<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Axion Haber</title>
    <link>https://www.axionhaber.com</link>
    <description>Medyanın Güçlü Sesi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Apr 2026 01:44:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Dt. Pirbudak: 'Diş eti hastalıkları kalp ve alzheımer riskiyle ilışkili olabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/dr-dt-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/dr-dt-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını, kalp ve beyin sağlığıyla da yakından ilişkili olabileceğini söyleyen Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, 'Diş eti hastalıkları kalp ve alzheımer riskiyle ilışkili olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pirbudak, ‘İnsan vücudundaki tüm sistemler arasında güçlü ve karmaşık bir ilişki bulunur. Çoğu kişi ağız ve diş sağlığını yalnızca estetik görünüm ya da diş çürükleriyle ilişkilendirirken, bilimsel çalışmalar ağız sağlığının vücudun genel sağlığı üzerinde önemli etkileri olduğunu ortaya koymaktadır' dedi.</p>

<p>Ağız içinde gelişen enfeksiyonların zaman zaman kan dolaşımına karışabildiğini belirten Medicana International İstanbul Hastanesi'nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dr. Dt. Gülcan Pirbudak, diş eti hastalıkları bulunan kişilerde kalp ve damar hastalıklarının daha sık görülebildiğini ifade etti. Ağızdaki bakterilerin kan dolaşımına geçmesiyle birlikte vücutta iltihabi yanıtın artabileceğini belirten Pirbudak, kronik inflamasyonun damar iç yüzeyinde yapısal değişikliklere yol açabileceğini ve bunun da damar sertliği, damar daralması ve tıkanıklık gibi sorunlara zemin hazırlayarak kalp krizi ve felç riskini artırabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'DİŞ ETİ HASTALIKLARI KALP DAMAR SİSTEMİNİ ETKİLEYEBİLİR'</p>

<p>Bilimsel çalışmaların diş eti hastalıkları ile kalp damar hastalıkları arasında dikkat çekici bir ilişki olduğunu ortaya koyduğunu belirten Pirbudak, ağız içinde bulunan bazı bakterilerin kan dolaşımı yoluyla damar duvarlarına yerleşebildiğini aktardı. Bu bakterilerin damar sertliği oluşumuna katkıda bulunabileceğini ifade eden Pirbudak, bazı durumlarda diş ve diş eti enfeksiyonlarına neden olan bakterilerin kalp kapakçıklarına ulaşarak kalp kapakçığı enfeksiyonlarına yol açabileceğini belirtti. Yapılan bazı klinik araştırmaların diş eti tedavisinin vücuttaki inflamasyon seviyesini azaltabildiğini ve damar fonksiyonlarının iyileşmesine katkı sağlayabildiğini gösterdiğini söyledi.</p>

<p>'AĞIZ SAĞLIĞI BEYİN SAĞLIĞIYLA DA BAĞLANTILI OLABİLİR'</p>

<p>Son yıllarda yapılan araştırmaların ağız sağlığı ile Alzheimer hastalığı arasında da olası bir ilişki bulunduğunu gösterdiğini belirten Pirbudak, özellikle diş eti hastalıklarıyla ilişkili bazı bakterilerin Alzheimer hastalarının beyin dokusunda tespit edildiğini ifade etti. Bu bakterilerin ürettiği toksinlerin beyin dokusunda iltihabi süreçleri tetikleyebileceğinin düşünüldüğünü belirten Pirbudak, kronik enfeksiyonların kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini artırarak nöroinflamasyonu tetikleyebileceğine dair çalışmalar bulunduğunu söyledi.</p>

<p>'DİŞ KAYBI VE ÇİĞNEME FONKSİYONU BEYİN SAĞLIĞINI ETKİLEYEBİLİR'</p>

<p>Diş kaybı ve ağız içi enfeksiyonların yalnızca enfeksiyon açısından değil fonksiyonel açıdan da önemli olduğunu belirten Pirbudak, çiğneme fonksiyonunun azalmasının beyne giden kan akışını etkileyebileceğini dile getirdi. Sigara kullanımı, diyabet, kronik inflamasyon, ileri yaş ve yetersiz ağız</p>

<p>hijyeni gibi faktörlerin hem diş eti hastalıkları hem de kalp damar hastalıkları için ortak risk faktörleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>'AĞIZ SAĞLIĞI GENEL SAĞLIĞIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR'</p>

<p>Ağız sağlığının korunmasının yalnızca dişleri korumak anlamına gelmediğini belirten Pirbudak, düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı ve diş hekimi kontrollerinin genel sağlık açısından da önemli olduğunu vurguladı. Vücudun bir bütün olduğunu ve ağızda başlayan bir sorunun zamanla farklı sistemleri etkileyebileceğini belirten Pirbudak, sağlıklı bir ağız yapısının kalp ve beyin sağlığının korunmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/dr-dt-pirbudak-dis-eti-hastaliklari-kalp-ve-alzheimer-riskiyle-iliskili-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/i-m-g-3696.jpeg" type="image/jpeg" length="92634"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Ölümlerin üçte birinin sebebi kalp hastalıkları']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-olumlerin-ucte-birinin-sebebi-kalp-hastaliklari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-olumlerin-ucte-birinin-sebebi-kalp-hastaliklari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp-damar hastalıklarının küresel ölçekte en önemli ölüm nedenlerinden biri olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Elmas Orak, 'Dünyada tüm ölümlerin yaklaşık üçte biri kalp-damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Bu ölümlerin yaklaşık yüzde 40-45'i kalp krizi gibi iskemik kalp hastalıklarına bağlıdır. Yüzde 30-35'i ise inme sonucu meydana gelmektedir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Elmas Orak, kalp-damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye'de yaşam süresi ve kalitesini belirleyen en önemli sağlık sorunlarının başında geldiğini söyledi.</p>

<p>Yaşlanan nüfus ve risk faktörlerinin artışıyla kalp-damar hastalıklarının daha yaygın hale geldiğini dile getiren Prof. Dr. Orak, 'Dünyada yaklaşık 612 milyon insan aktif olarak kalp-damar hastalığı ile yaşamaktadır. Yaklaşık 254 milyon kişide ise kalbi besleyen damarlar hastadır. Bu durum erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmektedir' diye konuştu.</p>

<p>Obezite, diyabet ve hipertansiyon vakalarındaki artışa dikkat çeken Prof. Dr. Orak, bu hastalıkların görülme sıklığının önümüzdeki yıllarda daha da artmasının beklendiğini ifade etti.</p>

<p>'SADECE ÖLÜME DEĞİL, SAKATLIĞA DA YOL AÇIYOR'</p>

<p>Kalp-damar hastalıklarının küresel ölçekte en önemli ölüm nedenlerinden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Orak, 'Dünyada tüm ölümlerin yaklaşık üçte biri kalp-damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Bu ölümlerin yaklaşık yüzde 40-45'i kalp krizi gibi iskemik kalp hastalıklarına bağlıdır. Yüzde 30-35'i ise inme sonucu meydana gelmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalp hastalıklarının yalnızca ölüme değil, aynı zamanda iş gücü kaybı ve sakatlığa da yol açtığını belirten Prof. Dr. Orak, bu hastalık grubunun dünya genelinde en fazla sakatlık oluşturan hastalıklar arasında yer aldığını söyledi.</p>

<p>Türkiye'de de benzer bir tablonun söz konusu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Orak, 'Ülkemizde kalp-damar hastalıkları, ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almakta ve tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 36'sından sorumlu olmaktadır' dedi.</p>

<p>'ERKEKLERDE 45, KADINLARDA 55 YAŞTA RİSK ARTIYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalp hastalıklarının tek bir nedene bağlı olmadığına değinen Prof. Dr. Orak, risk faktörlerinin değiştirilemez ve değiştirilebilir olarak ikiye ayrıldığını belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Orak, 'Yaş, cinsiyet ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü değiştirilemez risk faktörleridir. Erkeklerde 45 yaş, kadınlarda ise 55 yaş üzeri risk artmaktadır. Bunun dışında sigara kullanımı, hipertansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve stres gibi faktörler değiştirilebilir riskler arasında yer almaktadır. Risk faktörlerinin birikmesi tehlikeyi artırır. Her bir risk faktörünü sırtta taşınan bir yük gibi düşünebiliriz. Bu yük arttıkça kişinin hastalanma ve hatta hayatını kaybetme riski de artar' dedi.</p>

<p>'YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR'</p>

<p>Kalp hastalıklarından korunmada yaşam tarzı değişikliğinin en etkili yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Orak, 'Sigarayı bırakmak riski en hızlı düşüren adımdır. Kilo kontrolü sağlanmalı, tuz tüketimi azaltılmalı ve alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır. Akdeniz tipi beslenme altın standarttır. Zeytinyağı, tam tahıllar, baklagiller, sebze ve meyveler ile haftada en az iki kez balık tüketimi önerilir. İşlenmiş et ürünleri ve trans yağlardan uzak durulmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'HAFTADA EN AZ 150 DAKİKA EGZERSİZ ÖNERİLİYOR'</p>

<p>Fiziksel aktivitenin kalp sağlığındaki rolüne değinen Prof. Dr. Orak, 'Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz yapılmalıdır. Tempolu yürüyüş, yüzme ve bisiklet gibi aktiviteler kalp sağlığını destekler. Ayrıca haftada iki gün yapılacak hafif direnç egzersizleri de faydalıdır' dedi.</p>

<p>'STRES VE UYKU DA KALBİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Stres ve uyku düzeninin kalp sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Orak, 'Yoğun stres kontrol altına alınmalı, gerekirse profesyonel destek alınmalıdır. Günde 7-8 saat kaliteli uyku hayati önem taşır. Uyku apnesi olan kişilerde kalp krizi riski belirgin şekilde artmaktadır' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'AİLE ÖYKÜSÜ OLANLAR ERKEN YAŞTA TARANMALI'</p>

<p>Genetik yatkınlığın önemli bir risk faktörü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Orak, 'Ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olan bireyler taramalara 20'li yaşlarda başlamalıdır. Kolesterol, kan şekeri ve tansiyon düzenli olarak takip edilmelidir' dedi.</p>

<p>'KADINLARDA FARKLI BELİRTİLER TANIYI GECİKTİREBİLİR'</p>

<p>Kadın ve erkeklerde hastalık belirtilerinin farklılık gösterebileceğini ifade eden Orak, 'Kalp krizinin tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Ancak kadınlarda nefes darlığı, aşırı yorgunluk, mide bulantısı, sırt veya çene ağrısı gibi atipik belirtiler de görülebilir. Bu durum tanının gecikmesine neden olabilir' diye konuştu.</p>

<p>'ERKEN TANI HAYAT KURTARIR'</p>

<p>Erken tanının önemine vurgu yapan Prof. Dr. Orak, 'Düzenli hekim kontrolleri ve kan tahlilleri büyük önem taşır. EKG, efor testi ve ekokardiyografi gibi yöntemler kısa sürede uygulanabilir. Gerekli durumlarda ileri tetkiklere başvurulabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Göğüs ağrısı, ani nefes darlığı veya baygınlık hissi durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Orak, bu belirtilerin hayati risk taşıyabileceğini söyledi.</p>

