz veteriner ve koruyucu hekimlik olarak hayvan popülasyonumuzun en az yüzde 75-80'in aşılı olması gerekiyor ki virüsün dolaşımını kısıtlamamız lazım. O nedenle her zaman için aşı en önemli koruyucu silahımız diyoruz' dedi.</p>

<p>KLİNİK BELİRTİLERE DİKKAT</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Albayrak, 'Kedilerin köpekle bir farkı yok. En son vaka kedi olduğu için üzerinde biraz daha duruyoruz. Sonuçta kedi de köpek de kuduza karşı duyarlı hayvanlar ve aynı ortamda evimizde birlikte yaşıyoruz. O nedenle hayvanlarımızın aşılarını yaptırdıktan, hayvanlarımızı korumaya aldıktan sonra hiçbir tereddüt etmemize gerek yok. Önemli olan burada hayvanlarımızı kuduza karşı korumamız. Bu bilinçte olduğumuz sürece kuduz korkulacak bir hastalık değil. Ama ihmale gelecek bir hastalık da hiç değil. Kuduza yakalandığınızda eğer ki klinik belirtiler başlarsa tedavi imkanı kuduzda yok. Yüzde 100 ölümdür. Kuduzun ilk tedavisi, 1885'te Louis Pasteur tarafından aşısı bulundu. 150 yıla yakın bir süredir. 1887'de o zamanki devletimiz Osmanlı İmparatorluğu da bunun aşısını Türkiye'ye getirdi. Ve 1887'den beri ülkemizin topraklarında kuduz aşısı üretiliyor. Hayvanlara karşı aşılamalarımızı yapıyoruz. O nedenle tedavi seçeneğimiz var. İhmal etmediğimiz sürece kuduzdan korkmamıza gerek yok. Ama ihmal edersek, elimizdeki seçenekler işe yaramayabilir geç kaldıktan sonra' diye konuştu.</p>

<p>'UYSAL HAYVAN DA VİRÜSÜ BULAŞTIRABİLİR'</p>

<p>Prof. Dr. Albayrak, 'Şuna da dikkat etmek gerekiyor. Beni tırmalayan, beni ısıran köpek, 'Kuduz gibi değildi' gibi düşünmemek lazım. Çünkü kuduzda hayvanlar klinik belirtiler görülmeden 5 gün öncesine kadar salyalarıyla birlikte virüsü yayabiliyorlar. Hayvan çok uysal olabilir, sizi ısırdığında böyle bir temasınız olduğunda muhakkak sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekiyor. İlla her kuduzlu hayvanın saldırgan olması gerekmiyor. Muhakkak temasınız olduğunda, ısırılma veya tırmalama olduğunda sağlık kuruluşuna başvurmanız ve aşılarınıza bir an önce başlamanız gerekiyor' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-albayrak-kuduz-kesinlikle-ihmale-gelmez</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/prof-dr-albayrak-kuduz-kesinlikle-ihmale-gelmez.jpg" type="image/jpeg" length="81313"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: '2-3 haftayı aşan ses kısıklığına dikkat edilmeli']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-2-3-haftayi-asan-ses-kisikligina-dikkat-edilmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-2-3-haftayi-asan-ses-kisikligina-dikkat-edilmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selmin Karataylı Özgürsoy, ses kısıklığının yalnızca geçici bir rahatsızlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Özgürsoy, ‘'2-3 haftadan uzun süren ses kısıklıklarına dikkat edilmeli, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (KBB) uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle sigara kullanan kişilerde uzun süren ses kısıklığı ayrıntılı şekilde araştırılmalıdır. Ses hastalıklarının değerlendirilmesinde ayrıntılı muayene, ses analizi ve gerektiğinde ses terapisti birlikte yürütülmelidir' dedi.</p>

<p>Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi'nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Selmin Karataylı Özgürsoy, sesin iletişimin yanı sıra kişinin mesleki ve sosyal yaşamının da önemli bir parçası olduğunu söyleyerek, 'Öğretmenler, ses sanatçıları, din görevlileri, çağrı merkezi çalışanları ve gün boyunca yoğun şekilde konuşmak zorunda kalan kişiler ses hastalıkları açısından daha dikkatli olmalıdır. Ses laboratuvarında kişinin ses özellikleri ayrıntılı biçimde incelenmektedir. Ses analizinde kişinin ses yüksekliği, ses perdesi, sesin sürekliliği ve kalitesi gibi özellikleri ölçülebiliyor. Endoskopik muayeneyle de ses tellerinin yapısı, hareketleri ve titreşim özellikleri değerlendiriliyor. Böylece ses kısıklığının yanlış ses kullanımından mı, ses teli nodülü veya başka bir iyi huylu lezyondan mı kaynaklandığı ya da daha ileri inceleme gerektiren bir durumun bulunup bulunmadığı belirlenebiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'SES TERAPİSİ YALNIZCA SESİ DİNLENDİRMEKTEN İBARET DEĞİL'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ses analizinin yalnızca tanı aşamasında kullanılmadığını ifade eden Prof. Dr. Özgürsoy, 'Tedavi öncesinde elde edilen bulgular terapi sonrasında yapılan ölçümlerle karşılaştırılabilir. Bu sayede tedaviye verilen yanıt daha nesnel biçimde izlenebilir. Ses terapisi kişinin sesini daha sağlıklı ve verimli kullanmasını amaçlar. Ses terapisi, doğru nefes kullanımı, sesin uygun biçimde oluşturulması, konuşma sırasında ses tellerine binen yükün azaltılması ve yanlış ses alışkanlıklarının değiştirilmesi üzerine planlanır. Terapi programı kişinin hastalığına, mesleğine ve günlük ses kullanımına göre şekillendirilir. Uygun hastalarda tedavi genellikle 4-6 haftalık bir program hâlinde yürütülmektedir. Ses laboratuvarında gerçekleştirilen analiz, terapi ve takip süreçleri bir bütün olarak ele alınmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'SES TELİ NODÜLÜNDE HER ZAMAN AMELİYAT GEREKMEYEBİLİR'</p>

<p>Özellikle sesini yoğun kullanan kişilerde görülebilen ses teli nodüllerinin sürekli ve hatalı ses kullanımına bağlı gelişebildiğini belirten Prof. Dr. Özgürsoy, şunları söyledi:</p>

<p>'Ses teli nodülü saptanan her hastada ilk seçenek ameliyat değildir. Uygun vakalarda ses terapisiyle kişinin ses kullanım alışkanlıkları düzenlenir ve ses telleri üzerindeki travmanın azaltılması hedeflenir. Tedaviye yeterli yanıt alınamayan veya cerrahi gerektiren durumlarda ise ameliyat seçeneği değerlendirilir. Cerrahi sonrasında da aynı problemin tekrarlamaması için doğru ses kullanımının öğrenilmesi önemlidir. Ses kısıklığı enfeksiyon, reflü, yanlış ses kullanımı, ses teli nodülleri ve diğer iyi huylu lezyonların yanı sıra kötü huylu hastalıklardan da kaynaklanabilir. Özellikle 2-3 haftadan uzun süren ses kısıklığına dikkat edilmeli; Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanına başvurulması gerekir. Sigara kullanımı ses tellerinde kronik tahrişe, ödeme ve kalıcı ses değişikliklerine yol açabilir. Sigara kullanan kişilerde uzun süren ses kısıklığı mutlaka ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır. Ses tellerindeki şüpheli oluşumlar endoskopik muayeneyle değerlendirilir; gerekli durumlarda biyopsi yapılır. Erken tanı, özellikle kötü huylu hastalıklarda tedavi başarısını doğrudan etkileyebilir. Ses sağlığının korunması için yeterli su tüketilmeli, uzun süre yüksek sesle konuşmaktan ve sık sık boğaz temizlemekten kaçınılmalı, reflüyü artırabilecek alışkanlıklar düzenlenmeli ve sesle ilgili kalıcı değişiklikler ihmal edilmemelidir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-2-3-haftayi-asan-ses-kisikligina-dikkat-edilmeli</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/i-m-g-7449.jpeg" type="image/jpeg" length="48817"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dyt. Arslan: 'Kalp krizi riskiniz belinizde saklı olabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/dyt-arslan-kalp-krizi-riskiniz-belinizde-sakli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/dyt-arslan-kalp-krizi-riskiniz-belinizde-sakli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Berna Arslan, 'Kalp-damar sağlığı söz konusu olduğunda yalnızca tartıdaki rakama bakmak yeterli olmayabiliyor. Kalp krizi riskiniz belinizde saklı olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Berna Arslan, ‘Özellikle karın çevresinde biriken yağlanma; insülin direnci, kan şekeri düzensizlikleri, yüksek tansiyon ve kan yağlarındaki bozulmalarla ilişkili olabiliyor. Bu nedenle sağlıklı kilo yönetiminde yalnızca kaç kilo olunduğuna değil, yağın vücutta nerede toplandığına da dikkat etmek gerekiyor' dedi.</p>

