<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Axion Haber</title>
    <link>https://www.axionhaber.com</link>
    <description>Medyanın Güçlü Sesi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 17 Jul 2026 08:35:42 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Güneşdoğdu: 'Bilinçsiz vitamin kullanımı sağlığı riske atıyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-gunesdogdu-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzm-dr-gunesdogdu-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlıklı bireylerin yalnızca daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla vitamin kullanmasının bilimsel açıdan yanlış olduğunu belirten Aile Hekimi ve Check-Up Uzmanı Dr. Füsun Güneşdoğdu, 'Doğal besinlerden alınan vitaminler hem daha güvenli hem de daha etkilidir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzm. Dr. Güneşdoğdu, ‘Örneğin, bir kırmızı kapya biber günlük C vitamini ihtiyacının büyük bölümünü karşılayabilir. Eğer yorgunluk, halsizlik veya odaklanma sorunu gibi şikâyetler varsa öncelikle neden araştırılmalıdır. Yapılması gereken, istenen tetkiklerin ardından yalnızca eksik olduğu belirlenen vitaminlerin doktor önerisiyle uygun dozda kullanılmasıdır' dedi.</p>

<p>Son yıllarda vitamin ve gıda takviyesi kullanımı giderek yaygınlaşırken uzmanlar, bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Aile Hekimi ve Check-Up Uzmanı Dr. Füsun Güneşdoğdu, vitaminlerin her birey için gerekli olmadığını belirterek, takviye kullanımının mutlaka ihtiyaç doğrultusunda ve hekim önerisiyle yapılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>'VİTAMİNİN ZARARI OLMAZ DÜŞÜNCESİ YANLIŞ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumda yaygın olan 'Vitamindir, zararı olmaz' düşüncesinin doğru olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Güneşdoğdu, özellikle rastgele kullanılan vitamin ve takviyelerin faydadan çok zarar verebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>'HER GÜN KULLANMAK HERKES İÇİN GEREKLİ DEĞİL'</p>

<p>Sağlıklı bireylerde dengeli ve yeterli beslenmenin çoğu zaman vitamin ihtiyacını karşılayabildiğini dile getiren Uzm. Dr. Güneşdoğdu, 'Her gün vitamin kullanmak her zaman gerekli veya sağlıklı değildir. Çoğu insan için dengeli bir beslenme düzeni, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri karşılayabilir. Vitamin desteği genellikle belirli durumlarda veya doktor önerisi doğrultusunda kullanılmalıdır' diye konuştu.</p>

<p>Bazı gruplarda vitamin desteğinin gerekli olabileceğini belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, '50 yaş üzerindeki bireylerde B12 vitamini emilimi azalabilir. Hamilelik planlayan veya hamile olan kadınlarda folik asit kullanımı önem taşır. Vegan ve vejetaryen beslenen kişilerde B12 desteği gerekebilir. Ayrıca günümüzde özellikle kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması nedeniyle D vitamini eksikliği de oldukça yaygın görülmektedir' dedi.</p>

<p>'FAZLASI ZEHİRLENMEYE YOL AÇABİLİR'</p>

<p>Vitaminlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Güneşdoğdu, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'A, D, E ve K vitaminleri vücutta depolanır. Bu vitaminlerin yüksek dozda ve uzun süre kontrolsüz kullanılması vücutta birikerek zehirlenmeye yol açabilir. Örneğin, fazla A vitamini karaciğer hasarına neden olabilir. Suda eriyen vitaminlerin fazlası genellikle idrarla atılsa da yüksek dozlarda böbrekleri zorlayabilir ve mide-bağırsak sorunlarına yol açabilir.'</p>

<p>'DOĞAL TAKVİYELER MASUM DEĞİL'</p>

<p>Piyasada satılan doğal içerikli takviyelerin de dikkatli kullanılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güneşdoğdu, 'Bir ürünün doğal olması, tamamen güvenli olduğu anlamına gelmez. Doğada bulunan birçok madde yanlış kullanıldığında ciddi yan etkilere neden olabilir. Ayrıca takviye ürünler ilaçlar gibi uzun klinik çalışmalardan geçmez. Bu yüzden etiketinde doğal yazması, ürünün tamamen zararsız olduğu anlamına gelmez. Bazı bitkisel ürünler kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Örneğin; Sarı Kantaron bazı ilaçların etkisini azaltabilir. Ginkgo Biloba ve sarımsak içeren takviyeler ise kan sulandırıcı kullanan kişilerde kanama riskini artırabilir. Bu nedenle kullanılan her takviye mutlaka hekime bildirilmelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzm. Dr. Güneşdoğdu, doğal ibaresi taşıyan ürünlerin içerisinde bağlayıcılar, dolgu maddeleri, renklendiriciler ve tatlandırıcılar bulunabileceğini belirterek, 'Bazı takviyelerde yer alan bu maddeler hassas bireylerde alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu yüzden doğal olduğu belirtilen ürünler de bilinçsiz kullanılmamalıdır' dedi.</p>

<p>'YORGUNLUK HER ZAMAN VİTAMİN EKSİKLİĞİ ANLAMINA GELMEZ'</p>

<p>Sürekli yorgunluk hisseden birçok kişinin çözümü vitaminlerde aradığını belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, bunun her zaman doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi.</p>

<p>Uzm. Dr. Güneşdoğu, 'Yorgunluk vücudun verdiği genel bir alarm sinyalidir. Bunun nedeni yalnızca vitamin eksikliği olmayabilir. Kalitesiz uyku, yetersiz sıvı tüketimi, hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, stres, kaygı bozuklukları, depresyon, tiroit hastalıkları, kansızlık, insülin direnci ve diyabet gibi pek çok durum yorgunluğa neden olabilir' diyen Güneşdoğdu, vitamin eksikliklerinde genellikle farklı belirtilerin de görüldüğünü ifade etti.</p>

<p>Uzm. Dr. Güneşdoğdu, 'B12 vitamini eksikliğinde unutkanlık ve el-ayaklarda karıncalanma, D vitamini eksikliğinde yaygın kas ve kemik ağrıları, demir eksikliğinde ise saç dökülmesi, üşüme hissi ve soluk cilt gibi belirtiler görülebilir' dedi.</p>