<p>'EN ETKİLİ TEDAVİ KORUNMAK'</p>

<p>Kalp hastalıklarının geliştikten sonra ciddi sonuçlara yol açtığını belirten Prof. Dr. Orak, 'Hastalık oluştuktan sonra hem bedensel hem ekonomik ağır bedeller ödenmektedir. Bu nedenle en etkili tedavi, hastalığın oluşmasını önlemektir' diye konuştu.</p>

<p>Günlük yaşamda alınabilecek basit önlemlere de değinen Orak, 'Uzun süre oturmaktan kaçınılmalı, paketli ürünlerin etiketleri okunmalı ve sosyal ilişkiler güçlendirilmelidir. Bu tür alışkanlıklar kalp sağlığını olumlu yönde etkiler' dedi.</p>

<p>'TEDAVİ YÖNTEMLERİ GELİŞİYOR'</p>

<p>Kalp hastalıklarının tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını kaydeden Prof. Dr. Orak, 'İlaç tedavileri, stent uygulamaları, bypass cerrahisi, kalp pili ve ritim tedavileri günümüzde başarıyla uygulanmaktadır. Robotik cerrahi ve yapay zekâ destekli uygulamalar da giderek yaygınlaşmaktadır' ifadelerini kullandı.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-olumlerin-ucte-birinin-sebebi-kalp-hastaliklari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/i-m-g-3672.jpeg" type="image/jpeg" length="79303"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp nakli beklerken ilaç tedavisiyle sağlığına kavuştu]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’da enfeksiyon sonrası gelişen kalp yetmezliği nedeniyle kalp nakli bekleme sürecine giren Göktuğ Alp Şiş (3), Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde uygulanan tedavi ile nakle gerek kalmadan sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Neslihan ve Samet Şiş'in tek çocuğu Göktuğ Alp Şiş, 1,5 yıl önce geçirdiği üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası ayaklarda şişlik, karında ödem ve nefes darlığı şikayetiyle farklı hastanelere götürüldü. Yapılan tetkiklerde, Göktuğ Alp'in enfeksiyon sonrası kalp kasının ciddi şekilde etkilendiği ve süreçte kalp fonksiyonlarının kritik seviyelere kadar gerilediği, kalp nakline ihtiyaç duyduğu belirlendi. Göktuğ Alp, bunun üzerine Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne sevk edildi. Burada yapılan değerlendirmelerde kalbin sol tarafının ciddi düzeyde etkilendiği, kalp kasılma gücünün olması gerekenin yarısının da altında olduğu tespit edildi ve ilaç tedavisine başlandı. Enfeksiyon sonrası gelişen ağır kalp kası hastalığı nedeniyle hayati riskle karşı karşıya kalan Göktuğ Alp, enfeksiyona ve kalp yetmezliğine yönelik uygulanan uygun tedavilerle nakil ihtiyacı duymadan sağlığına kavuştu.</p>

<p>'KALBİ YÜZDE 30 CİVARI ÇALIŞIYORDU'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ece, ailenin önce farklı merkezlere başvurduğunu belirterek, 'Göktuğ Alp'in enfeksiyon sonrası gelişen ağır kalp hastalığı nedeniyle kalp kası etkilenmiş ve kalp normal fonksiyonunu gösteremez hale gelmiş. Farklı merkezlerde yoğun bakım yatış süreci olmuş. 3-4 aylık bir yatış hikayesi var. Farklı merkezlerde de uygun tedavilere başlanmış ama zorlu bir süreç olmuş. Hastanemiz bir kalp nakli merkezi olduğu için yoğun bakımı sonrası bizim hastanemize başvurdu. Biz de nakil süreci öncesinde değerlendirmelerimizi yaptık. Kalp yetmezliğine yönelik ilaç tedavilerini düzenledik ve aynı zamanda geçirdiği ağır enfeksiyona yönelik olarak bize başvuru öncesindeki merkezde uygulanan enfeksiyona yönelik tedavisine devam ettik. Hastanın kliniğine göre, laboratuvar değerlerine göre, ekokardiografik bulgularına göre tedavisini düzenledik. Göktuğ Alp, çoklu ilaç tedavisi alıyordu. Kalp yetmezliği yani kalbin sol tarafı ciddi manada etkilenmişti bize başvurduğunda. Normalde yüzde 60'ın üzerinde çalışması gereken sol kalbi yüzde 30 civarında çalışıyordu ve kötü durumdaydı' dedi.</p>

<p>'MUCİZE GİBİ BİR DURUM'</p>

<p>Prof. Dr. Ece, hem kalp yetmezliğine yönelik hem de geçirdiği ağır enfeksiyona yönelik ilaç tedavileri ile Göktuğ Alp'in durumunun gün gün daha iyi gittiğini aktararak, 'Eğer daha kötüye gitmiş olsaydı biz hastamıza nakil öncesi kateter anjiografi yapacaktık ve nakil ekibi ile konuşup ona göre planlamasını yapacaktık. Ama Göktuğ Alp, medikal tedavi dediğimiz ilaç tedavisine iyi cevap verdi ve zamanla yüz güldürücü sonuç alabildik. Bu hastalıkta kalp kası enfeksiyonuna bağlı hastalıklarda çok ciddi durumlar ortaya çıkabiliyor. Solunum sıkıntısı artabiliyor. Solunum cihazına bağlamak zorunda kalabiliyoruz hastayı. Yapay kalp takmak zorunda kalabiliyoruz. Ama Göktuğ'da bu durumlar oluşmadı. Daha iyiye gitti. Gerçekten mucize gibi bir durum. Normalde bu hastalık düzelmeyebilir. Çok şükür ki tedavileri iyi yanıt verdi. Aileler endişe etmesinler. Enfeksiyona bağlı kalp yetmezliği durumlarında bunların hepsi kalp nakline gitmiyor. Bu çocukların hepsi kaybedilmiyor. İyi uygun tedavi ve takiple bu hastaların önemli bir kısmını normal sağlığına kavuşturabiliyoruz. O yüzden umutsuzluğa kapılmasınlar' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Göktuğ Alp'in annesi Neslihan Şiş ise oğlunun sağlığına kavuştuğunu söyleyerek, 'Şu an çok iyi durumdayız. Yaşıtları gibi koşuyor, oynuyor. İhtiyaçlarını kendisi karşılayabiliyor. Şu an yüzde 50'nin üzerinde değerleri. İlaçları azaltıldı. İnşallah ilaç kullanmaya bile gerek kalmadan her şey düzelecek ileriki zamanda. Doğru tedaviyle, doğru takip ve tedaviyle iyi sonuç da alınabiliyor' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/kalp-nakli-beklerken-ilac-tedavisiyle-sagligina-kavustu.jpg" type="image/jpeg" length="64450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Orak: Bebeklerde kalça sağlığı için erken değerlendirme önemlidir]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Müfit Orak, yenidoğan döneminde yapılan kalça kontrollerinin, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek ortopedik sorunların önlenmesi açısından önemli olduğunu ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aileye katılan her yeni bireyin büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu belirten Özel Adatıp Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Müfit Orak, 'Yaşamın erken döneminde bazı sağlık durumlarının yakından takip edilmesi gerekir. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken durumlardan biri de gelişimsel kalça displazisidir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halk arasında 'doğumsal kalça çıkığı' olarak bilinen bu durumun erken dönemde fark edilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Orak, 'Erken yaşta tespit edilen durumlarda daha basit ve kısa süreli tedavi yaklaşımları planlanabilir. İleri yaşlarda tanı konulması halinde ise daha farklı tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalça ultrasonografisinin (USG), bebeklerde kalça yapısının değerlendirilmesinde kullanılan güncel yöntemlerden biri olduğunu belirten Prof. Dr. Orak, 'Ağrısız bir işlem olan bu değerlendirme, doğum sonrası dönemde uygulanabilmekte ve gerekli durumlarda tekrar edilebilmektedir' diye konuştu.</p>

<p>Özellikle yaşamın ilk haftalarında yapılan kontrollerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Mehmet Müfit Orak, 'Aile öyküsünde benzer durum bulunan bebeklerde değerlendirmelerin daha erken dönemde planlanması faydalı olabilir' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Orak, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>'Kalça gelişiminin düzenli takip edilmesi ve hekim önerileri doğrultusunda hareket edilmesi, olası risklerin yönetilmesi açısından önem taşımaktadır.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/prof-dr-orak-bebeklerde-kalca-sagligi-icin-erken-degerlendirme-onemlidir.jpg" type="image/jpeg" length="41875"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Danacıoğlu: 'Gece tuvalete kalkmak prostatın ilk sinyali olabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle 40 yaş sonrası erkeklerde görülen gün içinde sık tuvalete gitme ihtiyacı, gece uykudan uyandıran idrar hissi ve idrar yaparken zorlanma gibi şikayetlerin çoğu zaman basit bir sorun veya yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görüldüğünü söyleyen Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, bu belirtilerin en önemli nedenlerinden birinin iyi huylu prostat büyümesi olduğunu belirterek uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Onur Danacıoğlu, iyi huylu prostat büyümesinin erken belirtilerine dikkat çekerek hastaların modern tedavi yöntemleriyle eski yaşam konforuna kavuşabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>'SIK İDRARA ÇIKMANIN ALTINDA FARKLI NEDENLER VAR'</p>

<p>Erkeklerde özellikle 40 yaş sonrasında sık idrara çıkma şikayetinin yaygınlaştığını belirten Doç. Dr. Danacıoğlu, 'Hastalarımız genellikle gündüz sık tuvalete gitme, gece birkaç kez idrara kalkma, idrar akımında zayıflama ve mesanenin tam boşalmadığı hissiyle başvuruyor. Bu şikayetler yalnızca prostatla sınırlı değil. Kontrolsüz diyabet, aşırı sıvı tüketimi, kafeinli içecekler ve aşırı aktif mesane gibi farklı nedenler de bu tabloya yol açabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'EN SIK NEDEN İYİ HUYLU PROSTAT BÜYÜMESİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Orta yaş ve üzerindeki erkeklerde en önemli nedenlerden birinin iyi huylu prostat büyümesi olduğunu aktaran Doç. Dr. Danacıoğlu, 'Prostat bezi mesanenin hemen altında yer alır ve idrar kanalını çevreler. Yaş ilerledikçe büyüyen prostat dokusu idrar kanalını daraltarak idrar yapmayı zorlaştırır' dedi. Doç. Dr. Danacıoğlu, bu durumun zamanla sık idrara çıkma, gece uyanma, kesik kesik idrar yapma ve tam boşalamama hissine yol açtığını belirtti.</p>

<p>Günümüzde prostat tedavisinde modern yöntemlerin ön plana çıktığını ifade eden Doç. Dr. Danacıoğlu, 'HoLEP (HolmiumLazer Prostat Enükleasyonu) yöntemi öne çıkan tekniklerden biridir. Bu yöntemde büyümüş prostat dokusunu lazer yardımıyla kapalı şekilde herhangi bir açık ameliyat kesisi yapılmadan, idrar kanalından endoskopik olarak gerçekleştiriliyor. HoLEP yönteminin en önemli avantajlarından biri prostat dokusunun tamamen temizlenebilmesidir. Bu sayede idrar akımı belirgin şekilde düzeliyor ve şikayetler büyük oranda ortadan kalkıyor. Ayrıca bu yöntem büyük prostatlarda da uygulanabiliyor. Hastanede kalış süresi de azalırken, hastalarımız hızlı bir şekilde günlük yaşamlarına dönebilir. Uzun vadeli başarı oranı da oldukça yüksekken, tekrar ameliyat ihtiyacı oldukça düşük bir yöntem' dedi.</p>