<p>Dyt. Arslan, bel çevresi ve kalp-damar sağlığı arasındaki ilişki hakkında bilgi verdi. Kişinin kilosunun normal sınırlar içerisinde olmasının metabolik açıdan tamamen sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirten Arslan, 'Özellikle karın bölgesinde ve iç organların çevresinde biriken yağ dokusu, metabolik açıdan daha aktif bir yağ dokusudur. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve kilo yönetiminde yalnızca tartıdaki rakama değil, bel çevresine ve vücut yağ dağılımına da bakmak gerekir' diye konuştu.</p>

<p>Karın bölgesindeki yağlanmanın yalnızca estetik bir konu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini aktaran Dyt. Arslan, 'Visseral yağ olarak adlandırdığımız iç organların çevresindeki yağlanma; insülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kan lipidlerindeki olumsuz değişikliklerle birlikte görülebiliyor. Bu faktörlerin bir arada bulunması da kardiyometabolik riski artırabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'BEL ÇEVRESİ KADAR BOY DA ÖNEMLİ'</p>

<p>Bel çevresinin vücuttaki yağ dağılımı hakkında pratik bir fikir verdiğini söyleyen Dyt. Arslan, 'Bel çevrenizi santimetre cinsinden ölçüp boyunuza böldüğünüzde elde edilen değer, karın bölgesindeki yağlanma hakkında fikir verebilir. Bel çevresinin boya oranının 0,5'in üzerinde olması, özellikle abdominal yağlanma açısından değerlendirme yapılmasını gerektirebilir. Örneğin 160 santimetre boyundaki bir kişinin bel çevresinin 80 santimetre olması, 0,5 oranına karşılık gelir. Ancak bu ölçüm tek başına kişinin kalp hastalığı riskini belirleyen bir test değildir. Yaş, tansiyon, kan şekeri, kolesterol düzeyleri, sigara kullanımı, aile öyküsü ve fiziksel aktivite gibi pek çok faktör birlikte değerlendirilmelidir' diye konuştu.</p>

<p>Evde düzenli olarak bel çevresi ölçümü yapılabileceğini ancak tek başına bu ölçüm üzerinden hastalık tanısı konulamayacağını ifade eden Arslan, şöyle devam etti:</p>

<p>'Bel çevresindeki artışı bir alarm zili olarak değil, sağlığımızı gözden geçirmek için bir fırsat olarak değerlendirmek gerekir. Vücut kitle indeksi normal olan ancak karın bölgesinde belirgin yağlanması bulunan kişilerde de beslenme düzeni, fiziksel aktivite, kan şekeri ve kan lipidleri gibi metabolik göstergeler değerlendirilmelidir. Çünkü tartı bize yalnızca toplam vücut ağırlığını gösterir; bu ağırlığın ne kadarının yağ; ne kadarının kas olduğu ve yağın vücutta nerede toplandığı konusunda tek başına yeterli bilgi vermez.'</p>

<p>'GÖBEK YAĞINI AZALTMAK İÇİN ŞOK DİYETLERE GEREK YOK'</p>

<p>Karın bölgesindeki yağlanmayı azaltmanın kısa süreli ve katı diyetlerden ziyade sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarıyla mümkün olduğunu belirten Dyt. Arslan, 'Özellikle hızlı kilo kaybı hedefleyen, çok düşük kalorili ve sürdürülebilir olmayan diyetler yerine kişinin yaşam tarzına uygun, yeterli ve dengeli bir beslenme modeli oluşturulmalı' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dyt. Arslan, 'Sebze, meyve, tam tahıllar, kurubaklagiller, yeterli protein kaynakları ve sağlıklı yağların dengeli şekilde yer aldığı bir beslenme düzeni; işlenmiş gıdaların, ilave şekerin ve aşırı tuz tüketiminin sınırlandırılması kalp-damar sağlığı açısından önem taşıyor. Bunun yanında düzenli fiziksel aktivite de yağ dokusunun azaltılması ve metabolik sağlığın desteklenmesinde önemli rol oynuyor' dedi.</p>

<p>Kilo yönetiminde hedefin yalnızca daha ince bir bel çevresine ulaşmak olmadığını söyleyen Dyt. Arslan, 'Asıl hedef; kan şekeri, tansiyon ve kolesterol gibi kardiyometabolik risk faktörlerini iyileştirmek, kas kütlesini korumak ve kişinin uzun vadede sürdürebileceği sağlıklı alışkanlıklar kazandırmaktır. Bel çevresinde artış fark eden kişilerin bunu bir panik nedeni olarak görmek yerine beslenme düzenini, hareket alışkanlıklarını ve genel sağlık kontrollerini gözden geçirmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/dyt-arslan-kalp-krizi-riskiniz-belinizde-sakli-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 10:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/dyt-arslan-kalp-krizi-riskiniz-belinizde-sakli-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="95624"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Lipödemde doğru beslenme yaşam kalitesini artırabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-lipodemde-dogru-beslenme-yasam-kalitesini-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-lipodemde-dogru-beslenme-yasam-kalitesini-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle kadınlarda sık görülen lipödemde beslenme alışkanlıklarının ağrı, inflamasyon, ödem, iştah kontrolü ve yaşam kalitesi üzerinde önemli etkileri olabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Gamze Ustabaş, lipödemde tek tip bir diyet olmadığını, en etkili yaklaşımın kişiye özel ve sürdürülebilir bir beslenme planı olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Lipödemin çoğunlukla bacaklarda, bazı kişilerde ise kollarda simetrik ve orantısız yağ dokusu artışıyla ortaya çıkan kronik bir durum olduğunu ifade eden Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Gamze Ustabaş, bu tabloya ağrı, hassasiyet, kolay morarma ve şişlik gibi belirtilerin de eşlik edebildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'SADECE KİLO PROBLEMİ OLARAK DEĞERLENDİRİLMEMELİ'</p>

<p>Lipödemin sıklıkla obeziteyle karıştırıldığına dikkat çeken Ustabaş, 'Lipödem yalnızca fazla kilo ya da estetik görünüm üzerinden değerlendirilmemeli. Kişinin yaşam kalitesini, hareket kapasitesini ve günlük yaşamını etkileyebilen kronik bir durumdur. Bu nedenle beslenme planı da yalnızca kilo kaybına odaklanmamalı; kişinin genel sağlık durumu, metabolik yapısı ve eşlik eden hastalıkları dikkate alınarak hazırlanmalıdır' dedi.</p>

<p>'BESLENMENİN TEMEL HEDEFİ İNFLAMASYONU AZALTMAK'</p>

<p>Dyt. Ustabaş'a göre lipödemli bireylerin beslenmesi; inflamasyonu azaltan, ödemi kontrol altına alan ve sağlıklı kilo yönetimini destekleyen bir yaklaşım üzerine kurulmalı. Düşük karbonhidratlı ve düşük glisemik yüklü beslenme tercih edilmeli; rafine şeker, işlenmiş gıdalar, trans yağlar ve katkı maddesi içeren diyet ürünlerinden mümkün olduğunca kaçınılmalı.</p>

<p>Günlük beslenmede kaliteli protein kaynaklarının (et, balık, yumurta), sağlıklı yağların (özellikle soğuk sıkım sızma zeytinyağı ve omega-3 kaynakları), liften zengin sebzelerin ve kontrollü miktarda düşük glisemik yüklü meyvelerin yer alması gerektiğini belirten Ustabaş, yeterli su tüketiminin de tedavi sürecinin önemli bir parçası olduğunu söyledi.</p>

<p>Ayrıca gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durulması, anti-inflamatuar özellik taşıyan bitki çaylarının destekleyici olarak kullanılabileceği, aşırı sodyum tüketiminin sınırlandırılması ve bağırsak sağlığının desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Hashimoto, SIBO, IBS veya histamin intoleransı gibi eşlik eden durumların da beslenme planında mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>'PROTEİN VE SAĞLIKLI YAĞLAR ÖNE ÇIKIYOR'</p>