<p>'VİTAMİN KULLANMADAN ÖNCE TEST YAPILMALI'</p>

<p>Vitamin eksikliğinden şüphelenildiğinde öncelikle tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Güneşdoğdu, 'Kişilerin rastgele multivitamin kullanmak yerine öncelikle bir hekime başvurması gerekir. Kan sayımı, tiroit fonksiyonları, kan şekeri, demir, B12 ve D vitamini gibi değerler değerlendirilerek eksiklik varsa buna yönelik tedavi planlanmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'BAZI VİTAMİNLER VÜCUT TARAFINDAN ÜRETEBİLİYOR'</p>

<p>Vitaminlerin büyük bölümünün besinlerden alınması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Güneşdoğdu, 'D vitamini aslında vücudun güneş ışığı yardımıyla üretebildiği bir hormondur. Besinlerle alınan miktar çoğu zaman yeterli olmaz. Bu nedenle uygun koşullarda güneş ışığından faydalanmak D vitamini açısından önemlidir. Bağırsak sağlığı da vitamin üretiminde önemli rol oynar. Bağırsaklarımızda bulunan yararlı bakteriler K vitamini ve biyotin gibi bazı vitaminlerin üretimine katkı sağlayabilir. Bu nedenle dengeli beslenmenin yanı sıra bağırsak sağlığının korunması da önem taşımaktadır' dedi.</p>

<p>'SAĞLIKLI BİREYLERDE RASTGELE TAKVİYE KULLANIMI ÖNERİLMİYOR'</p>

<p>Sağlıklı bireylerin yalnızca daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla vitamin kullanmasının bilimsel açıdan da doğru olmadığının altını çizen Uzm. Dr. Güneşdoğdu, 'Doğal besinlerden alınan vitaminler hem daha güvenli hem de daha etkilidir. Örneğin, bir kırmızı kapya biber günlük C vitamini ihtiyacının büyük bölümünü karşılayabilir. Eğer yorgunluk, halsizlik veya odaklanma sorunu gibi şikayetler varsa öncelikle neden araştırılmalıdır. Yapılması gereken, istenen tetkiklerin ardından yalnızca eksik olduğu belirlenen vitaminin doktor önerisiyle uygun dozda kullanılmasıdır. Sağlıklı bir bireyin kendini daha enerjik hissetmek veya hastalıklardan korunmak amacıyla ezbere vitamin kullanması bilimsel olarak önerilmemektedir' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-gunesdogdu-bilincsiz-vitamin-kullanimi-sagligi-riske-atiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/07/i-m-g-6368.jpeg" type="image/jpeg" length="83832"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Yazın sinek ısırıklarını hafife almayın']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla sivrisinek ve diğer böcek ısırıklarının da daha sık görülmeye başladığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Osman Vural, 'Hava sıcaklıklarının yükselmesi sonucunda sivrisinek ve diğer böcek türlerinin aktivitesi artıyor.’]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzm. Dr. Vural, ‘Yaz aylarında insanların açık havada daha fazla zaman geçirmesi ve ince, koruyuculuğu düşük kıyafetler tercih etmesi, cildin böcek temasına maruz kalma riskini artırıyor. Şişliğin giderek büyümesi, şiddetli ağrı, akıntı, ateş, halsizlik ya da belirtilerin bir haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulmalıdır' dedi.</p>

<p>Yaz aylarında sinek ve böcek ısırıklarının neden daha sık görüldüğünü anlatan Medical Park Ataşehir Hastanesi'nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Osman Vural, 'Yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla sivrisinek ve diğer böcek ısırıkları da daha sık görülmeye başlıyor. Açık havada geçirilen sürenin uzaması, ince kıyafetlerin tercih edilmesi ve doğa ile temasın artması, cildin böcek temasına daha açık hale gelmesine neden oluyor. Çoğu zaman hafif belirtilerle seyreden sinek ısırıkları bazı durumlarda ciddi reaksiyonlara, enfeksiyonlara ve hatta alerjik şoka yol açabiliyor' diye konuştu.</p>

<p>Uzm. Dr. Vural, 'Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle sivrisinek ve diğer böcek türlerinin aktivitesi artıyor. Yaz aylarında insanların açık havada daha fazla zaman geçirmesi ve ince, koruyuculuğu düşük kıyafetler tercih etmesi, cildin böcek temasına maruz kalma riskini artırıyor. Ayrıca doğa ve açık hava odaklı tatillerin bu dönemde yaygınlaşması, kişileri böceklerin doğal yaşam alanlarına daha fazla yaklaştırıyor. Tüm bu nedenlerle sinek ve diğer böcek ısırıkları yaz aylarında daha sık görülüyor' diye konuştu.</p>

<p>'HER BÖCEK ISIRIĞI AYNI DEĞİL'</p>

<p>Sivrisinek, arı, kene ve diğer böcek ısırıkları arasında farklar bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Vural, 'Sivrisinek ısırıkları genellikle küçük, kaşıntılı ve kırmızı kabarıklıklar şeklinde ortaya çıkar. Arı sokmaları çoğu zaman daha ağrılıdır ve sokulan bölgede belirgin şişlik oluşturur. Keneler ise diğer böceklerden farklı olarak cilde tutunur ve uzun süre yapışık kalabilir. Kene çıkarıldıktan sonra tutunduğu bölgede küçük bir iz veya hafif kızarıklık görülebilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'BASİT REAKSİYONLA TEHLİKELİ TABLO KARIŞTIRILMAMALI'</p>

<p>Sinek ısırıklarının çoğunda hafif kızarıklık, kaşıntı ve küçük çaplı şişliklerin normal kabul edildiğini söyleyen Uzm. Dr. Vural, bazı belirtilerin ise alarm işareti olabileceğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Vural, 'Şişliğin hızla yayılması, yüksek ateş, nefes darlığı, baş dönmesi veya genel durum bozukluğu gibi belirtiler ciddi bir reaksiyonun işareti olabilir. Böyle durumlarda vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılmalıdır' dedi.</p>