<p>'BU BELİRTİLERİ HAFİFE ALMAYIN'</p>

<p>Sık idrara çıkma ve idrar yapma zorluğu gibi şikayetlerin prostat büyümesinin erken belirtileri olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Danacıoğlu, bu tür durumlarda zaman kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti. Erken tanı ve doğru tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini ifade ederek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/doc-dr-danacioglu-gece-tuvalete-kalkmak-prostatin-ilk-sinyali-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="24856"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Özlü'den 'polen alerjisi'nde erken tedavi uyarısı]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-ozluden-polen-alerjisinde-erken-tedavi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-ozluden-polen-alerjisinde-erken-tedavi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, küresel ısınmanın alerji mevsimini uzattığını belirterek, bahar alerjisinde erken tedaviye dikkat çekti. Prof. Dr. Özlü, 'Küresel ısınma, alerji mevsimini uzatıyor. Havalar ısındığı zaman daha yoğun alerji ile karşılaşıyoruz ve alerji ile karşılaşma süremiz de daha uzun oluyor. Mevsim başlamadan 2 hafta önce tedaviye başlamak lazım' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Havaların ısınması ile doğada polen miktarı artarken, alerjik hastalıklar da kendini göstermeye başladı. Bahar aylarında sıkça görülen hapşırık, burun akıntısı ve nefes darlığı gibi şikayetler, alerjisi olan kişilerde yaşam kalitesini düşürebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, havaların ısınmasıyla bahar alerjisi şikayetlerinin artış gösterdiğini belirterek, alerjik hastalıkların da tedavisi geçmişe göre göre şu anda çok daha iyi durumda olduğunu vurguladı. Uyarıda bulunan Özlü, 'Bahar geldi, havalar ısınıyor, güneşlendik, artık ağaçlar tomurcuklanmaya başladı, toprak yeşillendi, çiçekler açıyor ama bazılarımız için de kabus günleri başladı. Mevsimsel alerjiler söz konusu olan kişilerde hemen baharın gelmesiyle beraber semptomlar başlıyor. Maalesef öksürük, hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, baş ağrısı, geniz akıntısı, boğazda yanma, acıma, sızlama, nefes darlığı, hırıltı, öksürük gibi şikayetler ortaya çıkıyor. Mevsim boyunca devam edebiliyor. Genelde alerji mevsimi dediğimiz, kış bitiminden diğer kışın başlangıcına kadar geçen zamandır. Bu dönem içerisinde herkesin farklı zamanlarda alerjileri başlayabilir, yoğunlaşabilir. Var olan şikayetler de artma şeklinde olabilir ya da tamamen geçip yeniden şikayetler başlayabilir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'TEDBİRLER ALARAK YOĞUNLUĞU AZALTABİLİRİZ'</p>

<p>Prof. Dr. Özlü, 'Bizim daha çok gördüğümüz kış bitiminde erken bahar döneminde başlayan şikayetler ağaç polenlerine daha çok bağlıdır. Ama bahar sonu yaza doğru başlayanlar daha çok çim, çayır çimenlerine karşı ortaya çıkan alerjilerdir. Yaz sonunda güze doğru başlayan alerjiler de daha çok yabani otlara karşı onların polenlerine karşı olan alerjilerdir. Ama herkesin alerji mevsimi kendine mahsus. Tabii alerji tedavisinde geçmişe göre şu anda çok daha iyi durumdayız ama önce neye alerji var bunu bilmekte fayda var. Alerji testleri yaparak bunu ölçebiliyoruz çünkü korunmak tedavi kadar önemli. Bazı alerjenlerden kaçınmak mümkün. Tedbirler alarak en azından yoğunluğunu azaltabiliriz. Bazı alerjenlerden de kaçınmak çok mümkün değil. O zaman tedaviler devreye giriyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'MEVSİM BAŞLAMADAN 2 HAFTA ÖNCE TEDAVİYE BAŞLAMAK LAZIM'</p>

<p>Alerjinin tedavi ile kontrol edilebilir bir durum olduğunu kaydeden Özlü, 'Küresel ısınma, alerji mevsimini uzatıyor. Havalar ısındığı zaman daha yoğun alerji ile karşılaşıyoruz ve alerji ile karşılaşma süremiz de daha uzun oluyor. Özellikle bu bölgesel savaşlar, savaşlarda kullanılan kimyasallar sera gazlarını artırarak küresel ısınmayı da tetikliyor ve artırıyor, güçlendiriyor. Bu da alerjenlerle daha yoğun karşılaşacağımız anlamına geliyor maalesef. O bakımdan alerji durumumuzu bilmemiz ve bunu kontrol altına almamız tedbirler önemli. Alerji tedavi ile kontrol edilebilir bir durum. Günümüzde artık eskiden olduğu gibi alerji ilaçlarına bağlı uyku, uyuşukluk, iştah artışı, sersemlik gibi yan etkiler görünmüyor. Güvenli ve etkili bir alerji tedavisi mümkün. Mevsim başlamadan iki hafta önce tedaviye başlamak lazım. Ve mevsim boyunca da ilaçları kullanmak gerekiyor. Çünkü bu insanın yaşam kalitesini bozan semptomlar, sosyal uyumunu, çalışma hayatını etkileyen uyku düzenini bozan semptomlar' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-ozluden-polen-alerjisinde-erken-tedavi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/prof-dr-ozluden-polen-alerjisinde-erken-tedavi-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" length="22029"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Pastaya alerjisi olan otizmli Egecan'a karpuzlu doğum günü kutlaması]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/pastaya-alerjisi-olan-otizmli-egecana-karpuzlu-dogum-gunu-kutlamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/pastaya-alerjisi-olan-otizmli-egecana-karpuzlu-dogum-gunu-kutlamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ardahan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Mahmut Çetinkaya, pastaya alerjisi olan özel gereksinimli Egecan Andaç'a (11) karpuzlu doğum günü kutlaması yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Otizm Farkındalık Günü nedeniyle düzenlenen etkinlikte otizmli çocuklar ve aileleriyle bir araya gelen Ardahan Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Mahmut Çetinkaya, özel gereksinimli Egecan Andaç'a doğum günü kutlaması düzenledi. Pastaya alerjisi olduğu öğrenilen Andaç için doğum günü kutlaması çok sevdiği karpuzla yapıldı. Severek yediği karpuzun üzerindeki mumu üfleyen Andaç, büyük bir mutluluk yaşadı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Çetinkaya, otizmin bir eksiklik değil farklılık olduğuna dikkat çekerek, 'Özel gereksinimli çocuklarımızın hayatın her alanında desteklenmesi büyük önem taşıyor. Onların mutluluğu hepimizin ortak sorumluluğudur. Bugün Egecan'ın sevincine ortak olmak bizler için çok kıymetli. Ailelerimizin her zaman yanındayız' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/pastaya-alerjisi-olan-otizmli-egecana-karpuzlu-dogum-gunu-kutlamasi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/04/agency/dha/pastaya-alerjisi-olan-otizmli-egecana-karpuzlu-dogum-gunu-kutlamasi.jpg" type="image/jpeg" length="79497"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Kadınlarda şiddetli adet ağrısının nedeni 'çikolata kisti' olabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kadinlarda-siddetli-adet-agrisinin-nedeni-cikolata-kisti-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kadinlarda-siddetli-adet-agrisinin-nedeni-cikolata-kisti-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çikolata kistinin çoğu zaman şiddetli adet ağrılarıyla kendini gösterdiğini belirten Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Fulya Özkal Molla, erken tanının önemine değindi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Öğr. Üyesi Fulya Özkal Molla, çikolata kistinin rahim iç tabakasını oluşturan dokunun rahim dışında, çoğunlukla yumurtalıklarda yerleşmesi sonucu ortaya çıktığını söyledi. Bu kistlerin içinde biriken eski kan nedeniyle koyu kahverengi bir görüntü oluştuğunu ifade eden Molla, 'Bu nedenle halk arasında çikolata kisti olarak adlandırılır. Özellikle adet döneminde şiddetli ağrı, kasık ağrısı ve bazı durumlarda ilişki sırasında ağrı gibi şikâyetlere yol açabilir' dedi.</p>

<p>'ŞİDDETLİ ADET AĞRISI GÖZ ARDI EDİLMEMELİ'</p>

<p>Adet ağrısının çoğu zaman normal kabul edilip ihmal edildiğini belirten Molla, bazı durumlarda bunun altta yatan ciddi bir hastalığın habercisi olabileceğini berlirterek, 'Adet dönemlerinde günlük yaşamı kısıtlayacak düzeyde ağrı yaşanması, kasık bölgesinde kronik ağrı, ilişki sırasında ağrı ya da gebe kalmada güçlük gibi durumlar çikolata kistinin belirtileri arasında yer alabilir. Bu tür şikâyetler yaşayan kadınların mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurması gerekir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'DOĞURGANLIĞI DA ETKİLEYEBİLİR'</p>

<p>Çikolata kistinin bazı hastalarda doğurganlığı olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Molla, özellikle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurguladı. Molla, 'Endometriozis bazı hastalarda tüplerin veya yumurtalıkların fonksiyonlarını etkileyerek gebelik sürecini zorlaştırabilir. Ancak erken tanı ve uygun tedavi ile birçok hastada başarılı sonuçlar alınabilmektedir' diye konuştu.</p>

<p>'TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANIYOR'</p>

<p>Çikolata kistinin tedavisinin hastanın yaşına, şikayetlerine, kistin büyüklüğüne ve gebelik planına göre değiştiğini ifade eden Molla, 'Bazı hastalarda ilaç tedavisiyle ağrı kontrol altına alınabilirken, bazı durumlarda cerrahi tedavi gerekebilir. Amaç hem hastanın ağrılarını azaltmak hem de üreme sağlığını korumaktır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadınların düzenli jinekolojik muayenelerini ihmal etmemesi gerektiğini belirten Molla, özellikle uzun süren ve şiddetli adet ağrılarının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-kadinlarda-siddetli-adet-agrisinin-nedeni-cikolata-kisti-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/i-m-g-3066.jpeg" type="image/jpeg" length="45514"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, Kamu Hastaneleri Genel Müdürü oldu]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/doc-dr-muhammed-emin-demirkol-kamu-hastaneleri-genel-muduru-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/doc-dr-muhammed-emin-demirkol-kamu-hastaneleri-genel-muduru-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürü olarak atandı. Sağlık yönetimindeki tecrübesiyle öne çıkan Demirkol’un, hastane hizmetlerinde kalite ve erişimi artıracak adımlar atması bekleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık yönetimi alanındaki tecrübesi ve sahadaki etkin çalışmalarıyla bilinen <strong>Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol</strong>, Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürü olarak göreve atandı. Sağlık Bakanın onayı ve tensipleriyle gerçekleşen bu atama, sağlık camiasında dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı. Demirkol’un yeni görevi, Türkiye genelinde kamu hastanelerinin yönetimi ve hizmet kalitesinin artırılması açısından kritik bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Sağlık alanında uzun yıllardır farklı kademelerde görev yapan Demirkol, özellikle yöneticilik deneyimiyle öne çıkıyor. Daha önce Bolu İl Sağlık Müdürü olarak görev yaptığı dönemde, sağlık altyapısının güçlendirilmesi, hastanelerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi ve sağlık çalışanlarının mesleki gelişimine yönelik projelerle dikkat çekti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışıyla yürüttüğü çalışmalar, bölge halkı tarafından da takdirle karşılandı.</p>