<p>Lipödem yönetiminde dost besinlerin başında kaliteli protein kaynaklarının geldiğini belirten Dyt. Ustabaş, 'Yeterli protein alımı kas kütlesini koruyor, bağ dokusunun onarımını destekliyor, uzun süre tokluk sağlıyor ve sıvı dengesine katkıda bulunarak ödemin azalmasına yardımcı oluyor. Balık, yumurta, organik tavuk, kırmızı et ve kişisel toleransa göre yoğurt ile kefir iyi hayvansal protein kaynaklar arasında yer alıyor. Kinoa, karabuğday, chia tohumu, kenevir tohumu ve baklagiller de önemli bitkisel protein seçenekleri arasında yer alıyor' dedi</p>

<p>'Lipödemde tüm yağları kesmek doğru değildir' diyen Ustabaş, soğuk sıkım zeytinyağı, ceviz, badem, keten tohumu, chia ve omega-3 açısından zengin küçük yağlı balıkların inflamasyonu azaltmaya destek olabileceğini belirtti. Hindistan cevizi yağındaki orta zincirli yağ asitlerinin (MCT) ise enerji metabolizmasını ve lenfatik sistemi destekleyebileceğini söyledi.</p>

<p>'SEBZELER, BAHARATLAR VE SU TÜKETİMİ ÖNEMLİ'</p>

<p>Renkli sebzelerin antioksidan ve lif içerikleri sayesinde bağırsak sağlığını, hormon metabolizmasını ve kan şekeri dengesini desteklediğini ifade eden Ustabaş, ancak SIBO, IBS veya histamin intoleransı olan kişilerde sebze seçiminin bireysel toleransa göre düzenlenmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Zerdeçal, zencefil, tarçın, kekik, biberiye ve sumak gibi baharatların antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleriyle dolaşımı ve lenfatik sistemi destekleyebileceğini kaydeden Ustabaş, günlük yaklaşık 2,5-3 litre su tüketiminin lenfatik akışı desteklediğini, metabolik atıkların uzaklaştırılmasına yardımcı olduğunu ve ödem yönetiminde önemli rol oynadığını söyledi.</p>

<p>Meyve tüketiminin de kontrollü olması gerektiğini belirten Ustabaş, yaban mersini, ahududu, böğürtlen, nar, çilek, kivi ve yeşil elma gibi düşük glisemik yüklü ve antioksidan açısından zengin meyvelerin daha uygun seçenekler olduğunu ifade etti.</p>

<p>Dyt. Gamze Ustabaş, lipödemde beslenmede en önemli noktalardan birinin inflamasyonu ve ödemi artırabilecek gıdalardan uzak durmak olduğunu belirtti. Özellikle fast food, paketli ve işlenmiş gıdalar, rafine şeker ve beyaz un içeren ürünler, şekerli içecekler, yapay tatlandırıcılı diyet ürünleri, rafine bitkisel yağlar (ayçiçek, mısırözü, kanola vb.), aşırı tuzlu yiyecekler ve alkolün lipödem belirtilerini kötüleştirebileceğini söyledi.</p>

<p>Bazı bireylerde glüten, süt ürünleri ve yüksek histamin içeren besinlerin (eski peynir, domates, ıspanak, çikolata, sirke ve füme ürünler gibi) ödem, ağrı ve inflamasyonu artırabileceğini belirten Ustabaş, bu gıdaların tüketiminin kişisel toleransa göre değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Ustabaş son olarak şunları söyledi:</p>

<p>'Lipödemde tek tip bir beslenme modeli yoktur. En doğru yaklaşım; inflamasyonu azaltan, bağırsak sağlığını destekleyen ve kişinin toleranslarına göre planlanan kişiye özel bir beslenme programıdır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-lipodemde-dogru-beslenme-yasam-kalitesini-artirabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/i-m-g-7379.jpeg" type="image/jpeg" length="31188"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[22 aylık Zümra bebek gen tedavisi için Almanya'ya gidiyor]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/22-aylik-zumra-bebek-gen-tedavisi-icin-almanyaya-gidiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/22-aylik-zumra-bebek-gen-tedavisi-icin-almanyaya-gidiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’in Buca ilçesinde SMA Tip 2 teşhisi konulan 22 aylık Zümra Eren'in gen tedavisi için yürütülen 1 milyon 820 bin dolarlık bağış kampanyası başarıyla tamamlandı. Gönüllülerle bir araya gelerek balon uçuran Eren ailesi, tedavi için 10 güne kadar Almanya'ya uçacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir'in Buca ilçesinde yaşayan Fazıl ve Rabia Eren (39) çiftinin 13 Ekim 2024'te dünyaya gelen ve henüz 9 günlükken topuk kanı taramasıyla SMA Tip 2 teşhisi konulan kızları Zümra Eren için gen tedavisine ulaşabilmesi amacıyla valilik izniyle başlatılan kampanya tamamlandı. 18 ay süren kampanyada yurt dışındaki tedavi için gerekli olan 1 milyon 820 bin dolar toplandı. Kampanyanın tamamlanması ile gönüllüler ve destekçiler Eren ailesiyle bir araya gelerek gökyüzüne balon bıraktı. Müzikler eşliğinde kutlanan etkinliğe, mücadelesi devam eden diğer hasta yakınları da katıldı.</p>

<p>'KAS KAYBI YAŞANMADAN İLACINA KAVUŞACAK'</p>

<p>Kızının 2 yaşını doldurmadan ilacına kavuşacağını belirten Fazıl Eren, '18 aydır İzmir Valiliği onaylı bir kampanya yürüttük. Mahallemiz, çevremiz, İzmir ve diğer şehirlerdeki gönüllülerimiz sayesinde kampanyamızı tamamladık. Zümra'mız, inşallah 2 yaşını doldurmadan, kas kaybı yaşamadan ilacına kavuşacak. 9 günlükken erken teşhis edildiği için fizyoterapi ve egzersizlerini aksatmadık; çok şükür şu anda kızımızda hiçbir kas kaybı veya belirti yok. Bir baba olarak destek olan herkese minnettarım' dedi. Önlerinde 6 aylık bir tedavi süreci bulunduğunu ifade eden baba Eren, 'Nasipse 5-10 güne kadar evladımız Almanya'ya gidecek. Kampanyamız bitti ama tedavi sürecimiz devam ediyor. Hastane sürecini de atlatıp sağ salim ilacını alarak hayatına devam etmesini diliyoruz' diye konuştu.</p>

<p>'AİLELER MORALİNİ BOZMASIN'</p>

<p>Anne Rabia Eren ise 'İnsan zaman zaman umutsuzluğa düşüyor ama aileler morallerini hiç bozmasın. 'Başaramayız' diye düşünmesinler, önemli olan çocukta kas kaybı yaşanmadan bu ilaca ulaşabilmek. Katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederim. Zümra inşallah ilacını alıp, sağlığına kavuşacak ve akranlarından farkı kalmayacak' dedi.</p>

<p>DİĞER AİLELER DE UMUTLA DESTEK BEKLİYOR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkinliğe katılarak Eren ailesinin sevincine ortak olan ve Duchenne Musküler Distrofi (DMD) teşhisi konulan 3 yaşındaki oğulları Deniz Eymen'i yaşatmak istediklerini söyleyen Çağatay-Sahra Çopur çifti de kendi kampanyaları için destek çağrısında bulundu. Henüz 10 günlükken SMA Tip-1 teşhisi konulan 6 aylık bebekleri Azem'in anne ve babası Kübra-Yılmaz Yıldırım çifti ise en kısa sürede Azem için de benzer bir kutlama yapmayı dilediklerini belirtti. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/22-aylik-zumra-bebek-gen-tedavisi-icin-almanyaya-gidiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/22-aylik-zumra-bebek-gen-tedavisi-icin-almanyaya-gidiyor.jpg" type="image/jpeg" length="81401"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Karaciğerdeki her kitle kanser değil]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzmani-uyardi-karacigerdeki-her-kitle-kanser-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzmani-uyardi-karacigerdeki-her-kitle-kanser-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Burak Işık, The Global Cancer Observatory (GLOBOCAN) 2024 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 843 bin yeni karaciğer kanseri vakası görüldüğünü ve 732 bin kişinin bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirterek, 'Bu veriler karaciğer kanserinin ciddiyetini ortaya koyuyor. Ancak karaciğerde saptanan her kitle kanser anlamına gelmez ve her kitle ameliyat gerektirmez' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güven Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Burak Işık, karaciğer hastalığı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Işık, 'Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından Temmuz 2026'da yayımlanan GLOBOCAN 2024 verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 843 bin yeni karaciğer kanseri vakası görüldü, 732 bin kişi ise bu hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Karaciğer kanseri, dünyada en sık görülen yedinci kanser olmasına karşın kansere bağlı ölümlerde üçüncü sırada yer aldı. Dünya Sağlık Örgütü verileri de karaciğer yağlanması olarak bilinen steatotik karaciğer hastalığının dünya genelinde yaklaşık 1,7 milyar kişiyi etkilediğini gösteriyor. Fazla kilo, diyabet, düzenli alkol kullanımı ile hepatit B ve C enfeksiyonları önemli risk faktörleri arasındadır. Karaciğer vücudun en çalışkan organlarından biridir. İlginç olan şu ki, ciddi şekilde hastalansa bile uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir. İşte bu yüzden karaciğer hastalıklarına 'sessiz hastalıklar' denir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'KARACİĞERDEKİ HER KİTLE AMELİYAT GEREKTİRMİYOR'</p>