<p>Kaşıntı, kızarıklık ve hafif şişliğin genellikle birkaç gün içinde kendiliğinden gerileyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Vural, bazı kişilerde daha geniş çaplı lokal şişliklerin de görülebileceğini söyledi. Vural, 'Şişliğin giderek büyümesi, şiddetli ağrı, akıntı, ateş, halsizlik ya da belirtilerin bir haftadan uzun sürmesi halinde doktora başvurulmalıdır' dedi.</p>

<p>'ÇOCUKLAR VE HASSAS CİLT YAPISINA SAHİP KİŞİLER DAHA RİSKLİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuklarda ve atopik dermatit gibi hassas cilt hastalığı bulunan kişilerde bağışıklık sisteminin daha belirgin tepki verebildiğini belirten Uzm. Dr. Vural, bu nedenle sinek ısırıklarına bağlı kaşıntı, kızarıklık ve şişliğin daha yoğun görülebildiğini söyledi.</p>

<p>'KAŞIMAK ENFEKSİYON RİSKİNİ ARTIRIYOR'</p>

<p>Sinek ısırıklarının yalnızca kaşıntı ile sınırlı olmadığını kaydeden Uzm. Dr. Vural, 'Yoğun kaşıma sonucu cilt bütünlüğü bozulduğunda bakteriler bölgeye yerleşebilir ve enfeksiyon gelişebilir. Bu nedenle bölgenin kaşınmaması ve temiz tutulması önemlidir' diye konuştu.</p>

<p>Bazı sivrisinek türlerinin enfeksiyon hastalıklarının bulaşmasında rol oynadığını hatırlatan Uzm. Dr. Vural, 'Sıtma, Batı Nil humması, dang humması, Chikungunya ve Zika virüsü gibi hastalıklar sivrisinekler aracılığıyla bulaşabiliyor. Bu hastalıkların görülme sıklığı bölgelere göre değişiklik gösteriyor. Türkiye'de rutin olarak yaygın görülmese de iklim değişiklikleri ve seyahatler nedeniyle küresel riskler yakından takip ediliyor' dedi.</p>

<p>'İLK MÜDAHALE ÖNEMLİ'</p>

<p>Sinek ısırığı sonrası ilk yapılması gerekenlere de değinen Uzm. Dr. Vural, 'Öncelikle bölge sabunlu suyla temizlenmeli. Ardından 10-15 dakika süreyle soğuk uygulama yapılması kaşıntı ve şişliği azaltmaya yardımcı olabilir. Gerekli durumlarda hekim önerisiyle antihistaminik ilaçlar veya kısa süreli topikal kortikosteroid kremler kullanılabilir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'ALERJİK ÇOK BELİRTİLERİNE DİKKAT'</p>

<p>Bazı durumlarda sinek ısırıklarının ciddi alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Vural, 'Nefes darlığı, dil veya boğazda şişme, yaygın kurdeşen, çarpıntı, baş dönmesi, bayılma hissi veya bilinç kaybı anafilaksi olarak bilinen ciddi alerjik reaksiyonun belirtileri olabilir. Bu durumda derhal acil tıbbi yardım alınmalıdır' dedi.</p>

<p>'KORUNMAK İÇİN BASİT ÖNLEMLER ETKİLİ OLABİLİR'</p>

<p>Yaz aylarında sinek ısırıklarından korunmak için alınabilecek önlemleri sıralayan Uzm. Dr. Vural, 'Açık renkli ve uzun kollu kıyafetler tercih edilmeli, riskli bölgelerde sineklik ve cibinlik kullanılmalı, sivrisineklerin üreyebileceği durgun su kaynaklarından uzak durulmalı ve uygun sinek kovucu ürünlerden yararlanılmalıdır. Özellikle çocuklar ve hassas cilt yapısına sahip bireylerde bu koruyucu önlemler daha da önemlidir' diyerek sözlerini noktaladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yazin-sinek-isiriklarini-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/07/i-m-g-6159.jpeg" type="image/jpeg" length="57347"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından anne adaylarına yaz tatili uyarıları]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzmanindan-anne-adaylarina-yaz-tatili-uyarilari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzmanindan-anne-adaylarina-yaz-tatili-uyarilari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anne adaylarının deniz ve havuza girmesinin güvenli olup olmadığı hakkında bilgi veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semavi Kurt, 'Riskli bir gebelik söz konusu değilse yüzme anne ve bebek sağlığı açısından faydalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sıcak havalarda serinlemek isteyen anne adayları deniz ve havuza girmenin gebelikte risk oluşturup oluşturmadığını merak ediyor. Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semavi Kurt, gebelikte yüzmenin önerilen bir aktivite olduğunu ancak özellikle ilk ve son üç ayda dikkatli olunması gerektiğini söyledi.</p>

<p>'YÜZME GEBELİKTE ÖNERİLEN SPORLARDAN BİRİ'</p>

<p>Gebelik döneminde yüzmenin birçok faydası bulunduğunu belirten Dr. Kurt, 'Risk faktörü bulunmayan gebelerde yüzme, önerdiğimiz spor aktivitelerinden biridir. Yüzme; sırt ve bel ağrılarını azaltır, kasları güçlendirir, stresi azaltır, uyku düzenine katkı sağlar ve kan dolaşımını artırarak bebeğin oksijenlenmesine destek olur. Haftada 3-4 gün, yaklaşık 30 dakikalık yüzme anne adayları için faydalı olabilir' dedi.</p>

<p>'İLK VE SON ÜÇ AYDA DOKTOR GÖRÜŞÜ ÖNEMLİ'</p>

<p>Gebeliğin bazı dönemlerinde daha dikkatli olunması gerektiğini ifade eden Dr. Kurt, 'Özellikle gebeliğin ilk üç ayında düşük riski bulunan hastaların, son üç ayında ise erken doğum riski taşıyan anne adaylarının denize veya havuza girmeden önce mutlaka takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışması gerekiyor' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'DENİZ, HAVUZA GÖRE DAHA GÜVENLİ OLABİLİR'</p>

<p>Deniz ve havuz arasında tercih yapılacaksa denizin daha avantajlı olabileceğini belirten Dr. Kurt, 'Her iki imkan da varsa öncelikli tercihimiz denizdir. Havuz suyu daha durgun olduğu için enfeksiyon riski denize göre biraz daha yüksektir. Ancak havuz kullanılacaksa temizliğinin düzenli yapıldığından, pH ve klor seviyelerinin kontrol edildiğinden emin olunmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'ISLAK MAYOYLA BEKLEMEYİN'</p>