<p><img alt="I M G 3062" height="380" src="https://kiyashabercom.teimg.com/kiyashaber-com/uploads/2026/03/i-m-g-3062.jpeg" width="641" /></p>

<p>2024 yerel seçimleri sürecinde Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Bolu Belediye Başkan adayı olmak üzere görevinden ayrılan Demirkol, bu süreçte de sahadaki aktif çalışmalarıyla öne çıktı. Seçim sürecinde sağlık hizmetlerinin yerel yönetimlerle daha entegre hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Demirkol, özellikle dezavantajlı grupların sağlık hizmetlerine erişiminin artırılmasına yönelik projeler geliştirdi.</p>

<p>Demirkol, son olarak Türkiye Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü görevinde bulunarak, koruyucu sağlık hizmetleri ve toplum sağlığı alanında önemli çalışmalar yürüttü. Bu görevde edindiği deneyimin, yeni pozisyonunda kamu hastanelerinin işleyişine ve hizmet kalitesine önemli katkılar sunması bekleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü görevi kapsamında Demirkol’un; hastane hizmetlerinin standardizasyonu, hasta memnuniyetinin artırılması, sağlık personelinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve dijital sağlık uygulamalarının yaygınlaştırılması gibi başlıklarda önemli adımlar atması öngörülüyor. Özellikle büyük şehirlerdeki yoğunluk ve hizmet erişimi konularında yapılacak düzenlemeler, sağlık sisteminin genel verimliliğini doğrudan etkileyecek.</p>

<p><img alt="I M G 3064" height="520" src="https://kiyashabercom.teimg.com/kiyashaber-com/uploads/2026/03/i-m-g-3064.jpeg" width="554" /></p>

<p>Sağlık Bakanlığı bünyesinde kritik bir göreve getirilen Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol’un, geçmişteki birikimi ve saha tecrübesiyle Türkiye genelinde kamu hastanelerinin daha etkin, verimli ve erişilebilir bir yapıya kavuşmasına katkı sağlaması bekleniyor. Bu atama, sağlık sisteminde kalite ve sürdürülebilirlik hedefleri açısından önemli bir adım olarak görülüyor.</p>

<p><strong>AXION HABER ÖZEL: SEDAT KURT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>AXION HABER ÖZEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/doc-dr-muhammed-emin-demirkol-kamu-hastaneleri-genel-muduru-oldu</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/i-m-g-3063.jpeg" type="image/jpeg" length="18318"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Bipolar bozuklukta asıl ihtiyaç yargı değil, doğru bilgi ve anlayış']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bipolar-bozuklukta-asil-ihtiyac-yargi-degil-dogru-bilgi-ve-anlayis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bipolar-bozuklukta-asil-ihtiyac-yargi-degil-dogru-bilgi-ve-anlayis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bipolar bozukluğun toplumda adı en çok bilinen ancak en sık yanlış anlaşılan ruhsal hastalıklardan biri olduğunu vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Asil Budaklı, 'Bu yıl Bipolar Günü'nde öne çıkan 'Bipolar Güçlü' teması; hastalığı romantize etmek ya da kişiyi sürekli güçlü görünmeye zorlamak değildir. Güçlü olmak; bazen tedaviye sadık kalmaktır, bazen 'iyi değilim' diyebilmektir, bazen yardım istemek, bazen de ruhen ağır geçen bir günden sonra, fırtınanın dinmesini sessizce beklemektir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Medical Park Göztepe Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Asil Budaklı, bipolar bozukluğun yalnızca klinik yönüyle değil, toplumdaki algı biçimiyle de ele alınması gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Budaklı, hastalığın çoğu zaman ya hafife alındığını ya da damgalayıcı bir dille korkulacak bir tablo gibi sunulduğunu, bu yaklaşımın tanı ve tedavi sürecini zorlaştırdığını ifade etti.</p>

<p>'KİŞİNİN YAŞAMI ÜZERİNDE CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR'</p>

<p>Bipolar bozukluğun; kişinin duygu durumunda, enerjisinde, düşünce akışında ve yaşam ritminde belirgin değişimlerle seyrettiğini ifade eden Uzm. Dr. Budaklı, şöyle devam etti:</p>

<p>'Bazı dönemlerde aşırı enerji, az uyku ihtiyacı, hızlanmış düşünce, artmış konuşma ve riskli kararlar öne çıkarken; bazı dönemlerde içe çekilme, isteksizlik, yorgunluk ve günlük işlevsellikte belirgin azalma görülebilir. Dışarıdan yalnızca 'neşeli', 'üretken' ya da 'biraz moralsiz' gibi algılanabilen bu değişimler, denetim kaybı başladığında kişinin işi, ilişkileri ve yaşam düzeni üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir.'</p>

<p>'HER DUYGU İNİŞ ÇIKIŞI, BİPOLAR BOZUKLUKLA KARIŞTIRILMAMALI'</p>

<p>Uzm. Dr. Budaklı, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her duygu iniş çıkışını bipolar bozukluk sanmak olduğunu vurguladı. Bipolar bozukluğun; birkaç günlük moral bozukluğu, günlük stres, bir ayrılık sonrası yaşanan geçici üzüntü ya da gün içindeki sıradan duygu değişimleriyle açıklanamayacağını belirten Uzm. Dr. Budaklı, hastalığı bu yaşantılardan ayıran temel farkın yalnızca belirtilerin şiddeti değil, süresi, tekrar eden yapısı ve kişinin gündelik yaşamı üzerindeki belirgin etkisi olduğunu söyledi.</p>

<p>'KİŞİYİ HASTALIĞINDAN FAZLA YORAN BİR TOPLUMSAL YÜKE DÖNÜŞEBİLİR'</p>

<p>Yanlış inanışların yalnızca bilgi eksikliği yaratmadığını, aynı zamanda bipolar bozuklukla yaşayan bireyleri yalnızlaştırdığını da kaydeden Uzm. Dr. Budaklı, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Bipolar bozuklukla ilgili toplumda sık rastlanan 'dengesiz', 'öngörülemez' ya da 'tehlikeli' gibi etiketler, kişiyi hastalığından daha fazla yoran bir toplumsal yük haline gelebilir. Bu nedenle, bipolar bozukluğu olan bireylerin yalnızca tanılarından ibaret olarak görmemeli; onların da herkes gibi çalıştıklarını, ürettiklerini, ilişkilerini sürdürdüklerini ve çoğu zaman bunu ağır bir iç mücadeleyle başardıklarını görmek gerekmektedir.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'KORKU ÜRETMEK DEĞİL, DOĞRU BİLGİYLE ÖNYARGILARI AZALTMAK ÖNEMLİ'</p>

<p>Bu yıl öne çıkan 'Bipolar Strong' temasının Türkçede 'Bipolar Güçlü' olarak anlaşılabileceğini belirten Budaklı, bu ifadenin 'hep güçlü kalmak zorunda olmak' anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Budaklı, 'Asıl güç; belirtileri fark etmekte, uykuyu ve yaşam düzenini korumaya çalışmakta, gerektiğinde yardım istemekte, tedaviye uyum göstermek ve hayatın içinde kalmak için yeniden denge kurabilmektir. Dünya Bipolar</p>

<p>Günü'nün temel mesajı da korku üretmek değil, doğru bilgiyle önyargıları azaltmak ve bireylerin anlaşılma ihtiyacını görünür kılmaktır' ifadelerine yer verdi.</p>

<p>'BİPOLAR GÜÇLÜ, HİÇ ZORLANMAMAK ANLAMINA GELMEZ'</p>

<p>Son olarak bipolar güçlü demenin hiç zorlanmamak anlamına gelmediğinin altın çizen Uzm. Dr. Budaklı, 'Bazen asıl güç; yükselişi erken fark edip durabilmek, çökkünlük döneminde yardım isteyebilmek, tedaviye bağlı kalmak ve bütün önyargılara rağmen hayatın içinde yer almaya devam edebilmektir. Bazen bir insanın iyileşme yolunda en çok ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir açıklama değil, anlaşılacağına dair gerçek bir histir. Ruhsal hastalıklara hâlâ korku ve önyargıyla bakıyorsak, bu bakışı değiştirmek de bir halk sağlığı meselesidir' sözleriyle açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bipolar-bozuklukta-asil-ihtiyac-yargi-degil-dogru-bilgi-ve-anlayis</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/i-m-g-3039.jpeg" type="image/jpeg" length="94392"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Öksürük şikayetiyle gittiği klinikte iğne sonrası engelli kaldı, soruşturma 4,5 yıldır sürüyor]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/oksuruk-sikayetiyle-gittigi-klinikte-igne-sonrasi-engelli-kaldi-sorusturma-45-yildir-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/oksuruk-sikayetiyle-gittigi-klinikte-igne-sonrasi-engelli-kaldi-sorusturma-45-yildir-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’da özel bir çocuk kliniğinde yapılan antibiyotik iğnesi sonrası alerjik reaksiyon geçiren ve kalbi duran Merve Sena Sümer (10), yüzde 98 engelli kalarak, yatağa bağımlı hale geldi. Sümer'in ailesi, gerekli müdahalenin yapılmadığını öne sürerek, ceza dosyasında 4,5 yıldır iddianame hazırlanmadığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ankara'da Emel ve Ömer Sümer çiftinin çocukları Merve Sena Sümer, 28 Ekim 2021'de soğuk algınlığı ve öksürük şikayetiyle ailesi tarafından özel bir çocuk sağlığı kliniğine götürüldü. Burada doktor T.K.D. tarafından antibiyotik iğnesi uygulanan Merve Sena, alerjik reaksiyon nedeniyle baygınlık geçirdi. Solunumu duran Merve Sena, ambulansla götürüldüğü hastanede yapılan ilk müdahale ile hayata döndürüldü ancak bu süreçte beynine oksijen gitmediği için yüzde 98 engelli kalarak, yatağı bağımlı hale geldi. Aile, klinik sahibi M.A. ve çocuk doktoru T.K.D. hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunup, tüketici mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açtı. Ankara 2'nci Tüketici Mahkemesi'nde şimdiye kadar görülen 12 celsede doktor ve klinik sahibi savunma yaparken, personelin ise tanık olarak ifadeleri alındı. Ceza soruşturması ise 4,5 yıldır devam ediyor.</p>

<p>'MÜDAHALEDE YETERSİZ OLDUKLARI İÇİN 112'Yİ ARADILAR'</p>

<p>Anne Emel Sümer (46), öksürük şikayetiyle gittikleri özel çocuk sağlığı merkezinde kızına antibiyotik iğnesinin yapıldığını ve ardından çocuğunun solunumunun durduğunu belirterek, 'Aslında adrenalin ve alerji iğnesi yapılması gerekiyormuş ilk müdahalede ama hiçbir müdahale yapılmadı. Yani çocuğumuz gözümüzün önünde gitti. Müdahalede yetersiz oldukları için 112'yi aradılar. 112 geldi, onları odadan çıkardılar ve gelen ekip müdahale etti' diye konuştu.</p>