<p>Karaciğerde yapılan incelemeler sırasında iyi veya kötü huylu kitlelerin saptanabildiğini belirten Prof. Dr. Işık, her kitlenin cerrahi yöntemle tedavi edilmesinin gerekmediğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Işık, 'Karaciğerde saptanan her kitle ameliyat edilmek zorunda değildir. Öncelikle kitlenin iyi huylu mu, kötü huylu mu olduğu ve hastanın sağlığı açısından bir risk taşıyıp taşımadığı değerlendirilmelidir. İyi huylu karaciğer kitlelerinde izlenecek yol kitlenin özelliklerine göre belirlenir. İyi huylu kitlelerin bir kısmı herhangi bir tedavi gerektirmeden düzenli olarak takip edilebilir. Ancak kitlenin büyümesi, belirtiye yol açması veya bazı riskler taşıması durumunda cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Kötü huylu tümörler farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Kötü huylu tümörler, karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanabileceği gibi başka bir organdaki kanserin karaciğere yayılması sonucunda da oluşabilir. Karaciğer tümörlerinde cerrahi tedavi kararı ayrıntılı değerlendirme sonucunda verilmektedir. Cerrahi tedavi kararı; kitlenin türüne, sayısına, büyüklüğüne, karaciğerin fonksiyonel durumuna ve karaciğerdeki yerleşimine göre kişiye özel olarak planlanır. Uygun hastalarda karaciğerin tümör bulunan bölümü çıkarılabilir. Bazı hastalarda ise karaciğer nakli bir tedavi seçeneği olabilir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzmani-uyardi-karacigerdeki-her-kitle-kanser-degil</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 10:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/i-m-g-7372.jpeg" type="image/jpeg" length="58633"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[13 yıllık çocuk özlemi, kişiye özel tedavi yöntemiyle son buldu]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/13-yillik-cocuk-ozlemi-kisiye-ozel-tedavi-yontemiyle-son-buldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/13-yillik-cocuk-ozlemi-kisiye-ozel-tedavi-yontemiyle-son-buldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şanlıurfa’da, daha önce 7 kez tüp bebek tedavisi gören Emine (30) ve Ahmet Aslan (35) çiftinin 13 yıllık çocuk özlemi, Harran Üniversitesi Hastanesi'nde uygulanan kişiye özel tedavi yöntemiyle son buldu. Çift, 38 haftalık gebeliğin ardından sağlıklı olarak dünyaya gelen kız bebeklerine Fatma Zehra adını verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk sahibi olmak için daha önce farklı merkezlerde 7 kez tüp bebek tedavisi gören Emine ve Ahmet Aslan çifti, Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvurdu. Çiftin tedavi süreci, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mert Ulaş Barut ve ekibi tarafından yaklaşık 3 yıl boyunca titizlikle yürütüldü. İleri teknoloji destekli yardımcı üreme yöntemleriyle gebelik elde edildi. Anne adayı gebelik süresince uzman ekip tarafından yakından takip edildi. Tedavinin ardından Emine Aslan, 38 haftalık gebelik sonunda 2 kilo 850 gram ağırlığında sağlıklı bir kız bebek dünyaya getirdi.</p>

<p>'HER HASTA KENDİ ÖYKÜSÜYLE DEĞERLENDİRİLMELİ'</p>

<p>Tedavi sürecini değerlendiren Prof. Dr. Mert Ulaş Barut, uzun yıllar çocuk sahibi olmak için mücadele eden ailelerde standart yaklaşımlar yerine hastaya özel planlamanın önem taşıdığını söyledi. 7 başarısız tüp bebek denemesi bulunan hastalarının tüm tedavi geçmişini ayrıntılı incelediklerini belirten Prof. Dr. Barut, 'Her hasta kendi öyküsüyle değerlendirilmelidir. Standart bir tedavi yerine tamamen hastamıza özel bir yol haritası oluşturduk. İlk uyguladığımız tüp bebek tedavisinde gebelik elde ettik. Ancak bizim için başarı yalnızca pozitif gebelik testi değildi. En büyük hedefimiz, sağlıklı bir bebeğin dünyaya gelmesiydi. Bugün ailemizin mutluluğuna ortak olmak bizim için de büyük bir gurur. Bu başarı; doğru değerlendirme, sabırlı takip ve güçlü ekip çalışmasının sonucudur' dedi.</p>

<p>'UMUDUMU HİÇ KAYBETMEDİM'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Emine Aslan, 13 yıl çocuk sahibi olabilmek için mücadele verdiklerini ifade ederek, 'Hayat var oldukça umut da var. Çok uzun ve zorlu bir süreçten geçtik. Mert Hocamız ve ekibi, bize büyük emek verdi. Bugün bebeğimi kucağıma almanın tarifsiz mutluluğunu yaşıyorum. Anne olmanın duygusunu tattım. Bu mutluluğu yaşamamıza vesile olan tüm sağlık çalışanlarına yürekten teşekkür ediyorum. Allah hepsinden razı olsun' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/13-yillik-cocuk-ozlemi-kisiye-ozel-tedavi-yontemiyle-son-buldu</guid>
      <pubDate>Fri, 14 Aug 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/13-yillik-cocuk-ozlemi-kisiye-ozel-tedavi-yontemiyle-son-buldu.jpg" type="image/jpeg" length="76625"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilkent Şehir Hastanesi'nde 7 ayda 49 organ, 302 kornea nakli gerçekleştirildi]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/bilkent-sehir-hastanesinde-7-ayda-49-organ-302-kornea-nakli-gerceklestirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/bilkent-sehir-hastanesinde-7-ayda-49-organ-302-kornea-nakli-gerceklestirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde yılın ilk 7 ayında 49 solid organ ve 302 kornea nakli gerçekleştirildi. Koordinatör Başhekim Prof. Dr. Levent Öztürk, organ naklinde en önemli hız kısıtlayıcı basamağın organ bağışı olduğunu belirterek, 'Ekiplerimiz 7 gün 24 saat hazır beklemektedir. Yeter ki organ bulalım' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'nin en önemli hastanelerinden Bilkent Şehir Hastanesi'nde 2026 yılının ilk 7 ayında 25 karaciğer, 19 böbrek, 3 akciğer ve 2 kalp olmak üzere toplam 49 solid organ nakli gerçekleştirildi. Aynı dönemde 302 kornea nakli yapıldı. Son 1 ayda ise 8 karaciğer, 9 böbrek ve 1 akciğer nakli olmak üzere toplam 18 solid organ nakli gerçekleştirildi. Kornea nakillerinin sayısı ise 57 oldu. Hastanenin Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Levent Öztürk ile nakil birimlerinin sorumlu hekimleri Prof. Dr. Birol Bostancı, Doç. Dr. Sedat Taştemur, Doç. Dr. Mehmet Furkan Şahin, Prof. Dr. Ümit Kervan ve Prof. Dr. Özlem Evren Kemer, hastanede düzenlenen basın toplantısında, nakil faaliyetleri hakkında bilgi verdi. 4 bin 50 yatak kapasitesi bulunan hastanede günde yaklaşık 800 ameliyat gerçekleştirildiğini belirten Öztürk, organ ve doku naklinde de önemli bir merkez olduklarını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'4 ORGAN NAKLİNİ AYNI ANDA YAPABİLİYORUZ'</p>