<p>Enfeksiyon riskini azaltmak için bazı kurallara dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. Kurt, 'Yüzmeden önce ve sonra mutlaka duş alınmasını öneriyoruz. Islak mayo ile uzun süre kalmak enfeksiyon riskini artırabilir. Ayrıca güneş altında uzun süre kalınacaksa şapka, güneş gözlüğü ve gebelikte kullanıma uygun güneş koruyucu ürünler tercih edilmelidir' dedi.</p>

<p>'TEK BAŞINA YÜZMEYİN'</p>

<p>Yüzme sırasında sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Kurt, 'Sıcak havalarda bol sıvı almak çok önemlidir. Ayrıca gebelikte zaman zaman kas krampları gelişebileceği için anne adaylarının mümkünse tek başına yüzmemesini öneriyoruz. Basit önlemlerle hem güvenli hem de keyifli bir yaz tatili geçirmek mümkün' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzmanindan-anne-adaylarina-yaz-tatili-uyarilari</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 09:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/uzmanindan-anne-adaylarina-yaz-tatili-uyarilari.jpg" type="image/jpeg" length="93693"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Granulomatöz mastit, memede ağrı, şişlik ve iltihaplanmayla kendini gösteriyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-granulomatoz-mastit-memede-agri-sislik-ve-iltihaplanmayla-kendini-gosteriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-granulomatoz-mastit-memede-agri-sislik-ve-iltihaplanmayla-kendini-gosteriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memede başlayan ağrı ve şişlik nedeniyle zorlu bir süreç yaşayan 35 yaşındaki Meltem Çetin Arıkan, aylar süren tedavilere rağmen sonuç alamadı. Son olarak Meme Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pelin Basım'a başvuran Arıkan, kişiye özel planlanan tedaviyle sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Granulomatöz mastitin memede iltihaplı bir tabloya yol açtığını belirten Doç. Dr. Basım, 'Granulomatöz mastit, memede iltihaplı ve enflamatuar bir hastalıktır. Kanserle ilişkili değildir ancak memede ağrı, şişlik ve apse gibi belirtilerle ortaya çıktığı için hastalarda ciddi kaygıya neden olabilir' dedi.</p>

<p>Mememde ağrı ve şişlik nedeniyle Medipol Mega Üniversite Hastanesi'ne başvuran 35 yaşındaki Meltem Çetin Arıkan, Meme Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Pelin Basım tarafından uygulanan doğru tanı ve kişiye özel tedaviyle sağlığına kavuştu. Doç. Dr. Pelin Basım, 'Granulomatöz mastit, memede ağrı, şişlik ve iltihapla seyreden, kanserle karıştırılabilen ancak farklı bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzun süren ve tekrarlama riski yüksek olan bu rahatsızlık, doğru tanı konulmadığında hastalar için oldukça yıpratıcı bir sürece dönüşebiliyor' diye konuştu.</p>

<p>'KANSERLE KARIŞABİLİYOR, HASTALARI KORKUTUYOR'</p>

<p>Granulomatöz mastitin memede iltihaplı bir tabloya yol açtığını belirten Doç. Dr. Basım, 'Granulomatöz mastit, memede iltihaplı ve enflamatuar bir hastalıktır. Kanserle ilişkili değildir ancak memede ağrı, şişlik ve apse gibi belirtilerle ortaya çıktığı için hastalarda ciddi kaygıya neden olabilir. Uzun süren ve tekrarlama riski yüksek olan bir hastalık olduğu için hastalar açısından oldukça yıpratıcı bir tabloya dönüşebilmektedir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'UZUN SÜREN TEDAVİ SÜRECİ HASTAYI YIPRATIYOR'</p>

<p>Hastanın uzun süre farklı tedavilerden sonuç alamadığını ifade eden Doç. Dr. Basım, 'Hastamız yaklaşık bir yıl önce memede ağrı ve şişlik şikâyetleriyle başvurdu. Daha önce farklı antibiyotik tedavileri uygulanmış ancak hiçbirine yanıt alınamamıştı. Yaptığımız tetkikler sonucunda nedeni tam olarak bilinmeyen idiopatik granulomatöz mastit tanısı koyduk. İlk aşamada yaygın enflamasyonu kontrol altına almak için kısa süreli steroid tedavisi uyguladık' diye konuştu.</p>

<p>'KİŞİYE ÖZEL TEDAVİYLE SAĞLIĞINA KAVUŞTU'</p>

<p>Tedavi sürecinin kişiye özel planlandığını vurgulayan Doç. Dr. Pelin Basım, 'Enflamasyonun ilk fazını kontrol altına aldıktan sonra hastamız için kişiye özel ozon tedavisi planladık. Tamamen fizyolojik olan ve hiçbir yan etkisi olmayan hem sistemik hem de lokal ozon uygulamaları ile hastalığın gerilemesini sağladık. Yaklaşık 4-5 ay süren yoğun tedavi sonrasında hastamız sağlığına kavuştu. Hastamız bu hastalığın diğer tedavi metodlarında olduğu gibi yan etki profillerinin hiçbirini yaşamadan hayatını konforla devam ettirdi. Bu hastalıkta tekrarlama riski yüksek olsa da doğru tedavi ve düzenli takip ile bu risk önemli ölçüde azaltılabilmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'AYLARCA YANLIŞ TEDAVİ GÖRDÜM'</p>

<p>Meltem Çetin Arıkan, yaklaşık 10 ay önce granulomatözmastit tanısı aldığını belirterek sürecin oldukça zorlu geçtiğini söyledi. Arıkan, 'Mememde ağrı ve şişlik başladığında başka bir hastaneye başvurdum ve antibiyotik tedavisi uygulandı ancak hiçbir fayda görmedim. Daha sonra Pelin Hocam'ageldim ve yapılan detaylı incelemeler sonucunda hastalığıma doğru tanı konuldu. Tedavi sürecim bu noktadan sonra başladı ve olumlu ilerledi' dedi.</p>