<p>'BÜTÜN HAYALLERİMİZ YARIM KALDI'</p>

<p>Çocuğunun önce Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne ardından da entübe edilip Ankara Üniversitesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne götürüldüğünü söyleyen anne Sümer, 'Orada 62 gün yoğun bakımda kaldı. Solunum destek cihazına bağlandı. Daha sonra da Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'ne geçtik. Ondan sonraki tedavi sürecimiz orada devam etti. Yaklaşık 4,5 sene oldu. 4,5 senenin 3,5 yılı neredeyse hastanedeyiz. Kızım konuşan, yürüyen, okula giden, cıvıl cıvıl bir kızdı. Şu an yüzde 98 ağır engelli ve yatağa bağlı. Bu süreçte psikolojik olarak çok yıprandık. Çaresiz durumdayız. Hukuki sürecin başlaması için şikayetçi olduk. Savcılık iddianameyi hala hazırlamadı. Maddi kaybımız çok olduğu için hukuk davası da açtık. Ceza davası görülmediği için tazminat davası da sonuçlanmadı bu yüzden zor durumdayız. Olay olduğunda kızım 5 yaşındaydı; şu an 10 yaşında ve kızım yatakta büyüdü. 2 ay okula gidebildi. Bütün hayallerimiz yarım kaldı. Kızım öğretmen olmak istiyordu. Çok içten ve candan bir çocuktu. Çok güleç bir çocuktu. Hepsi gitti' dedi.</p>

<p>112 PERSONELİ: DAMAR YOLUNUN AÇILMADIĞINI FARK ETTİK</p>

<p>112 personellerinden sağlık memuru S.G., polise verdiği ifadede, olay yerine gittiklerinde çocuğun sedye üzerinde yattığını ve başında Doktor T.K.D.'nin olduğunu söyleyerek, 'Çocuğun saçlarını okşayarak 'Tamam anneciğim, tamam anneciğim' diyordu. Gördüğümüz durum karşısında ilk etapta biraz şaşırdık. Çünkü biz oraya girdiğimizde herhangi bir müdahale yoktu. Sadece doktor, dediğim şekilde çocuğu sakinleştirmeye çalışıyordu. Çocuğun sevk işlemleri ile ilgilenirken bir anda çocuğun damar yolunun açılmadığını fark ettik ve durumu doktora bildirdik. Bunun üzerine bir görevli geldi ve hemen çocuğa o anda damar yolu açıldı. Ayrığa çocuğun kalbinin durduğunu gördüğümüzde kalp masajı yaptık. Tüm bu müdahale yapılırken bir taraftan da görevli doktora 'Neden entübe etmediniz' şeklinde serzenişte bulunduk. Çünkü böyle bir durumda yapılması gereken ilk müdahale odur. Çünkü çocuk nefes alamıyor ve boğulma durumundaydı. Doktor bunun üzerine bize 'Çenesi kitlendiği için açamadık' dedi. Biz de kendisine 'Madem böyle bir durum vardı neden damar yolunu açıp 'dormıcum' yapmadınız' dedik. Bu sorumuza cevap vermedi ve biz oradayken açtırdığımız damar yolundan dediğimiz ilacı yaptırdı. Sonrasında çocuğa yeteri dozda adranelin yapıldı ve izotonik serum takıldı. Orada yapabileceğimiz tüm işlemleri sırası ile yaptık ve daha fazla geç kalmamak için hemen çocuğu alarak hastaneye gittik' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DOKTOR T.K.E: OLAYDA BİR İHMALİM YOK</p>

<p>Özel klinikte çalışan Doktor T.K.E. de Merve Sena Sümer'in bebekliğinden beri bu klinikte tedavi olduğunu söyledi. Bu olayda herhangi bir kasıt, kusur ve ihmalinin olmadığını, 112 ekibi gelmeden Merve Sena Sümer'e gerekli olan tüm müdahaleyi yaptıklarını söyledi. Ayrıca 112 ekibin verdiği ifadelerde 'Damar yolu açılmamıştı' ve 'Adrenalin iğnesi yapılmamıştı' iddialarının doğru olmadığını öne sürdü. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/oksuruk-sikayetiyle-gittigi-klinikte-igne-sonrasi-engelli-kaldi-sorusturma-45-yildir-suruyor</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/oksuruk-sikayetiyle-gittigi-klinikte-igne-sonrasi-engelli-kaldi-sorusturma-45-yildir-suruyor.jpg" type="image/jpeg" length="68480"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Böbrek reflüsü tedavi edilmezse ciddi sonuçlara yol açabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bobrek-reflusu-tedavi-edilmezse-ciddi-sonuclara-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bobrek-reflusu-tedavi-edilmezse-ciddi-sonuclara-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk çağında sık görülen böbrek reflüsünün çoğu zaman basit bir idrar yolu enfeksiyonu gibi başlasa da ciddi sonuçlara yol açabildiğini belirten Çocuk Ürolojisi Uzmanı Prof. Dr. Mesrur Selçuk Sılay, 'Hastalık tedavi edilmemesi durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Böbrek reflüsü, ülkemizde ve dünyada son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerinden biridir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Böbrek reflüsünün teşhisinde geç kalındığında sürecin böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebildiğini ifade eden MedipolAcıbadem Bölge Hastanesi'nden Prof. Dr. Mesrur Selçuk Sılay, bu hastalığa karşı aileleri uyardı.</p>

<p>'EN SIK BELİRTİ ATEŞLİ İDRAR YOLU ENFEKSİYONU'</p>

<p>Böbrek reflüsünün (vezikoüreteral reflü) çocuklarda sık görülen bir durum olduğunu belirten Prof. Dr. Sılay, 'Hastalıkgenellikle ateşli idrar yolu enfeksiyonuyla ortaya çıkıyor. Daha büyük çocuklarda idrar yaparken yanma, karın ve alt karın ağrısı gibi şikayetler de görülebiliyor. Bebeklerde ise belirtiler daha farklı seyrediyor. Bebeklik döneminde huzursuzluk, emmeme, ateş, idrarın renginde ve kokusunda değişiklik gibi bulgularla karşımıza çıkabilir' dedi.</p>

<p>'TEKRARLAYAN ENFEKSİYONLAR BÖBREK FONKSİYONLARININ KAYBINA NEDEN OLABİLİR'</p>

<p>Böbrek reflüsünün önemine dikkat çeken Prof. Sılay, 'Hastalık tedavi edilmemesi durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Böbrek reflüsü, ülkemizde ve dünyada son dönem böbrek yetmezliğinin en önemli nedenlerinden biridir. Tekrarlayan enfeksiyonların artmasına, hipertansiyona ve böbrek fonksiyonlarının kaybına neden olabilir' diye konuştu.</p>

<p>HASTAYA GÖRE TEDAVİ PLANI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi sürecinin her çocuk için farklı planlandığını belirten Prof. Dr. Sılay, çocuk nefrolojisi ile birlikte multidisipliner bir yaklaşım benimsediklerini ifade etti. Hastalığın derecesi, çocuğun yaşı, cinsiyeti, böbrekte hasar olup olmadığı ve işeme fonksiyonları gibi birçok faktörün tedavi kararında etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Sılay, 'Bazı hastalarda ilaç tedavisi ve düzenli takip yeterli olurken, bazı hastalarda girişimsel yöntemlere ihtiyaç duyulabilir' dedi.</p>

<p>Endoskopik enjeksiyon yönteminin seçilmiş hastalarda etkili bir tedavi seçeneği olduğunu belirten Prof. Dr. Sılay, 'İdrar yolundan kameralı sistemle girilerek yapılan bu işlem yaklaşık 15 dakika sürer ve böbreğe olan kaçağı düzeltebilir' dedi. İleri vakalarda ise cerrahi müdahalenin gündeme geldiğini belirtti.</p>

<p>'ROBOTİK CERRAHİ İLE KESİ YAPMADAN TEDAVİ MÜMKÜN'</p>

<p>Günümüzde robotik cerrahinin böbrek reflüsü tedavisinde önemli avantajlar sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Sılay, bu yöntemle yüksek başarı oranlarına ulaşıldığını söyledi. 'Robotik cerrahi ile milimetrik girişlerle yapılan operasyonlarda başarı oranı yüzde 95'in üzerindedir. Hastanede kalış süresi kısalır, ağrı daha az olur ve estetik açıdan daha iyi sonuçlar elde edilir' diye konuştu.</p>

<p>'ERKEN TEŞHİSLE BAŞARI ORANI ÇOK YÜKSEK'</p>

<p>Erken teşhisin tedavi başarısında belirleyici olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sılay, 'Zamanında tanı konulduğunda böbrek reflüsü büyük oranda tedavi edilebilir. Bu nedenle özellikle tekrarlayan ateşli idrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların mutlaka değerlendirilmesi gerekir' diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bobrek-reflusu-tedavi-edilmezse-ciddi-sonuclara-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/uzman-gorusu-bobrek-reflusu-tedavi-edilmezse-ciddi-sonuclara-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="22443"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Down Sendromu Farkındalık Haftası'nda sporcular renkli çoraplarla kürek çekti]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/down-sendromu-farkindalik-haftasinda-sporcular-renkli-coraplarla-kurek-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/down-sendromu-farkindalik-haftasinda-sporcular-renkli-coraplarla-kurek-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun’da faaliyet gösteren Ekolojik Yaşam Bisiklet Derneği (EKOBİD) bünyesindeki Dragon Boat Team, Down Sendromu Haftası kapsamında farkındalık etkinliği düzenledi. Takım sporcuları, etkinlik çerçevesinde antrenman sırasında renkli çorapları ellerine geçirerek kürek çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>EKOBİD Dragon Boat Team sporcuları, Down Sendromu Haftası kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla gerçekleştirdikleri antrenmanda renkli çoraplarla kürek çekti. EKOBİD Başkanı Tanju Subaşı, Down sendromlu bireylerin toplumun bir parçası olduğunu belirterek, 'Onlara acıyarak yaklaşmak yerine, eşit bireyler olarak kabul etmeli ve hayatın her alanında daha görünür olmalarını sağlamalıyız. Biz de EKOBİD Dragon Boat Team olarak bugün küreklerimizi bu farkındalığı artırmak için çektik. Renkli çoraplarla verdiğimiz mesaj çok net; 'Farklılıklar bir eksiklik değil, zenginliktir.' İnanıyoruz ki; birlikte olduğumuzda daha güçlüyüz' dedi. DHA)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/down-sendromu-farkindalik-haftasinda-sporcular-renkli-coraplarla-kurek-cekti</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Mar 2026 14:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/down-sendromu-farkindalik-haftasinda-sporcular-renkli-coraplarla-kurek-cekti.jpg" type="image/jpeg" length="20822"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Lösemili Çınar, kardeşinden yapılan ilik nakliyle hayata tutundu]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/losemili-cinar-kardesinden-yapilan-ilik-nakliyle-hayata-tutundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/losemili-cinar-kardesinden-yapilan-ilik-nakliyle-hayata-tutundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana’da lösemiyle mücadele eden Çınar Töre (8), kardeşi Defne'den (5) yapılan ilik nakliyle hayata tutundu. İyileşme sürecine giren Çınar, sağlığına kavuştuktan sonra futbolcu olmak istediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Seyhan ilçesi Tellidere Mahallesi'nde yaşayan garson Emrah ve tezgahtar Birgül Töre çiftinin iki çocuğundan Çınar, geçen yıl gece yükselen ateşi nedeniyle acil servise götürüldü. Hastanede yapılan tetkiklerde Çınar'a Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) teşhisi konuldu. Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Çınar Töre'nin tedavi süreci başlatılırken, ilik nakli ihtimaline karşı aile bireylerinden de kan örnekleri alındı. Yapılan incelemelerde Çınar'ın küçük kardeşi Defne'nin dokusunun uyumlu olduğu belirlendi. Aynı hastanede gerçekleştirilen nakil operasyonunun ardından Çınar Töre hayata tutundu.</p>