<p>Öztürk, Temmuz ayı içerisinde nakil sayısında çok önemli bir artış olduğunu vurgulayarak, 'Hastanemiz aynı zamanda bir organ ve doku nakli merkezi. 4 solid organın naklini aynı anda gerçekleştirecek ekibimiz var. Kalp, akciğer, böbrek ve karaciğer naklini gerçekleştirebiliyoruz. Doku naklinde de kornea naklini yapıyoruz. Çok sayıda organ nakli vakasını bugüne kadar açıldığından bu yana gerçekleştirdik. Ekiplerimiz bu alanda tecrübeli. Hepinizin bildiği gibi organ naklinde en önemli unsur, esas hız kısıtlayıcı basamak organ bağışının yapılmamasıdır. Bu toplantı vesilesiyle de biz tüm halkımıza tekrar sesleniyoruz. Organ bağışı konusunda gerekli hassasiyet ve önemi gösterirlerse Türkiye'nin sağlık altyapısı, hastanemizin altyapısı bunu gerçekleştirmeye müsait. Ekiplerimiz her zaman gece gündüz 7 gün 24 saat her türlü organ ve doku naklini yapmak üzere hazır beklemektedir. Yeter ki organ bulalım' değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>2026 yılı içerisinde; kalp, akciğer, böbrek ve karaciğer dahil olmak üzere 49 nakil gerçekleştirildiğini belirten Öztürk, 'Organ naklinde geçmiş yıllara göre yaptığımız vakalarda artış var. Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu önderliğinde online organ bağışı sistemi aktive oldu. Belki de onun bir yansıması' ifadelerini kullandı. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/bilkent-sehir-hastanesinde-7-ayda-49-organ-302-kornea-nakli-gerceklestirildi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/bilkent-sehir-hastanesinde-7-ayda-49-organ-302-kornea-nakli-gerceklestirildi.jpg" type="image/jpeg" length="72282"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: Sıcaklar, böbrek taşı riskini artırıyor]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sicaklar-bobrek-tasi-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sicaklar-bobrek-tasi-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şanlıurfa’da hava sıcaklıklarının 50 dereceye ulaşmasıyla birlikte vücuttaki sıvı kaybı artarken, Harran Üniversitesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eyyüp Sabri Pelit, yetersiz sıvı tüketiminin böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonu başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'nin en sıcak kentlerinden Şanlıurfa'da yaz sıcaklığının artmasıyla birlikte terleme yoluyla yaşanan sıvı kaybı da yükseliyor. Harran Üniversitesi Hastanesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eyyüp Sabri Pelit, sıcak havalarda yeterli sıvı alınmamasının böbrek sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirtti.</p>

<p>Yetersiz sıvı alımının böbrek taşı oluşumunda önemli bir risk faktörü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Pelit, 'Böbreğin susuz kalması şeklinde bir durumdan ziyade, vücudun yeterli sıvı alamaması söz konusudur. Vücuttaki sıvı kaybıyla birlikte yeterli sıvı alınmadığında böbreklerde üretilen idrar daha yoğun hale gelir. Bu yoğunluk, böbrek içerisindeki minerallerin çökelerek taş oluşturma ihtimalini artırır. Özellikle kronik böbrek hastalığı bulunanlar, daha önce böbrek taşı nedeniyle cerrahi işlem geçirenler ve ailesinde böbrek taşı öyküsü bulunanların sıcak havalarda sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekiyor'' dedi.</p>

<p>'SUSAMAYI BEKLEMEYİN'</p>

<p>Toplumda yapılan en yaygın hatalardan birinin yalnızca susama hissedildiğinde su içmek olduğunu belirten Pelit, 'Susama hissi ortaya çıktığında vücut aslında sıvı kaybı yaşamaya başlamıştır. Bu nedenle özellikle sıcak havalarda gün boyunca düzenli aralıklarla su içmek büyük önem taşır. Çay, kahve ve şekerli içecekler suyun yerini tutmaz. Özellikle açık havada çalışanlar, spor yapanlar ve ileri yaş grubundaki bireyler sıvı tüketimine daha fazla özen göstermeli' şeklinde konuştu.</p>

<p>TUZ VE AŞIRI PROTEİNE DİKKAT</p>

<p>Böbrek sağlığının yalnızca sıvı tüketimiyle sınırlı olmadığını belirten Pelit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıkların da böbrekleri olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Pelit, böbrek taşı oluşumuna yatkın kişilerin beslenmelerine özen göstermesi gerektiğini belirterek, 'Tuz tüketiminin azaltılması, aşırı kırmızı et ve protein ağırlıklı beslenmeden kaçınılması ve dengeli beslenilmesi böbrek sağlığının korunmasında önemlidir. Bel ve yan bölgede şiddetli ağrı, idrarda kan, idrar yaparken yanma veya idrarın bulanıklaşması gibi belirtilerin dikkate alınması gerekir. Böbrekler sessiz çalışan organlardır. Belirtiler ortaya çıkmadan önce koruyucu önlemler almak her zaman en doğru yaklaşımdır' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sicaklar-bobrek-tasi-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/uzman-gorusu-sicaklar-bobrek-tasi-riskini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="40755"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Yazın kontrolsüz karpuz tüketimi kan şekerini yükseltebilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yazin-kontrolsuz-karpuz-tuketimi-kan-sekerini-yukseltebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yazin-kontrolsuz-karpuz-tuketimi-kan-sekerini-yukseltebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden karpuzun yüksek su oranı sayesinde serinletici ve besleyici bir seçenek olduğunu belirten Diyetisyen Şevval Işıklı, kontrolsüz tüketimin sağlık açısından bazı riskleri beraberinde getirebileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karpuzun doğru porsiyonlarda tüketildiğinde vücuda önemli faydalar sağladığına değinen Dyt. Işıklı, 'Karpuz yüksek su oranı ve zengin besin içeriğiyle sağlıklı bir tercih olsa da kontrolsüz tüketildiğinde kan şekerinde hızlı yükselmelere ve sindirim sistemi sorunlarına neden olabilir' dedi.</p>

<p>Karpuzun yaklaşık yüzde 90-92'sinin sudan oluştuğuna dikkat çeken Medical Park Ataşehir Hastanesi'nden Diyetisyen Şevval Işıklı, 'Bu özelliği sayesinde sıcak yaz günlerinde hem serinletici bir alternatif sunuyor hem de günlük sıvı alımına katkı sağlıyor. Aynı zamanda C vitamini, A vitamini öncüsü beta-karoten, potasyum ve güçlü bir antioksidan olan likopen içeriyor. Likopen, hücreleri serbest radikallerin oluşturduğu hasara karşı korurken kalp sağlığını destekleyen önemli bileşenlerden biri olarak öne çıkıyor. Ancak sağlıklı olması, sınırsız tüketilebileceği anlamına gelmiyor. Karpuz da diğer meyveler gibi doğru porsiyonlarda tüketildiğinde sağlıklı beslenmeye önemli katkılar sağlayan bir besindir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'GÜNDE 1-2 PORSİYON YETERLİ'</p>

<p>Sağlıklı bir yetişkin için günlük 1-2 porsiyon karpuz tüketiminin yeterli olduğunu ifade eden Dyt. Işıklı, 'Bir porsiyon yaklaşık 150-200 gram, yani ince bir dilim ya da iki küçük kâse doğranmış karpuza karşılık geliyor. Gün içerisinde farklı meyveler de tüketiliyorsa karpuz miktarı buna göre ayarlanmalı. Sık yapılan hatalardan biri de 'Nasıl olsa su oranı çok yüksek' düşüncesiyle kontrolsüz tüketmek. Oysa karpuz da doğal meyve şekeri içeriyor ve fazla tüketildiğinde günlük enerji alımını artırabiliyor' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'FAZLA TÜKETİM SİNDİRİM SİSTEMİ SORUNLARINA YOL AÇABİLİR'</p>

<p>Tek seferde fazla miktarda karpuz tüketmenin bazı sağlık sorunlarına neden olabileceğini kaydeden Dyt. Işıklı, 'Kontrolsüz tüketim özellikle kan şekerinde ani yükselmelere yol açabilir. Bunun yanında şişkinlik, gaz, mide rahatsızlığı ve ishal gibi sindirim sistemi şikayetleri görülebilir. Düşük kalorili bir meyve olmasına rağmen büyük porsiyonlarda tüketildiğinde günlük kalori alımını artırabilir. Bu nedenle 'zararsız' düşüncesiyle sınırsız tüketilmemelidir' dedi.</p>

<p>'TEK BAŞINA ÖĞÜN YERİNE PROTEİN KAYNAKLARIYLA BİRLİKTE TÜKETİN'</p>

<p>Karpuzun tek başına öğün olarak tercih edilmesinin uzun süre tokluk sağlamayacağını söyleyen Dyt. Işıklı, 'Protein ve yağ içeriği düşük olduğu için kısa sürede yeniden acıkmaya neden olabilir. Yoğurt, kefir, az yağlı peynir ya da birkaç adet çiğ badem veya ceviz gibi protein ve sağlıklı yağ içeren besinlerle birlikte tüketildiğinde hem tokluk süresi uzuyor hem de kan şekeri daha dengeli seyrediyor. Yaz aylarında sık tercih edilen karpuz-peynir ikilisi de doğru porsiyonlarda tüketildiğinde dengeli bir öğün alternatifi olabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'DİYABET HASTALARI PORSİYON KONTROLÜNE DİKKAT ETMELİ'</p>