<p>'EN ZORU KAYGI VE BELİRSİZLİKTİ'</p>

<p>Hastalığın en zor yanının belirsizlik ve kaygı olduğunu ifade eden Arıkan, 'Bu süreçte sürekli 'tekrarlar mı' endişesi yaşadım. Yaklaşık 8-9 ay boyunca farklı tedaviler, drenaj işlemleri ve ilaç kullanımlarıyla oldukça yıprandım. Ozon tedavisi ile ise yan etkisiz şekilde sağlığıma kavuştum. Bu hastalıkta en önemli şeyin doğru tanı ve doğru tedavi olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda psikolojik olarak güçlü kalmak, doktora güvenmek ve tedaviye düzenli devam etmek süreci daha sağlıklı atlatmayı sağlıyor' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-granulomatoz-mastit-memede-agri-sislik-ve-iltihaplanmayla-kendini-gosteriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/uzman-gorusu-granulomatoz-mastit-memede-agri-sislik-ve-iltihaplanmayla-kendini-gosteriyor.jpg" type="image/jpeg" length="89773"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Çetin: KKKA hastalığı için umut veren 3 aşı çalışması var]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/prof-dr-cetin-kkka-hastaligi-icin-umut-veren-3-asi-calismasi-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/prof-dr-cetin-kkka-hastaligi-icin-umut-veren-3-asi-calismasi-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sivas Cumhuriyet Üniversitesi (SCÜ) Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Halk Sağlığı Anabilim Dalı'ndan Prof. Dr. İlhan Çetin, her yıl ölümlere neden olan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığıyla ilgili aşı çalışmalarının sürdüğünü belirterek 'Şu anda umut veren yaklaşık 3 tane aşı çalışması var. Hayvan deneylerinde daha yüksek oranlarda ve daha uzun süreli koruyuculuk tespit edildi. Faz çalışmaları başladı' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SCÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Çetin, yaz aylarının gelmesi ile birlikte yeniden ortaya çıkan kene vakaları hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Çetin, bu konuda hem Sağlık Bakanlığı'nın hem de Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ciddi tedbirler aldığını belirterek, 'Ancak direkt kenelerin tabiattan yok edilmesi, özellikle bu hastalığa sebebiyet veren kene cinsinin bölgemizde daha fazla yaygınlaşması ve bunların enfeksiyon taşıma risklerinin daha fazla artmasının maalesef önüne geçemedik. Belli periyotlar halinde vaka sayılarımızda artma ve azalma olabiliyor. Ancak şu anda artış trendindeyiz. Onun için de mümkün olduğu kadar dikkat etmekte fayda var. Özellikle bu keneler vahşi hayattan bizim yerleşim alanlarımıza gelen canlılar. İlk konakçıları vahşi hayvanlar. Arkasından bizim evcil hayvanlarımız. Özellikle şu ana kadar hem vakalarımızın hem de ölen vatandaşlarımızın çoğunlukla geldiği yer, kırsal kesimler ve hayvancılıkla uğraşılan kesimler. Özellikle de hayvancılıkla ilgilenen ve uğraşan insanlarımızın hayvanları otlamadan döndüğü zaman hayvanların üzerlerinde bir kene kontrolü yapması, eğer varsa yoğun ilaçlanması, dikkatli bir şekilde bertaraf edilmesi,hem kendi sağlıkları hem de toplumun sağlığı açısından çok önemli ve değerli' dedi.</p>

<p>'ÖLÜMLERİN EN ÖNEMLİ KISMI GECİKMİŞ VAKALAR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kenenin insan vücuduna tutunma sürecinden de bahseden Prof. Dr. Çetin, 'Her zaman söylüyoruz, gene söylüyoruz. Kenelerin çok büyük bir kısmı, yüzde 70'e yakın oranı pantolon paçalarından ve ayaklardan vücuda girmekte ve dağılmaktadır. Bu noktada da eğer sadece biz pantolon paçalarımızı çoraplarımızın içerisine aldığımızda yüzde 40 daha fazla oranda korunabileceğini düşünüyoruz. Mutlaka bir etkinlikten sonra, açık havada yapılacak özellikle yoğun bitki örtüsünün olduğu yerlerde yapılan etkinliklerden sonra da insanlar eve gittikleri zaman üzerlerinde kene kontrolü yapmalarında fayda var. Keneler vücuda girdikten sonra yaklaşık 1 saat civarında yapışacak yer ararlar. Eğer bu dönemde yapışmadan da bunu bertaraf edebilirsek, çok daha faydalı olacaktır. Hastalık yapma riskini en aza indirmiş oluruz. Ancak buna rağmen de kene vücuda tutunmuşsa, o zaman da mutlaka ehil ellerde acil servislerde kenelerin çıkartılması, kan tahlili alınması ve bir hafta süreyle de kontrolde kalmasında fayda var. Ölüm vakalarımızın en önemli kısmı gecikmiş vakalar. Erken vakaları tedavi etmemiz çok daha rahat ve kolay. Ancak geciken vakalarda ölüm oranlarımız çok daha yüksek. Onun için de mümkün olduğu kadar bu konuda hassas olunmasını öneriyoruz' diye konuştu.</p>