<p>'SÜREÇ ÇOK ZOR GEÇTİ'</p>

<p>Çınar'ın annesi Birgül Töre, çok zorlu süreçlerden geçtiklerini anlatarak, 'İlk başta halsizlik, vücudunda sararma ve ateş şikayetleriyle hastaneye gittik. Kan tahlillerinin ardından doktorumuz dalağının şiş olduğunu görünce tanısını koydu ve lösemi olduğunu söyledi. Çınar'ın hastalığını ilk duyduğumuzda süreç bizim için çok zorlu başladı. Bilmediğimiz bir süreç olduğu için çok zor geçti. O dönemde ilik nakli gerekti ve kardeşinden alınan ilik nakledildi. Çınar, hastalığını ağır geçiriyordu ancak kardeşinden alınan ilikten sonra durumu daha iyiye gitti. Doktorları da hastalığı ağır atlatacağını, sonrasında ise hafifleyeceğini söyledi. Şu an durumu iyiye gidiyor, ilaç tedavisi devam ediyor. Benim için çok kötü zamanlar oldu ama artık geçiyor. Çınar şu anda ilaç tedavisi alıyor ve tedavisi evde devam ediyor. Önümüzde 3 ay daha var ardından ilaç tedavisi sonlandırılacak. Evde hep aktif haldeyiz. Çınar enerjik bir çocuk, sürekli kardeşiyle oyunlar oynuyor. Dışarı çok çıkamadığı için evde onunla sürekli vakit geçiriyoruz' dedi.</p>

<p>'HASTALIK SÜRECİNDE EŞİM VE BEN İŞTEN AYRILDIK'</p>

<p>Hastalık sürecinde, eşinin de kendisinin de çalıştıkları iş yerinden ayrılmak zorunda kaldıklarını aktaran Emrah Töre ise Defne'nin, ağabeyi Çınar'ın adeta ilacı olduğunu dile getirerek, 'Çınar'ın hastalığını duyunca zor günler yaşadık. O sırada eşim de ben de çalışıyorduk. Ancak süreç nedeniyle ikimiz de işten ayrılmak zorunda kaldık. Eşim Defne'nin yanında kalıyordu, ben ise hastanede Çınar ile birlikte kalıyordum. Doktorlarımız hastanede bize ilik nakli olması gerektiğini söyleyince hemen arayışa geçtik ve kan testlerimizi verdik. Ailecek test verdik. Ben ve eşimin testleri uyumlu çıkmadı ama Defne'nin kan testi uyumlu oldu. Ameliyatını oldu ve iyileşme sürecine başladı. Nakil sonrası süreç hem bizim hem de Çınar için zorlu geçiyor. Dışarı çıkamıyor, arkadaşlarıyla vakit geçiremiyor, enerjisini atamıyor. Allah'tan evde kardeşi var ki ona oyun arkadaşı oluyor. Gerektiğinde biz de onunla oyun oynuyoruz. Kardeşi onun ilacı oldu resmen. Büyüyünce ona bunu nasıl anlatırım bilmiyorum ama daha güzel günlerimiz olacak inşallah' diye konuştu.</p>

<p>'LÖSEV BİZE ÇOK DESTEK SAĞLADI'</p>

<p>Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı'nın (LÖSEV) hastalık sürecinde kendilerine büyük destek verdiğini belirten Emrah Töre, 'Sosyal hizmetlerdeki arkadaşların tavsiyesiyle hastanedeyken LÖSEV ile tanıştık. LÖSEV hastalık sürecinde bize çok yardımcı oldu. Nakdi destek, ev yardımı, ziyaretler ve çocuklara moral olacak etkinliklerle her konuda katkı sağladılar. Çocuğumuzun moralini ve enerjisini yüksek tutmak için ellerinden geleni yaptılar. LÖSEV'in bütün etkinliklerine katılmak istiyoruz. Çınar duyunca çok mutlu oluyor. Biz çok şükür Çınar için kardeşinden iliği bulduk. Ama bulamayan insanlar için bağışçı olmak çok önemli. Herkesi bağışçı olmaya davet ediyoruz' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'FUTBOLCU OLMAK İSTİYORUM'</p>

<p>İyileştikten sonra dışarıda oyun oynamak istediğini söyleyen Çınar ise 'LÖSEV'in getirdiği oyuncaklarla oynuyorum. İyi olduktan sonra arkadaşlarımla halı sahaya gidip dışarıda oyun oynamak ve pikniğe gitmek istiyorum. Büyüyüp, sağlığıma kavuşunca futbolcu olmak istiyorum' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/losemili-cinar-kardesinden-yapilan-ilik-nakliyle-hayata-tutundu</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/losemili-cinar-kardesinden-yapilan-ilik-nakliyle-hayata-tutundu.jpg" type="image/jpeg" length="35935"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Yaşar'dan glokom uyarısı: Başlangıçta belirti vermiyor; körlüğe yol açıyor]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-yasardan-glokom-uyarisi-baslangicta-belirti-vermiyor-korluge-yol-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-yasardan-glokom-uyarisi-baslangicta-belirti-vermiyor-korluge-yol-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mart ayının ikinci haftası Dünya Glokom Haftası olarak kutlanıyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Beyoğlu Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Glokom Birimi doktorlarından Prof. Dr. Tekin Yaşar, göz tansiyonu olarak bilinen glokomun toplumda yaygın olduğuna ancak yeteri kadar bilinmediğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Glokomun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirten Yaşar, risk gruplarını 40 yaş üstü hastaların oluşturduğuna dikkat çekti. Türkiye'de ulaşılan hasta sayısının 500 bin olduğunu da söyleyen Yaşar, 'Dolayısıyla 2 milyon civarında hasta tanı konmadan aramızda gezmekte şu anda' dedi. Prof. Dr. Yaşar erken teşhis edilmezse glokomun geri dönüşümsüz körlüğe götürdüğünü de belirterek, 'Başlangıçta hastanın fark edebileceği bir belirti vermiyor. Gözün içindeki sıvı göze baskı yaparak göz sinirini olumsuz etkiliyor; atrofisine, ölmesine yol açıyor ve hasta başta bunu fark etmiyor. Ancak ilerlediği zaman görmesinden çok 'görme alanı' dediğimiz, baktığı alanda göremediği adacıklar oluşmaya başlıyor ve maalesef kontrole gitmezsek görmesini kaybederek kör olarak geliyor ve geri dönüşümsüz körlüğe yol açıyor.' dedi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi Beyoğlu Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Glokom Birimi'nde görev yapan, Prof. Dr. Tekin Yaşar, her yıl Mart ayının ikinci haftasının Dünya Glokom Haftası olarak kullandığına dikkat çekti. Göz tansiyonu olarak bilinen glokomun toplumda yaygın olduğuna değinen Yaşar hastalığın yeterince bilinmediğine de işaret etti. Yaşar, sinsi ilerleyen hastalığın tedavi edilmediğinde kalıcı körlüğe yol açtığı uyarısında da bulundu. Yaşar, 'Glokom, göz tansiyonu olarak bilinmekle birlikte göz tansiyonu aslında sadece bir risk faktörü. Dünyada körlüğün ikinci önemli nedeni, geri dönüşümsüz körlüğün en önemli nedeni. Sinsi seyirli bir hastalık ve toplumda çok yaygın olduğu halde maalesef az biliniyor' dedi.</p>

<p></p>

<p>'RİSK GRUPLARI 40 YAŞ ÜSTÜ HASTALAR'</p>

<p>Prof. Dr. Tekin Yaşar, 'Glokom, göz tansiyonu olarak bilinmekle birlikte göz tansiyonu aslında sadece bir risk faktörü. Dünyada körlüğün ikinci önemli nedeni, geri dönüşümsüz körlüğün en önemli nedeni. Sinsi seyirli bir hastalık ve toplumda çok yaygın olduğu halde maalesef az biliniyor. Bu yüzden dünyada Mart ayının ikinci haftasında 'Dünya Glokom Haftası' diye etkinlikler düzenlenmekte. Risk grupları özellikle 40 yaş üstü hastalar. 40 yaş üzerindeki insanlarda yüzde 2,5-3 oranında görülüyor. Bu da ülkemizde yaklaşık 2,5 -3 milyon glokom hastası olması anlamına geliyor. Elimizdeki verilere göre bizim ulaşabildiğimiz hasta sayısı 500 bin civarında. Dolayısıyla 2 milyon civarında hasta tanı konmadan aramızda gezmekte şu anda' dedi.</p>

<p>'YAYGIN OLANI SİNSİ SEYİRLİ OLAN; BİR BELİRTİ VERMİYOR'</p>

<p>Glokomun başlangıçta fark edilen bir belirti vermediğine değinen Yaşar, 'Çok değişik formları var. Çok nadiren doğuştan olan formu var. Göz kliniklerine akut, acil, ağrıyla gelen formları da var ama yaygın olanı sinsi seyirli olanı. Başlangıçta hastanın fark edebileceği bir belirti vermiyor. Gözün içindeki sıvı göze bası yaparak göz sinirini olumsuz etkiliyor; atrofisine, ölmesine yol açıyor ve hasta başta bunu fark etmiyor. Ancak ilerlediği zaman görmesinden çok 'görme alanı' dediğimiz, baktığı alanda göremediği adacıklar oluşmaya başlıyor ve maalesef kontrole gitmezsek görmesini kaybederek, kör olarak geliyor ve geri dönüşümsüz körlüğe yol açıyor. Hastalığın erken yakalanıp körlüğe gitmemesi, kontrol altına alınabilmesi için ortalama yılda bir muayene öneriyoruz. Yılda bir düzenli göz muayenenizi yaptırdığınızda, bu bahsettiğim sinsi seyirli formu ani körlük yapmıyor, yavaş yavaş körlük yapıyor. Bu yüzden yılda bir muayene edilip yakalandığında görmeyi koruyabiliyoruz' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'GÖZ TANSİYONUNUZU ÖLÇTÜRÜN'</p>