<p>Diyabet ya da insülin direnci bulunan kişilerin karpuzu tamamen hayatlarından çıkarmalarının gerekmediğini belirten Dyt. Işıklı, 'Burada önemli olan tüketim miktarı ve yanında hangi besinlerle birlikte tüketildiğidir. Büyük porsiyonlar yerine ara öğün olarak ve protein içeren besinlerle birlikte tüketilmesi kan şekerinin daha dengeli yükselmesine katkı sağlayacaktır. Aç karnına tüketmek yerine kişinin beslenme planına uygun porsiyonlarda tercih edilmesi daha doğru bir yaklaşımdır' dedi.</p>

<p>'KARPUZ SUYUN YERİNİ TUTMAZ'</p>

<p>Karpuzun yüksek su içeriği sayesinde sıvı alımına katkı sağladığını ancak suyun yerini tutmadığını vurgulayan Dyt. Işıklı, 'Özellikle yaz aylarında terlemeyle birlikte hem su hem de elektrolit kaybı yaşanıyor. Bu nedenle karpuz tüketmek faydalı olsa da gün boyunca yeterli miktarda su içmek ihmal edilmemelidir' diye konuştu.</p>

<p>'KESİLMİŞ KARPUZU UZUN SÜRE DIŞARIDA BEKLETMEYİN'</p>

<p>Karpuz seçerken kabuğunun sağlam, ezik ve çatlaklardan uzak olmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dyt. Işıklı, 'Kesildikten sonra oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli, üzeri kapatılarak buzdolabında muhafaza edilmelidir. Mümkünse 2-3 gün içerisinde tüketilmesi önerilir. Özellikle yaz sıcaklarında uzun süre dışarıda bekleyen kesilmiş karpuzlarda bakteri üremesi hızlanabileceği için dikkatli olunmalıdır. Çocuklar, yaşlılar ve hamileler uygun porsiyonlarda güvenle tüketebilir. Böbrek hastalarının ise özellikle potasyum kısıtlaması varsa tüketim miktarını hekim ve diyetisyenleriyle birlikte planlamaları en doğru yaklaşım olacaktır' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yazin-kontrolsuz-karpuz-tuketimi-kan-sekerini-yukseltebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/i-m-g-7189.jpeg" type="image/jpeg" length="66954"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Şenol Atakan: 'Türkiye'de obezite sıklığı 15 yaş üzerinde yüzde 31,5 oldu']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/dr-senol-atakan-turkiyede-obezite-sikligi-15-yas-uzerinde-yuzde-315-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/dr-senol-atakan-turkiyede-obezite-sikligi-15-yas-uzerinde-yuzde-315-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aksaray Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Şenol Atakan, 'Türkiye beslenme sağlık araştırması raporuna göre; Türkiye'de obezite sıklığı 15 yaş üzeri yüzde 31,5 oldu. Bu çok ciddi bir rakam. Aşırı yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği obezitenin en önemli nedenleri arasında yer alıyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Obezite; genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkması olarak ifade ediliyor. Obeziteye dair açıklamalarda bulunan Aksaray Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Şenol Atakan, Türkiye'de obezite oranlarının ciddi boyuta ulaştığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'ÖLÜM NEDENLERİ ARASINDA İLK SIRADA'</p>

<p>Obeziteyi 'çağın vebası' olarak nitelendiren Atakan, ''Obeziteye çağımızın vebası diyebiliriz. 1975 yılından bugüne yüzde 300 oranında ülkemizde artmış durumda. Dünya çapında ölüm nedenleri arasında ilk konumda. Obeziteye bağlı metobolik sendrom dediğimiz rahatsızlıklar da oluyor. Aşırı yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliği obezitenin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Obeziteyi belirlemek için beden kitlesi endeksi kullanıyoruz. Bu endeks 30'un üzerinde ise biz ona kilolu diyoruz. Ona göre bir sınıflandırma yapıyoruz' dedi.</p>

<p>KADINLARDA YÜZDE 40'LARDA</p>

<p>Atakan, 'Türkiye beslenme sağlık araştırması raporuna göre; Türkiye'de obezite sıklığı 15 yaş üzeri yüzde 31,5 oldu. Bu çok ciddi bir rakam. Kadınlarda ise bu rakam yüzde 40'larda, erkeklerde yüzde 25'lerde. 15 yaş üzere fazla kilolu olanlarda yüzde 30'a yakın kadınlarda, erkeklerde ise yüzde 40 olarak tespit edilmiş. Bir de yaşamın ilk yıllarındaki beslenme çok önemli. Anne sütü alan kişilerde obezitenin daha az olduğu görülüyor. Anne sütünün önemi çok. Biz bunları vatandaşlarımıza anlatıyoruz. İnsülin direnci, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, hiperlipidemi, bazı kanser türleri, kadınlarda safra kesesi, yumurtalık ve meme kanseri, erkeklerde kolon ve prostat kanseri, uyku apnesi, astım hastalığı ve ruhsal sorunlar gibi olayları sıklıkla görüyoruz. Bize diyetisyene gidip, ellerinde tahlil listesiyle gelenler ciddi şekilde arttı' diye konuştu. Atakan ayrıca obez kişilerin öncelikle aile hekimine başvurup, onların yönlendirmesiyle uzmanlara başvurulması gerektiğini belirtti.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/dr-senol-atakan-turkiyede-obezite-sikligi-15-yas-uzerinde-yuzde-315-oldu</guid>
      <pubDate>Sun, 09 Aug 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/dr-senol-atakan-turkiyede-obezite-sikligi-15-yas-uzerinde-yuzde-315-oldu.jpg" type="image/jpeg" length="53000"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Omurilik pili ile kronik ağrılar kontrol altına alınabiliyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-omurilik-pili-ile-kronik-agrilar-kontrol-altina-alinabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-omurilik-pili-ile-kronik-agrilar-kontrol-altina-alinabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bel ameliyatına rağmen devam eden kronik ağrıların, hastaların yaşam kalitesini düşürdüğünü belirten Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Haci Ahmet Alıcı, 'Uygun hastalara uygulanan omurilik pili tedavisi sayesinde kronik ağrılar kontrol altına alınabiliyor. Böylece hastalar günlük yaşamlarına daha konforlu şekilde devam etmesi sağlanıyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Haci Ahmet Alıcı, bel ameliyatı sonrası dirençli ağrı yaşayan hastalarda epidüral enjeksiyon ve epidüroskopi gibi minimal invaziv yöntemlerin yeterli olmadığı durumlarda omurilik pili tedavisinin önemli bir seçenek olduğunu belirterek, 'Epidüral enjeksiyon ve epidüroskopi gibi yöntemleri denememize rağmen sonuç alamadığımız hastalarda omurilik pili tedavisine başvuruyoruz' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'AĞRI KESİLMİYORSA OMURİLİK PİLİ DEVREYE GİRİYOR'</p>

<p>'Spinal cord stimulasyonu' olarak da bilinen bu yöntemin, özellikle başarısız bel cerrahisi sonrası gelişen nöropatik ağrılarda etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Alıcı,'Omurilik pili, travma sonrası oluşan kompleks rejyonel ağrı sendromu, iskemik ağrılar ve dirençli kronik ağrılarda kullanılıyor. Bu hasta grubunda klasik tedaviler yetersiz kaldığında cerrahi olarak küçük bir kesiyle pil yerleştiriyoruz' dedi.</p>