<p>'ETKİNLİK VE KORUMA SÜRECİ ÇOK ÖNEMLİ'</p>

<p>Aşı çalışmalarında gelinen son aşama hakkında da bilgi veren, şu ana kadar yapılan çalışmaların koruma süresi açısından yetersiz kaldığını belirten Prof. Dr. Çetin, 'Maalesef şu anda bizim de içerisinde olduğumuz, yoğun olarak çalışan arkadaşlarımız var. Birkaç tane, ülkemizin de içerisinde olduğu konsorsiyumlarda, Bulgaristan'da, Rusya'da bu tür aşılar geliştirildi. Aşılarda ilk olarak etkinlik oranı çok önemli. Maalesef bunlar çok etkili çıkmadı. İkincisi ise koruma süreci çok önemli. Biz aşıyı yapıp da 3 ay sonra bunun etkisi geçiyorsa, bunu da biz koruyucu olarak kabul etmediğimiz için maalesef şimdiye kadar bu çalışmalar başarıya ulaşamadı. Ancak şu anda umut veren yaklaşık 3 tane aşı çalışma var. Hayvan deneylerinde daha yüksek oranlarda koruyuculuk tespit edildi. Faz çalışmaları başladı. Çok sık görülen bir hastalık olmadığı için aşı çalışmalarının da uzun sürmesi çok doğal. Vatandaşlarımız koronavirüste 1 yılda aşı bulunmuşken bu niye bu kadar uzun sürüyor, diye sorabilir. İkisi de virütik bir hastalık ancak her virüsün kendine özgü özellikleri var. Çok yoğun bir şekilde görülen hastalıklara karşı aşı çok daha hızlı geliştirilebiliyor. Sivas'ta yılda 100-120 civarında kene vakası sayımı oluyor. Böyle bir hastalığa aşı geliştirme süreci de dolayısıyla diğeriyle aynı değil' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/prof-dr-cetin-kkka-hastaligi-icin-umut-veren-3-asi-calismasi-var</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/prof-dr-cetin-kkka-hastaligi-icin-umut-veren-3-asi-calismasi-var.jpg" type="image/jpeg" length="71088"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Yaz sıcaklarında gıda zehirlenmesi vakaları artabilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Havaların ısınmasıyla toplumda gıda zehirlenmesi vakalarında artış yaşandığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Güdücü, 'Özellikle sıcak havalarda uygun koşullarda saklanmayan yiyecekler, bakteri ve virüslerin hızla çoğalmasına neden olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle sıcak havalarda açıkta satılan yiyecekler daha hızlı bozulabilir. Soğuk zincirde muhafaza edilmesi gereken ürünlerin yeterince soğuk olup olmadığı kontrol edilmelidir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>VM Medical Park Maltepe Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Güdücü, yaz aylarında gıda güvenliğine daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>'GIDA ZEHİRLENMELERİ AĞIR TABLOLARA YOL AÇABİLİYOR'</p>

<p>Gıda zehirlenmesinin çoğunlukla bulantı, kusma ve ishal ile kendini gösterdiğini ifade eden Uzm. Dr. Güdücü, 'Gıda zehirlenmesi; viral, bakteriyel, kimyasal ya da parazit kaynaklı toksinlere maruz kalınması veya doğal besin toksinlerinin fazla tüketilmesine bağlı gelişebilen bir durumdur. En sık nedenlerinden biri viral enfeksiyonlardır. Hafif seyredip kendini sınırlayabileceği gibi, zaman zaman hayatı tehdit edebilecek kadar ciddi ve ağır bir tabloya da dönüşebilir' diye konuştu.</p>

<p>'ET DOĞRANAN KESME TAHTASINDA SALATA YAPILMASI TEHLİKELİ'</p>

<p>Besinlerin kontamine olmasının birçok farklı yolla gerçekleşebileceğini belirten Uzm. Dr. Güdücü, 'Hasta bir kişinin ellerini yıkamadan gıdaya temas etmesi, yemek hazırlaması ya da yeterince iyi yıkanmamış çiğ meyve ve sebzelerin tüketilmesi yaygın bulaş yolları arasındadır. Ayrıca çapraz bulaş dediğimiz durum da oldukça önemlidir. Örneğin, tavuk eti doğranan kesme tahtasının temizlenmeden salata hazırlığında kullanılması mikroorganizmaların diğer gıdalara geçmesine neden olabilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'BELİRTİLER GENELLİKLE BİRKAÇ SAAT İÇİNDE BAŞLIYOR'</p>

<p>Gıda zehirlenmesi belirtilerinin çoğunlukla şüpheli gıda tüketiminden sonraki ilk saatlerde ortaya çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Güdücü, 'Şikayetler genellikle 1 ila 8 saat içinde başlar. Kusma ön planda olabilir. Bunun yanında karın ağrısı, halsizlik, ateş, kanlı ya da sulu ishal görülebilir. Daha nadir olarak baş dönmesi ve bulanık görme gibi belirtiler de tabloya eşlik edebilir' dedi.</p>

<p>'EL HİJYENİ VE DOĞRU SAKLAMA KOŞULLARI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR'</p>

<p>Gıda zehirlenmelerinden korunmada hijyen kurallarının kritik rol oynadığını belirten Güdücü, 'Bebek bezi değiştirdikten, tuvalet sonrası, burnu sildikten, hayvanlara dokunduktan veya çöple temas ettikten sonra mutlaka eller yıkanmalıdır. Çiğ süt ve pastörize edilmemiş ürünlerden kaçınılmalı, meyve ve sebzeler iyi yıkanmalıdır. Kesme tahtaları ve bıçaklar her kullanım sonrası iyice temizlenmelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'PİŞEN YEMEKLER 2 SAAT İÇİNDE BUZDOLABINA KALDIRILMALI'</p>

<p>Yaz aylarında özellikle tavuk ve hindi gibi kümes hayvanlarının etlerinin dikkatli saklanması gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Güdücü, şu bilgileri paylaştı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Bu ürünler mikroorganizmaların üremesi için uygun ortam oluşturabilir. Satın alındıktan sonra en geç bir saat içinde buzdolabına konulmalı, iki gün içinde tüketilmeyecekse dondurulmalıdır. Buzdolabı sıcaklığı 4 derecenin, dondurucu ise eksi 18 derecenin altında tutulmalıdır. Pişen yemekler de iki saat içinde tekrar buzdolabına kaldırılmalıdır' dedi.</p>

<p>'AÇIKTA SATILAN ÜRÜNLERE DİKKAT'</p>

<p>Market alışverişlerinde soğuk zincirin korunmasına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Güdücü, 'Özellikle sıcak havalarda açıkta satılan yiyecekler daha hızlı bozulabilir. Soğuk zincirde muhafaza edilmesi gereken ürünlerin yeterince soğuk olup olmadığı kontrol edilmelidir. Konserve ürünlerde ise kapağın şişmiş ya da sızdırıyor olmaması gerekir' diye konuştu.</p>

<p>'BOL SIVI TÜKETİMİ ÖNEMLİ'</p>

<p>Gıda zehirlenmesine maruz kalan kişilerin sıvı kaybını yerine koymasının önemli olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Güdücü, 'Bol sıvı tüketilmeli ve elektrolit kaybı nedeniyle tuz alımı da ihmal edilmemelidir. Beslenmede yağlı ve baharatlı gıdalardan uzak durulmalı; muz, pirinç lapası, patates püresi, yulaf ezmesi, kraker, haşlanmış sebze ve çorba gibi mideyi yormayan yiyecekler tercih edilmelidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'BU BELİRTİLERDE HASTANEYE BAŞVURULMALI'</p>