<p>Glokomun tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık olmadığını ancak erken teşhisle görme kaybının önlenebileceğini söyleyen Yaşar, 'Glokomun tam olarak tedavisi yok, glokomu yok edemiyoruz ama körlüğü önlüyoruz. Bunu da göz tansiyonu düşürücü yöntemlerle; elimizde çok çeşitli ilaçlar var, düzenli olarak ömür boyu ilaç kullanımıyla, gerektiğinde bazı lazer tedavileriyle ve bunlar yetmediğinde de değişik cerrahi tekniklerle göz tansiyonunu kontrol ederek körlüğe gidişini durduruyoruz hemen hemen her hastada kontrol altına alabiliyoruz; istisnaları olmakla birlikte. Erken teşhis konduğunda olan görmeyi koruyoruz. Geri döndüremiyoruz, bunu unutmayalım. Sinir lifleri öldüğünde ölümün dönüşü yok maalesef ama kalan görmeyi koruyoruz, bu görmeyle yaşamalarını sağlıyoruz. Glokom sinsi bir hastalık, az bilinen bir hastalık. Yanlış olarak ağrı yaptığı yönünde bir algı var. Ağrı yaptığı durumlar var nadiren ama gözünüzde ağrı yapmadan görmenizi sinsi olarak çalan bir tablo. Lütfen düzenli göz kontrollerinizi yaptırın, göz tansiyonunuzu ölçtürün' şeklinde konuştu.</p>

<p>'GÖZ AĞRISI VE GÖZ ÇAKMASIYLA ORTAYA ÇIKTI'</p>

<p>Glokom hastası Ozan Sağlam, '48 yaşındayım. İki yıldır göz tansiyonu hastasıyım. İki yıl kadar önce göz ağrısı ve göz çakması şeklinde rahatsızlıklar, 3-4 gün arka arkaya devam edince acile başvurdum. Orada yapılan muayene sonucu göz tansiyonumun yüksek olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine glokom hastası oldum ve 2 yıldır göz tansiyonu damlalarıyla kontrol altında. Görme alanım da koruma altında. Ben şanslı bir hastaymışım doktorlarımızın söylediğine göre, işi başında fark etmişim; ama tavsiyem 40'ından sonra gözlerini yılda bir kez olsa bile muayene ettirmeleri' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'3 AYDA BİR RUTİN KONTROLLERİM DEVAM EDİYOR'</p>

<p>Glokom hastası Ayşenur Can, '30 yaşındayım. Ben 6 sene önce sağlık taraması esnasında göz muayenesinde, tesadüf eseri öğrendim. Ara ara ağrılarım oluyordu, yüksek derece miyop vardı. Daha sonrasında muayene esnasında tansiyonum yüksek çıktı ve glokoma yönlendirildim. O şekilde glokom tanısı konuldu. Bir de gözümdeki lekelerden dolayı, doğuştan olan lekelerden dolayı gelişmiş sanırım. Sol gözümde evet biraz hasar var. Görme alanı testleriyle takip ediliyor, rutin kontrollerde. Daha da ilerlememesi için kullandığım damlalar var. Onlarla göz tansiyonumu dengede tutuyoruz. 3 ayda 6 ayda bir rutin kontrollerim devam ediyor' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-yasardan-glokom-uyarisi-baslangicta-belirti-vermiyor-korluge-yol-aciyor</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/prof-dr-yasardan-glokom-uyarisi-baslangicta-belirti-vermiyor-korluge-yol-aciyor.jpg" type="image/jpeg" length="28876"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Sağlıklı oruç için en önemli adım bol su içmek']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İftar ile sahur arasında yeterli ve dengeli su tüketimi sağlıklı bir ramazan geçirmek için oldukça önemli olduğunu belirten Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, 'Gün boyunca su tüketilmediğinde vücut terleme, solunum ve idrar yoluyla sıvı kaybetmeye devam eder. Bu kayıplar yerine konmadığında hafif dehidratasyon dediğimiz sıvı eksikliği ortaya çıkabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu'ndan Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, ramazanda su içmenin faydalarına yönelik bilgi verdi. Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Vücudun yaklaşık yüzde 55-60'ı sudan oluşuyor. Su; vücut sıcaklığının düzenlenmesi, hücrelerin çalışması, besinlerin taşınması, sindirim, metabolizma ve toksinlerin atılması gibi birçok yaşamsal görevde rol oynuyor. Gün içinde uzun süre su içilemediğinde vücut sıvı dengesini korumak için bazı mekanizmalar devreye giriyor. Ramazanda da gün içinde yeterli sıvı alınmadığında halsizlik, baş ağrısı, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık ve tansiyon düşüklüğü gibi sorunlara yol açabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'KAFEİN SUSUZLUK HİSSİNİ ARTIRABİLİR'</p>

<p>Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Gün boyunca su tüketilmediğinde vücut terleme, solunum ve idrar yoluyla sıvı kaybetmeye devam eder. Bu kayıplar yerine konmadığında hafif dehidratasyon dediğimiz sıvı eksikliği ortaya çıkabilir. Özellikle yoğun fiziksel aktivite, kafein tüketimi veya tuzlu yiyecekler susuzluk hissini artırabilir. Ramazan ayında yapılan en yaygın hatalardan biri, iftar sırasında hızlı bir şekilde çok fazla su içmeye çalışmaktır. Oysa vücut kısa sürede yüksek miktarda sıvıyı verimli şekilde kullanamaz. Bu nedenle su tüketiminin iftar ile sahur arasında dengeli şekilde dağıtılması çok daha sağlıklı bir yaklaşımdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'GÜNLÜK SU MİKTARI 2- 2.5 LİTRE'</p>

<p>Sağlıklı yetişkin bireyler için günlük ortalama su ihtiyacının 2-2,5 litre civarında olduğunu söyleyen Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Bu miktar kişinin kilosuna, yaşına, fiziksel aktivitesine ve hava sıcaklığına göre değişebilir. Ramazan ayında bu miktarı karşılamak için iftar ile sahur arasında su tüketimini planlamak önemlidir. İftar sırasında 1-2 bardak, iftar sonrasında 4-5 bardak, sahurda 2-3 bardak su içilerek denge sağlanabilir. Bu şekilde toplamda yaklaşık 8-10 bardak su tüketmek mümkündür. Su içmenin yanı sıra çorba, ayran, kefir, süt ve yüksek su içeren sebze-meyveler de günlük sıvı alımına katkı sağlar' diye konuştu.</p>

<p>'KISA SÜREDE ÇOK SU İÇMEK MİDEYİ RAHATSIZ EDEBİLİR'</p>

<p>Sahur öğününün gün boyunca susuzluğu azaltmada önemli rol oynadığına değinen Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Sahurda yeterli su içilmemesi gün içinde daha hızlı susamaya neden olabilir. Ancak burada da aşırı su tüketimi önerilmez. Çok kısa sürede fazla miktarda su içmek mideyi rahatsız edebilir ve sık idrara çıkmaya yol açabilir. Sahurda ayrıca tuzlu ve aşırı baharatlı yiyeceklerden kaçınmak gerekir. Salamura ürünler, turşu, tuzlu peynirler ve işlenmiş gıdalar gün içinde susuzluk hissini artırabilir. Bunun yerine yumurta, yoğurt, tam tahıllar ve sebzeler içeren dengeli bir sahur tercih edilmelidir' dedi.</p>

<p>'MİDEYİ YORMAMAK İÇİN SUYU YAVAŞ VE KONTROLLÜ İÇMEK ÖNEMLİDİR'</p>

<p>'İftar anında uzun süreli açlık ve susuzluk sonrası mideyi yormamak için suyu yavaş ve kontrollü içmek önemlidir' diyen Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Geleneksel olarak orucun su ile açılması hem mideyi rahatlatır hem de vücuda hızlı enerji sağlar. İftarda önce 1-2 bardak su içmek, ardından sebzeli veya tavuk suyu çorba ile hafif bir başlangıç yapmak sindirim sisteminin daha rahat çalışmasına yardımcı olur. Ana yemek sırasında ise aşırı su tüketmek yerine öğün aralarında su içmek daha doğru bir yaklaşımdır. Ramazan ayında bazı besinler susuzluk hissini artırabilir. Aşırı tuzlu gıdalar, baharatlı yemekler, kızartmalar, şekerli içecekler, fazla çay ve kahve susuzluk oluşturabilir. Kafein içeren içecekler idrar söktürücü etkiye sahip olduğu için vücuttan sıvı kaybını artırabilir. Bu nedenle iftar sonrası çay ve kahve tüketimi sınırlı tutulmalıdır' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'SUSUZLUK BELİRTİLERİNİ TANIMAK ÖNEMLİ'</p>

<p>Baş ağrısı, ağız kuruluğu, koyu renkli idrar, halsizlik ve baş dönmesi vücudun susuz kaldığının işaretleri olabildiğini kaydeden Uzm. Dyt. Yılmaz, 'Bu tür belirtiler yaşandığında iftar ile sahur arasında sıvı tüketimine daha fazla dikkat edilmesi gerekir. Gün içinde kaybedilen sıvının iftar ile sahur arasında düzenli şekilde yerine konması hem enerji seviyesinin korunmasına hem de metabolizmanın sağlıklı çalışmasına yardımcı olur' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/uzman-gorusu-saglikli-oruc-icin-en-onemli-adim-bol-su-icmek.jpg" type="image/jpeg" length="85101"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Op. Dr. Bulut Glokoma karşı düzenli göz muayenesinin önemine dikkat çekti]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/op-dr-bulut-glokoma-karsi-duzenli-goz-muayenesinin-onemine-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/op-dr-bulut-glokoma-karsi-duzenli-goz-muayenesinin-onemine-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[OP. Dr. Sinan Bulut, 'Glokom, sinsi ilerleyen bir hastalıktır. Pek çok hasta görmesinde belirgin bir sorun hissetmeden uzun süre bu hastalıkla yaşayabilir. Ancak düzenli göz muayeneleri yapılmadığında, oluşan hasar geri döndürülemez boyutlara ulaşabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Glokom Haftası kapsamında, Sakarya'da bulunan Özel Adatıp Hastanesi'nin Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Sinan Bulut, glokomun toplumda yeterince fark edilmediğini ve çoğu hastada belirti vermeden ilerleyerek ciddi görme kayıplarına neden olabildiğini belirtti. Glokomun, göz içi basıncının artmasına bağlı olarak görme sinirinde kalıcı hasara yol açabilen kronik bir hastalık olduğunu ifade eden Bulut, erken tanının hastalığın seyrini belirleyen en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayarak, 'Glokom, sinsi ilerleyen bir hastalıktır. Pek çok hasta görmesinde belirgin bir sorun hissetmeden uzun süre bu hastalıkla yaşayabilir. Ancak düzenli göz muayeneleri yapılmadığında, oluşan hasar geri döndürülemez boyutlara ulaşabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenli göz kontrollerinin yalnızca şikayet oluştuğunda değil, koruyucu sağlık anlayışıyla yapılması gerektiğini belirten Bulut, özellikle risk grubundaki bireylerin daha yakından izlenmesi gerektiğini söyleyerek, 'Ailesinde glokom öyküsü bulunan kişiler, ileri yaş grupları, diyabet hastaları ve uzun süre kortizon kullanan bireyler için düzenli takip büyük önem taşır. Göz içi basınç ölçümü ve detaylı muayeneler erken tanıda etkili yöntemlerdir' diye konuştu.</p>