<p>'HAYAT KALİTESİNİ ARTIRIYOR'</p>

<p>Kronik ağrının yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal yaşamı da olumsuz etkilediğini belirten Prof. Dr. Alıcı, 'Uzun süre devam eden ağrılar uyku düzenini bozabiliyor, hastalarda sürekli yorgunluk hissine ve günlük aktivitelerin kısıtlanmasına neden olabiliyor. Uygun hastalarda uygulanan omurilik pili tedavisiyle ağrıyı kontrol altına alarak yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmayı hedefliyoruz' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-omurilik-pili-ile-kronik-agrilar-kontrol-altina-alinabiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 07 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/uzman-gorusu-omurilik-pili-ile-kronik-agrilar-kontrol-altina-alinabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="61124"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Özdemir: 'Miyomlar, rahim sarkomlarıyla karıştırılabiliyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-ozdemir-miyomlar-rahim-sarkomlariyla-karistirilabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-ozdemir-miyomlar-rahim-sarkomlariyla-karistirilabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rahimde görülen miyomların büyük bölümü iyi huylu olsa da bazı kitlelerin nadir görülen ancak hayati risk taşıyan rahim sarkomlarıyla karışabildiğini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsa Aykut Özdemir, 'Doğru tedavi planlamasında MR görüntüleme kritik rol oynuyor. Her miyom masum değildir. Özellikle hızla büyüyen, kanama ve ağrıya neden olan kitleler mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsa Aykut Özdemir, miyomların çoğunlukla iyi huylu olduğunu ancak bazı durumlarda rahim sarkomuyla karışabileceğini belirterek, 'Muayene, ultrason ve özellikle MR incelemesiyle kötü huylu olma riski büyük oranda değerlendirilebiliyor. Doğru tanı, doğru tedavinin temelini oluşturuyor' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'TEDAVİYİ BELİRLEYEN EN ÖNEMLİ FAKTÖR KÖTÜ HUY RİSKİ'</p>

<p>Rahimde saptanan miyomlarda tedavi kararının yalnızca kitlenin varlığına göre verilmediğini belirten Prof. Dr. Özdemir, 'Öncelikle hastanın şikâyetleri ve miyomun kötü huylu bir tümör olma ihtimali değerlendirilir. Çoğu miyom iyi huyludur ve uygun hastalarda açık ya da kapalı yöntemlerle güvenle tedavi edilebilir. Ancak sarkom şüphesi taşıyan kitlelerde cerrahi planlama tamamen farklı yapılır. Bu nedenle ameliyat öncesinde doğru değerlendirme büyük önem taşır' dedi.</p>

<p>'MR GÖRÜNTÜLEME KRİTİK ROL OYNUYOR'</p>

<p>Muayene ve ultrasonun önemli bilgiler sağladığını ancak kesin değerlendirmede MR'ın öne çıktığını ifade eden Prof. Dr. Özdemir, 'Miyomlar ile rahim sarkomları bazı görüntüleme özellikleri açısından birbirine benzeyebilir. Bu nedenle MR incelemesinde kitlenin yapısı, şekli, kanlanması, difüzyon özellikleri ve çeşitli görüntüleme parametreleri ayrıntılı olarak inceleniyor. Muayene ve ultrason bulgularıyla birlikte değerlendirildiğinde sarkom olasılığı yaklaşık yüzde 90-95 doğrulukla öngörülebiliyor. Böylece hastaya en doğru tedavi yöntemi planlanabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'HIZLI BÜYÜYEN MİYOMLAR İHMAL EDİLMEMELİ'</p>

<p>Rahim sarkomlarının her yaşta görülebilmesine rağmen ileri yaşlarda daha sık ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Özdemir değerlendirmelerini şöyle sonlandırdı:</p>

<p>'Genç kadınlarda da miyom sanılan bazı kitlelerin sonradan sarkom olduğu görülebiliyor. Özellikle adet kanamalarında artış, kasık ağrısı ve kısa sürede büyüyen rahim kitleleri varsa yaş fark etmeksizin bir kadın hastalıkları uzmanına veya jinekolojik onkoloji uzmanına başvurulmalıdır. Erken tanı sayesinde hem doğru tedavi planlanabilir hem de hastalığın oluşturabileceği riskler önemli ölçüde azaltılabilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-ozdemir-miyomlar-rahim-sarkomlariyla-karistirilabiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 05 Aug 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/prof-dr-ozdemir-miyomlar-rahim-sarkomlariyla-karistirilabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="80630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fındık hasadında sinsi tehlike; organik tozlar alerjiyi tetikliyor]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/findik-hasadinda-sinsi-tehlike-organik-tozlar-alerjiyi-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/findik-hasadinda-sinsi-tehlike-organik-tozlar-alerjiyi-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karadeniz’de devam eden fındık hasadında, ürünün toplanması ve işlenmesinin yanında kurutma işlemleri sırasında ortaya çıkan organik toz ve polenler, solunum yolu hastalıklarını tetikleyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hasat döneminde maske kullanılması uyarısında bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, 'Fındığın toplanması, işlenmesi, patoz işlemi derken ortama çok sayıda organik tozlar yayılıyor. Bu organik tozların çoğu alerjik özelliklere sahiptir. Bu durum alerjik duyarlılığı olan kişileri tetikliyor' dedi.</p>

<p>Karadeniz Bölgesi'nde fındık hasadı başladı. Bahçelerdeki olgunlaşan fındığın toplanması ve işlenmesinin yanı sıra kurutma işlemleri sırasında ortaya çıkan organik toz ve polenler, solunum yolu hastalıklarını tetikleyebiliyor. Uzmanlar, alerjik nezle, astımı ve kronik rahatsızlığı bulunanların fındığın işlendiği ortamlardan uzak durması gerektiğini belirterek, koruyucu filtreli maske kullanılması önerisinde bulunuyor.</p>

<p>'KULLANILAN İLAÇLAR YETERSİZ KALIYOR'</p>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, fındığın serilmesi, toplanması ve çuvallara doldurulması sırasında etrafa saçılan tozların alerjik yapıya sahip olduğunu ifade ederek, 'Doğu Karadeniz'de fındığın hasat zamanı başladı. Bu mevsimde alerjik nezle ve astımı olan hastalarda alevlenmelerle karşılaşıyoruz. Acil servislere ve hekimlere başvurular artıyor. Fındık genellikle ailecek işletiliyor ve ailenin tüm bireyleri fındık işine katılarak o ortamda bulunuyor. Fındığın toplanması, işlenmesi, patoz işlemi derken ortama çok sayıda organik tozlar yayılıyor. Bu organik tozların çoğu alerjik özelliklere sahiptir. Bu durum alerjik duyarlılığı olan kişileri tetikliyor. Hapşırma, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı gibi şikayetler ortaya çıkıyor. Bu yakınmalar artıyor ve kullanılan ilaçlarda yetersiz kalmaya başlıyor. Gece tıkanmalar ve hırıltılar olabiliyor' dedi.</p>

<p>'ALERJİK HASTALAR İÇİN GÜVENLİ BİR İŞ DEĞİL'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Tevfik Özlü, fındık bahçesine girerken koruyucu maskeler takılması gerektiğini belirterek, 'Önerimiz, alerjik nezlesi ya da astımı olan hastaların bu ortamlarda bulunmamaları ve bu ortama dahil olmamalarıdır. Bu iş kolay değil; aile kendi tarlasını kendisi işlemek istiyor. Alerjik hastalar için bu iş güvenli bir iş değil. İlla o ortamda bulunacaksa da çok iyi maskeler kullanması lazım. 'N95' dediğimiz, filtreli, sıkı koruyucu ve alerjen geçirmeyen filtreler içeren maskeler kullanmak belki faydalı olabilir ama en iyisi o ortamda bulunmamaktır. Fındığın serilmesi ve kurutulması aşamasında iyi havalanmayan bir ortamda ya da üzerine naylon atılmışsa nemle birlikte küf mantarları oluşabiliyor. Organik tozlar ve küf mantarları da bu ataklara yol açabiliyor' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/findik-hasadinda-sinsi-tehlike-organik-tozlar-alerjiyi-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/08/agency/dha/findik-hasadinda-sinsi-tehlike-organik-tozlar-alerjiyi-tetikliyor.jpg" type="image/jpeg" length="36025"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Plajlara kadar taşınan statü yarışı, ruh sağlığını tehdit ediyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-plajlara-kadar-tasinan-statu-yarisi-ruh-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-plajlara-kadar-tasinan-statu-yarisi-ruh-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali Erdoğan, son dönemde bazı plajlarda giriş kriterleri ve kıyafet kuralları uygulanırken, bazı insanların popüler plajlara girmeyi, o mekanlarda bulunmayı başarı ve prestij unsuru olarak gördüğünü belirterek, 'Bu durum uzun vadede ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir. Herhangi bir mekana girmek için yarışmayalım. Mutluluğa, huzura girmek için yarışalım' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AÜ Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ali Erdoğan, son dönemde bazı plajlarda uygulanan giriş kriterleri ve kıyafet kurallarının, bu konuda olumsuz deneyim yaşayan kişilerin sanal medyada paylaştığı videolarla gündem oluşturduğunu söyledi. İnsanların bu mekanlara yönelik ilgisinin psikolojide 'kıtlık etkisi' olarak tanımlanan kavramla açıklanabileceğini aktaran Doç. Dr. Erdoğan, 'Bazı yerlere, bazı plajlara girmek maalesef bir statü arayışı, bir statü göstergesi gibi sunuluyor. İnsanlar da statü arayışı, kendini gösterme, kendi varlığını ortaya koyma çabası içerisinde bu tarz yerlere ilgi gösteriyor. Hatta daha çok ilgi gösteriyorlar. Bunu görüyoruz medyaya yansıyan haberlerden' diye konuştu.</p>