<p>Bazı durumlarda gıda zehirlenmesinin ciddi sıvı kaybına neden olabileceğini belirten Uzm. Dr. Güdücü, 'İdrar çıkışının 5 saatten uzun süre olmaması, çok koyu idrar, ağız kuruluğu, bilinç bulanıklığı, kas krampları ciddi sıvı ve elektrolit kaybına işaret edebilir. Ayrıca 38,3 derece üzeri ateş, kanlı ishal, şiddetli karın ağrısı ya da günde altıdan fazla dışkı olması (ishal) durumunda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar, kanser hastaları ve organ nakli yapılmış bireylerde hastalık daha ağır seyredebilir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-yaz-sicaklarinda-gida-zehirlenmesi-vakalari-artabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-5904.jpeg" type="image/jpeg" length="11892"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Sınav döneminde beslenme düzeni ihmal edilmemeli']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sinav-doneminde-beslenme-duzeni-ihmal-edilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sinav-doneminde-beslenme-duzeni-ihmal-edilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüksek sınav temposunda beslenme alışkanlıklarının performansı doğrudan etkilediğini belirten uzmanlar, öğrencilerin sık yaptığı hataların dikkat, odaklanma ve uyku düzenini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Beykoz Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Gastronomi ve Mutfak Sanatları Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Serap Nazır, 'Sınav döneminde beslenme düzeni ihmal edilmemeli. Uyku ve beslenme birlikte planlanmalı' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yaklaşırken öğrencilerin ders çalışma alışkanlıkları kadar beslenme düzenlerinin de önem kazandığını söyleyen Nazır, sınav döneminde doğru beslenmenin dikkat, odaklanma, uyku kalitesi ve stres yönetimi üzerinde belirleyici rol oynadığını belirtti. Sınav döneminde beslenme düzeninin çoğu zaman ihmal edildiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Serap Nazır, bu durumun performansı doğrudan etkileyebildiğini söyledi.</p>

<p>'KAHVALTIYI ATLAMAK BİLİŞSEL PERFORMANSI OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİR'</p>

<p>Sınav sabahı yapılan en kritik hatalardan birinin kahvaltıyı tamamen atlamak ya da yalnızca kahveyle güne başlamak olduğunu belirten Nazır, kahvaltının gece boyunca süren açlığın ardından beynin ihtiyaç duyduğu enerjiyi daha dengeli şekilde sağlamaya yardımcı olduğunu ifade etti. Kahvaltının özellikle dikkat, bellek ve yürütücü işlevler üzerinde olumlu etkileri olabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar bulunduğunu aktaran Nazır, 'Amaç mideyi doldurmak değil; kan şekeri dengesini, dikkati ve sindirim konforunu desteklemektir. Bu nedenle kahvaltı sınavdan yaklaşık 1,5-2 saat önce yapılmalı; ağır, çok tuzlu ve çok şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır' diye konuştu.</p>

<p>Sınav sabahı için haşlanmış yumurta veya omlet, az tuzlu peynir, tam tahıllı ekmek, birkaç zeytin, ceviz, domates, salatalık ve yeşilliklerden oluşan dengeli bir kahvaltının uygun seçenekler arasında bulunduğunu ifade eden Nazır, yoğurt veya sütle hazırlanmış yulafın meyve ve ceviz eşliğinde de tercih edilebileceğini belirtti.</p>

<p>'DAHA FAZLA KAHVE DAHA FAZLA BAŞARI ANLAMINA GELMİYOR'</p>

<p>Öğrenciler arasında yaygın olan 'daha çok kahve içmek daha iyi odaklanmayı sağlar' düşüncesinin her zaman doğru olmadığını vurgulayan Nazır, düşük ve orta düzeyde kafein tüketiminin kısa süreli uyanıklık ve dikkat artışı sağlayabileceğini, ancak miktar arttıkça yararın artmadığını söyledi. Yüksek miktarda kafein; çarpıntı, kaygı, el titremesi, mide rahatsızlığı ve uyku bozukluklarına yol açabilir diyen Nazır, Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi'nin (EFSA) sağlıklı yetişkinlerde günlük 400 mg'a kadar kafeini genellikle güvenli kabul ettiğini, çocuk ve ergenlerde ise kilogram başına günlük 3 mg düzeyinin temel alındığını hatırlattı. Buna göre 50 kg ağırlığındaki bir öğrencide günlük toplam kafein tüketiminin yaklaşık 150 mg'ı aşmamasının ihtiyatlı bir yaklaşım olacağını ifade etti. Nazır, yüksek miktarda kafein ve şeker içerebilen enerji içeceklerinin ise sınav döneminde özellikle kaçınılması gereken ürünler arasında yer aldığını belirterek, bu içeceklerin uyku düzeni, kalp ritmi ve kaygı düzeyi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi.</p>

<p>'MUCİZE BESİN YOK, DENGELİ BESLENME VAR'</p>

<p>Sınav haftasında tek bir besinden mucize beklemenin doğru olmadığını vurgulayan Nazır, genel beslenme düzeninin önemine işaret etti. Sebze, meyve, tam tahıl, kuru baklagil, zeytinyağı, balık, yumurta, süt ürünleri ve yağlı tohumları içeren Akdeniz tipi beslenmenin öne çıktığını belirten Nazır, omega-3 yağ asitleri açısından balık, ceviz, keten tohumu ve semizotunun; B vitaminleri ve protein açısından yumurta, süt ürünleri, balık, tavuk ve kurubaklagillerin; antioksidanlar açısından ise portakal, kivi, biber, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerin tercih edilebileceğini ifade etti. Yoğurt ve kefirin de bağırsak sağlığını destekleyen seçenekler arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>'UYKU VE BESLENME BİRLİKTE PLANLANMALI'</p>