<p>Glokomun kontrol altına alınabilen ancak ihmal edildiğinde ciddi sonuçlara yol açabilen bir hastalık olduğunu dile getiren Bulut, erken dönemde yapılan değerlendirmelerin görme fonksiyonunun korunmasına katkı sağladığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/op-dr-bulut-glokoma-karsi-duzenli-goz-muayenesinin-onemine-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/op-dr-bulut-glokoma-karsi-duzenli-goz-muayenesinin-onemine-dikkat-cekti.jpg" type="image/jpeg" length="25618"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Çoğu zaman endoskopi ve kolonoskopi yapılmasının nedeni, gereksiz yere kullanılan aspirin']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-cogu-zaman-endoskopi-ve-kolonoskopi-yapilmasinin-nedeni-gereksiz-yere-kullanilan-aspirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-cogu-zaman-endoskopi-ve-kolonoskopi-yapilmasinin-nedeni-gereksiz-yere-kullanilan-aspirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden (OMÜ) Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, son yıllarda artan aspirin kullanımına ilişkin, 'Aspirin kullanan bazı hastalar bize halsizlik ve çabuk yorulma gibi şikayetlerle başvurabiliyor. Bu durumlarda hastalarda mide veya bağırsak kaynaklı kanama olup olmadığını araştırmak için endoskopi ve kolonoskopi gibi tetkikler yapmak zorunda kalıyoruz. Çoğu zaman bu tetkiklerin nedeni, gereksiz yere kullanılan aspirindir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>OMÜ Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü İç Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özgür Kılıç, 'Son yıllarda aspirin kullanımı konusunda toplumda ciddi bir kafa karışıklığı olduğunu görüyoruz. Uzun yıllar boyunca kalp hastalığı riski taşıyan kişilere koruyucu amaçla düşük doz aspirin kullanımı önerilirdi. Ancak son yıllarda yapılan geniş ve güçlü bilimsel çalışmalar, kalp krizi veya inme geçirmemiş kişilerde aspirinin koruyucu amaçla rutin kullanımının çoğu zaman beklenen faydayı sağlamadığını, buna karşılık bazı önemli riskler oluşturabileceğini ortaya koydu. Bu nedenle modern tıp rehberlerinde bu yaklaşım, büyük ölçüde terk edildi' diye konuştu.</p>

<p>EN ÖNEMLİ YAN ETKİSİ, KANAMA RİSKİ</p>

<p>Dr. Kılıç, 'Aspirin aslında çok önemli bir ilaçtır. Çünkü trombosit dediğimiz pıhtılaşma hücrelerinin birbirine yapışmasını engeller. Bu sayede damar içinde pıhtı oluşumunu azaltır. Bu nedenle kalp krizi geçirmiş, stent takılmış veya inme geçirmiş hastalarda damarların yeniden tıkanmasını önlemek için yaygın olarak kullanılır. Bu durumlarda aspirin gerçekten hayat kurtarıcı bir ilaçtır. Ancak her ilaç gibi aspirinin de faydalı etkilerinin yanında yan etkileri vardır. En önemli yan etkilerinden biri, kanama riskidir. Özellikle mide ve bağırsak sisteminde kanamaya neden olabilir. Bazen büyük bir kanama şeklinde ortaya çıkabilir, bazen de fark edilmeyen küçük kanamalar yaparak zamanla demir eksikliği anemisine yol açabilir. Bu nedenle uzun süre aspirin kullanan bazı hastalar bize halsizlik ve çabuk yorulma gibi şikayetlerle başvurabiliyor. Bu durumlarda hastalarda mide veya bağırsak kaynaklı kanama olup olmadığını araştırmak için endoskopi ve kolonoskopi gibi tetkikler yapmak zorunda kalıyoruz. Çoğu zaman bu tetkiklerin nedeni, gereksiz yere kullanılan aspirindir. Bu durum hem hastalar için fiziksel ve psikolojik stres oluşturmakta hem de sağlık sistemi açısından gereksiz iş yükü ve maliyet yaratmaktadır' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'DÜŞÜK DOZ ASPİRİN DE CİDDİ KANAMALARA NEDEN OLABİLİR'</p>

<p>Pandemide aspirin kullanımının arttığını söyleyen Dr. Kılıç, 'O dönemde bazı kişiler, COVID-19'un pıhtılaşma riskini artırabileceği düşüncesi ile kendi kendilerine aspirin kullanmaya başladılar. Ancak bugün geldiğimiz noktada, o dönemde başlanmış olan aspirinin mutlaka bir uzman doktor tarafından yeniden değerlendirilmesi gerekir. Gereksiz yere devam edilmesi doğru değildir. Bir diğer sorun da halk arasında 'bebek aspirini zararsızdır' şeklinde yanlış bir algının oluşmuş olmasıdır. Tadının daha hoş olması veya dozunun düşük olması, bu ilacın tamamen zararsız olduğu anlamına gelmez. Düşük doz aspirin de ciddi kanamalara neden olabilir. Bu nedenle en önemli mesaj şu; aspirin çok değerli bir ilaçtır ama doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında faydalıdır. Kişilerin kendi kendilerine 'kalp krizi olmasın' düşüncesi ile aspirin kullanmaları doğru değildir. Aspirinin başlanmasına da kesilmesine de mutlaka ilgili uzman doktor karar vermelidir. Unutulmamalıdır ki her ilaç gibi aspirin de hem dost hem düşman yüzü olan bir ilaçtır. Doğru kullanıldığında hayat kurtarır, yanlış kullanıldığında ise ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-cogu-zaman-endoskopi-ve-kolonoskopi-yapilmasinin-nedeni-gereksiz-yere-kullanilan-aspirin</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/03/agency/dha/uzman-gorusu-cogu-zaman-endoskopi-ve-kolonoskopi-yapilmasinin-nedeni-gereksiz-yere-kullanilan-aspirin.jpg" type="image/jpeg" length="69398"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'İftar ve sahurda hızlı yemek yeme hazımsızlığa yol açabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İftar ve sahurda hızlı ve yoğun yemek yeme alışkanlıklarının mide rahatsızlıklarına, şişkinliğe ve hazımsızlığa yol açabileceğini söyleyen Diyetisyen Yeliz Mavi, 'Sindirim sisteminin bu süreçte desteklenmesi, besinlerin daha verimli bir şekilde emilimini sağlamak için oldukça önemlidir. Sindirim enzim takviyeleri, sindirimi kolaylaştırarak ramazan boyunca oruç tutanlar için konforlu bir deneyim sunabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süreli açlık sonrası aniden yemek yemenin, mideye fazla yük bindirerek sindirim sürecini zorlaştırabileceğini söyleyen Diyetisyen Yeliz Mavi, 'Sindirim enzim takviyeleri, protein, karbonhidrat ve yağ gibi temel besin bileşenlerinin daha kolay sindirilmesine yardımcı olarak vücudun gıdalardan en iyi şekilde faydalanmasını sağlar. Proteaz, lipaz ve amilaz gibi temel enzimlerin yanı sıra selülaz ve laktaz gibi özel enzimler de bu süreci destekleyebilir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mavi, 'Selülaz enzimi, lifli gıdaların sindirimini kolaylaştırarak bağırsak sağlığını korurken laktaz enzimi ise ramazanda sık tüketilen süt ve sütlü tatlıları daha rahat sindirmeye yardımcı olur. Sindirim enzim takviyeleri, mide asidine dayanıklı formülasyonuyla ince bağırsakta aktif hale gelerek sindirimi destekler. Bu sayede yiyeceklerin tam anlamıyla sindirilmesine ve vücudun gerekli besinleri daha iyi emmesine yardımcı olur. Sindirim enzim takviyelerinin yemekle birlikte alınması, yiyeceklerin daha kolay sindirilmesini sağlayarak şişkinlik ve hazımsızlığı azaltabilir. Ramazan boyunca sindirim sisteminin yükünü hafifletmek ve oruç süresince enerjinizi dengede tutmak için sindirim enzim takviyeleri güvenilir bir destek sunar' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Feb 2026 16:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/02/agency/dha/uzman-gorusu-iftar-ve-sahurda-hizli-yemek-yeme-hazimsizliga-yol-acabilir.jpg" type="image/jpeg" length="23083"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Pullukçu: 'Sağlıkçı' adı altında kapı kapı gezenler Hepatit C virüsünü yayıyor]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu, 'Artık cerrahi işlemlerden kaynaklı Hepatit C hastası görmüyoruz ancak 'sağlıkçı' adı altında kapı kapı dolaşarak bazı işlemler yapan kişiler sterilizasyona uymadıkları için kişiden kişiye bu virüsü bulaştırabiliyorlar' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu, hepatit virüslerini ele alan konferansa katılmak için Adana'ya geldi. Prof. Dr. Pullukçu, program sonunda Hepatit C virüsünün yıllar içerisinde neden olduğu hastalıkları ve risk faktörlerini DHA'ya anlattı.</p>

<p>'15-20 YILDA KANSERE ÇEVİRİYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hepatit C virüsünün yıllar içerisinde sessiz ilerleyerek karaciğere hasar verdiğini ve kanserlere sebep olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hüsnü Pullukçu, 'Hepatit C, daha çok invaziv işlemler dediğimiz iğne ya da cerrahi işlemler sonrası bulaşabiliyor. 1994 yılına kadar testi ya da tarama programı yoktu. Daha sonra tarama testleri çıkınca biz bu insanları bir bir bulmaya başladık. Arkasından tedavileri geldi ancak başarılı değildi. Şimdi çok güzel tedavilerimiz var ve 2 ayda tamamen yüzde 100 iyileştiriyor. Aslında çok pahalı olan bu tedavileri devletimiz ücretsiz karşılıyor. Hepatit C yüzde 75 oranda kronik hale geliyor ve yavaş yavaş karaciğeri hasarlandırıyor. Hasta olup olmadığınızı bilemezsiniz o nedenle bu kişilerin taranması gerekiyor. Çünkü karaciğer çok metanetli bir organ, kendisinin yüzde 20'si kalana kadar bulgu vermiyor. Bu durum 15-20 yıl içerisinde kanserlere neden olabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>DÖVME VE MANİKÜRE DİKKAT</p>

<p>Bu virüse karşı uyarılarda bulunan Prof. Dr. Pullukçu, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>'1994 yılından önce kan ürünü alan, herhangi bir cerrahi işlem uygulanan, ameliyat olan, yaşı 55'in üzerinde olanlar ya da dövme, piercing yaptırmış olan kişiler, manikür pedikür gibi işlemleri çok uygun yerlerde yaptırmayanlar, cezaevi mahkumları risk grubudur. Artık hastanelerde tarama testleri yapıldığı için cerrahi işlemlerden kaynaklı hepatit hastası görmüyoruz ancak toplumumuzda 'sağlıkçı' adı altında kapı kapı dolaşarak bazı işlemler yapan kişiler sterilizasyona uymadıkları için kişiden kişiye bu virüsü bulaştırabiliyorlar. Sağlıkla ilgili herhangi bir diploma ya da belgesi olmayan kişilere en ufak bir işlem dahi yaptırılmamalıdır. Manikür pedikür konusunda da insanlar bu işlemler için kendi setlerini alabilirler. Hepatit C, çok fazla belirti vermediğinden insanlar kalıcı bir hasar oluşana kadar farkına varamıyor. O nedenle risk grubundaki bu kişiler mutlaka hayatlarında bir kez test yaptırabilir. Devletimizin karşıladığı hap tedavileriyle de kanser ya da siroz gibi risklerle karşılaşmadan tamamen iyileşebilir.' (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/02/agency/dha/prof-dr-pullukcu-saglikci-adi-altinda-kapi-kapi-gezenler-hepatit-c-virusunu-yayiyor.jpg" type="image/jpeg" length="76219"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