<p>Doç. Dr. Ali Erdoğan, açıklamasında, 'Bir şey ne kadar ulaşılmaz, ne kadar az ise o kadar kıymetlidir gibi bir algı olabiliyor. Buna psikolojide 'kıtlık etkisi' diyoruz. Tabii ki bu onun değerli olduğunu göstermiyor ama bizim zihnimizde çok değerli olduğuyla ilgili algı oluşuyor. Bu algı da bu tarz yerlere ilginin artmasına yol açıyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bu anlayışın kişileri ruhsal olarak yıpratabildiğini ifade eden Doç. Dr. Erdoğan, 'Bir süre sonra 'Şu mekana gidersem statüm artar' gibi bir düşünceye neden oluyor. Ancak bu düşünce sonrasında, oraya giremediği zaman kişilerde çeşitli sorunlara neden olabiliyor. Girse de beklediği statü artışının olmaması nedeniyle yine ruhsal anlamda çöküntü yaratabiliyor. O yüzden bir mekana girmek değil, keyif alabileceğimiz, hoşumuza giden, bizi rahatlatacak yerlere gitmek önceliğimiz olmalı' dedi.</p>

<p>Toplumda da 'Şu mekana gitmelisin, gitmezsen geride kalırsın' algısının oluşmaya başladığını belirten Doç. Dr. Ali Erdoğan, bunun uzun vadede toplumsal ruh sağlığını da olumsuz etkileyebileceğini söyledi.</p>

<p>'TATİLİ YAŞAMAK YERİNE GÖSTERME ÇABASI VAR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Statü arayışının sanal medya paylaşımlarıyla daha da güçlendiğini belirten Doç. Dr. Erdoğan, insanların tatillerde dinlenmek yerine ne yaptıklarını göstermeye odaklandığını ifade etti. Bu durumu 'izlenim yönetimi' terimiyle açıklayan Doç. Dr. Erdoğan, 'İzlenim yönetimi şu demek; insanların başkalarının kendisi hakkındaki algılarını değiştirmeye yönelik bilinçli ya da bilinçsiz çabaları. Yani, 'Başkası beni nasıl görecek, nasıl değerlendirecek' şeklindeki algısını değiştirme çabası diyebiliriz. Ne yapıyor? Tatile gidiyor, tatilden keyif almak yerine sürekli fotoğraf, sürekli eğlence paylaşımı yapıyor. Tabii ki fotoğraf paylaşılabilir, anılar biriktirilebilir. Ancak buradaki sorun, bunun tatilin önüne geçmesi' diye konuştu.</p>

<p>'ANIN TADINI ÇIKARIN'</p>

<p>Sürekli paylaşım yapma kaygısının kişinin yaşadığı andan uzaklaşmasına neden olduğunu ifade eden Doç. Dr. Erdoğan, 'Kişi andan, tatilden hiçbir keyif almıyor. Tatil onun için anlam ifade etmiyor. Tatilden rahatlamış, huzurlu şekilde dönmek yerine daha sıkıntılı, gergin, huzursuz dönüyor ve o tatil onun için zehir oluyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>İnsanların öncelikle bu davranışın farkına varması gerektiğini belirten Doç. Dr. Erdoğan, 'Paylaşım yapmak yerine anın tadını çıkarmaya çalışmalı. 'Şu anda deniz kenarındayım, ailemleyim, sevdiğim insanlarlayım, huzur içerisindeyim ve bu huzuru devam ettireyim, bundan keyif alayım' demesi gerekiyor. Anın farkında olma ve anı yaşama çok önemli' dedi.</p>

<p>Bu durumun devam etmesi halinde hekimden destek almanın önemine vurgu yapan Doç. Dr. Erdoğan, 'Tatillerden keyif alın, zihninizi boşaltın. Arada tabii ki fotoğraf paylaşabilirsiniz ama bunu bir dert haline getirmemek gerekiyor. Herhangi bir mekana girmek için yarışmayalım. Mutluluğa, huzura girmek için yarışalım. Eğer kişi kendisini bu alanda durduramıyor, ne yaparsa yapsın azaltamıyor, bu tatillerden keyif alamıyor ise profesyonel hekimden, bir psikiyatristten yardım aramasında fayda var' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-plajlara-kadar-tasinan-statu-yarisi-ruh-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/07/agency/dha/uzman-gorusu-plajlara-kadar-tasinan-statu-yarisi-ruh-sagligini-tehdit-ediyor.jpg" type="image/jpeg" length="37920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Kontrol altına alınmayan viral hepatitler karaciğer kanserine yol açabiliyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kontrol-altina-alinmayan-viral-hepatitler-karaciger-kanserine-yol-acabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kontrol-altina-alinmayan-viral-hepatitler-karaciger-kanserine-yol-acabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Hepatit Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, 'Dünya genelinde 300 milyondan fazla kişinin Hepatit B ve C virüsüyle enfekte olduğu tahmin ediliyor. Kontrol altına alınmayan viral hepatitler siroz ve karaciğer kanserine yol açabiliyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğerde iltihaplanmaya neden olan viral hepatitlerin, erken tanı ve tedavi edilmediğinde siroz ile karaciğer kanseri gibi hayati risk oluşturan hastalıklara yol açabileceğini söyleyen Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Diktaş, Hepatit B'ye karşı aşılanmanın en etkili korunma yöntemi olduğunu, Hepatit C'nin ise günümüzde etkili tedaviler sayesinde tamamen iyileştirilebildiğini belirtti.</p>

<p>'HEPATİT C ETKİLİ İLAÇLARLA TAMAMEN TEDAVİ EDİLEBİLİYOR'</p>

<p>Hepatitin karaciğerin iltihaplanması anlamına geldiğini belirten Doç. Dr. Diktaş, en sık nedenleri arasında Hepatit A, B ve C virüslerinin yer aldığını söyledi. Dünyada 300 milyondan fazla kişinin Hepatit B ve C virüsüyle enfekte olduğunu ifade eden Doç. Dr. Diktaş, 'Tedavi edilmeyen viral hepatitler zamanla siroz ve karaciğer kanseri gibi hayati risk taşıyan hastalıklara neden olabiliyor. Ancak günümüzde hem korunma hem de tedavi açısından önemli avantajlara sahibiz. Hepatit B aşıyla önlenebilirken, Hepatit C etkili ilaçlarla tamamen tedavi edilebiliyor' dedi.</p>

<p>'AŞILAMA VE TARAMA TESTLERİ HAYAT KURTARIYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye'de yenidoğan döneminde uygulanan Hepatit B aşısının hastalığın görülme sıklığını önemli ölçüde azalttığını belirten Doç. Dr. Diktaş, bağışıklamanın toplum sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Doç. Dr. Diktaş, 'Viral hepatitlerin kontrol altına alınabilmesi için tarama testlerinin yaygınlaştırılması gerekiyor. Hepatit B'ye karşı bağışıklığı olmayan kişilerin aşılanması, Hepatit C enfeksiyonu tespit edilen hastaların ise zaman kaybetmeden tedavi edilmesi hem hastalığın ilerlemesini hem de bulaşın önlenmesini sağlıyor' diye konuştu.</p>

<p>'BULAŞ YOLLARINA KARŞI DİKKATLİ OLUNMALI'</p>

<p>Hepatit B ve Hepatit C'nin benzer bulaş yollarına sahip olduğunu ifade eden Doç. Dr. Diktaş, özellikle hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini aktardı. Doç. Dr. Diktaş, 'Kan ve kan ürünleri günümüzde düzenli olarak tarandığı için bulaş riski önemli ölçüde azalmış durumda. Ancak anneden bebeğe geçiş, korunmasız cinsel temas ve hijyen kurallarına uyulmayan manikür, pedikür, dövme veya kulak delme gibi işlemler hala önemli bulaş yolları arasında yer alıyor. Bu nedenle güvenilir merkezlerin tercih edilmesi ve korunma önlemlerinin ihmal edilmemesi gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kontrol-altina-alinmayan-viral-hepatitler-karaciger-kanserine-yol-acabiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/07/agency/dha/uzman-gorusu-kontrol-altina-alinmayan-viral-hepatitler-karaciger-kanserine-yol-acabiliyor.jpg" type="image/jpeg" length="69028"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