<p>Sınav haftasında geç saatlere kadar çalışan öğrencilerin beslenmelerini uyku düzenini bozmayacak şekilde planlaması gerektiğini söyleyen Nazır, akşam yemeğinin uyku saatinden en az 3-4 saat önce tamamlanmasını önerdi. Çok yağlı, kızartılmış ve ağır yemeklerden kaçınılması gerektiğini ifade eden Nazır, gece acıkmalarında yoğurt, kefir, süt, küçük bir meyve, az tuzlu peynirli küçük bir sandviç veya birkaç ceviz gibi hafif seçeneklerin tercih edilebileceğini kaydetti.</p>

<p>Su tüketiminin de dikkat ve bilişsel performansla ilişkili olabileceğini belirten Nazır, 'Hafif düzeyde susuzluk bile baş ağrısı, yorgunluk ve konsantrasyon güçlüğüyle ilişkilendirilebilir. Ancak sınavdan hemen önce aşırı miktarda su içmek de sık tuvalet ihtiyacına yol açabileceğinden önerilmez. Su tüketimi gün içine dengeli şekilde yayılmalıdır' dedi. Dr. Öğr. Üyesi Nazır ayrıca bu dönemde ailelere de önemli görev düştüğünü belirterek, öğrenciler için dengeli ve sakin bir ortam oluşturulmasının, evde sağlıklı yiyeceklerin bulundurulmasının ve kaygı artırıcı söylemlerden kaçınılmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Sınav haftasında yapılan 7 beslenme hatasını ve doğru yaklaşımları belirten Nazır şöyle sıraladı:</p>

<p>'Kahvaltıyı atlamak: Sınav sabahı yalnızca kahveyle ya da aç karnına güne başlamak dikkat ve enerji düzeyini olumsuz etkileyebilir. Sınavdan 1,5-2 saat önce yumurta, peynir, tam tahıllı ekmek ve sebzelerden oluşan dengeli bir kahvaltı tercih edin.</p>

<p>'Uykusuzluğu kahveyle telafi etmeye çalışmak: Yoğun çay ve kahve tüketimi uyku kalitesini bozarak ertesi gün odaklanmayı zorlaştırabilir. Kafein tüketimini ölçülü tutun ve özellikle akşam saatlerinde sınırlandırın.</p>

<p>'Enerji içeceklerine yönelmek: Kısa süreli uyanıklık hissi verse de çarpıntı, kaygı ve uyku bozukluklarına yol açabilir. Enerji içecekleri yerine su, ayran veya kefir gibi güvenli seçenekleri tercih edin.</p>

<p>'Şekerli atıştırmalıklarla öğün geçirmek: Çikolata, şekerleme ve paketli tatlılar kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olabilir. Ara öğünlerde meyve, yoğurt ve kuruyemiş gibi daha dengeli seçeneklere yönelin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Gece ağır yemek yemek: Kızartmalar, fast food ve çok yağlı yiyecekler sindirimi zorlaştırarak uyku kalitesini düşürebilir. Akşam yemeklerini hafif tutun ve uyku saatinden en az 3-4 saat önce tamamlayın.</p>

<p>'Su tüketimini ihmal etmek: Yetersiz sıvı alımı baş ağrısı, yorgunluk ve konsantrasyon güçlüğüyle ilişkilendirilebilir. Su tüketimini gün içine yayarak düzenli şekilde sürdürün.</p>

<p>'Sınavdan önce yeni yiyecekler denemek: Daha önce tüketilmemiş besinler veya takviyeler mide-bağırsak sorunlarına yol açabilir. Sınav haftasında alışık olduğunuz, güvenilir ve sindirimi kolay besinleri tercih edin.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-sinav-doneminde-beslenme-duzeni-ihmal-edilmemeli</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/uzman-gorusu-sinav-doneminde-beslenme-duzeni-ihmal-edilmemeli.jpg" type="image/jpeg" length="88460"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Çocuklarda yeme bozukluğunun arkasındaki gizli tehlike, 5 yaşında ergenlik belirtileri']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-cocuklarda-yeme-bozuklugunun-arkasindaki-gizli-tehlike-5-yasinda-ergenlik-belirtileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-cocuklarda-yeme-bozuklugunun-arkasindaki-gizli-tehlike-5-yasinda-ergenlik-belirtileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne görevli Uzman Psikolog Sibel Özgür Vatansever, çocuk ve ergenlerde her geçen gün artan yeme bozuklukları ve obezite tehlikesine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzman Psikolog Sibel Özgür Vatansever, ‘Hormonal bozulmayla birlikte çocuk çok küçük yaşta ergenliğe giriyor. 5 ya da 6 yaşındaki bir çocuğun vücudunda ergenlik belirtilerinin olması, onun için çok korkutucu ve travmatik bir durum haline gelebiliyor' dedi. Diyetisyen Aliye Güç de kilo vermenin önündeki en büyük engellerden birinin, sağlıklı beslenmenin toplumda kısa süreli ve geçici bir diyet listesi olarak algılanması olduğunu söyledi.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi uzmanları, çocuk ve ergenlerde her geçen gün artan yeme bozuklukları ve obezite tehlikesine karşı uyarılarda bulundu. Çocuklardaki yeme bozukluklarının sadece kiloyla ilgili olmadığını, ardında yatan psikolojik süreçlerin mutlaka incelenmesi gerektiğini belirten SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki Uzman Psikolog Uzman Psikolog Sibel Özgür Vatansever, bozulan yeme alışkanlıklarının çocuk gelişimini doğrudan tehdit ettiğini söyledi. Sağlıksız beslenme ve kilo alımının, hormonların ve dolayısıyla gelişim döngülerinin bozulmasına yol açtığını anlatan Vatansever, 'Hormonal bozulmayla birlikte çocuk çok küçük yaşta ergenliğe giriyor. 5 ya da 6 yaşındaki bir çocuğun vücudunda ergenlik belirtilerinin olması, onun için çok korkutucu ve travmatik bir durum haline gelebiliyor. Psikolojik destek sürecinde bu kaygılarla da çalışıyoruz' dedi.</p>

<p>'KOŞULLU KABUL GÖRMÜŞ ÇOCUKLARDA YEME BOZUKLUĞU BAŞ GÖSTERİYOR'</p>

<p>Çocukların kendilerine başvurduğunda sıklıkla bedensel kısıtlılıklardan ve sosyal zorbalıklardan şikayet ettiğini dile getiren Vatansever, 'Çocuğa kilosundan neden rahatsız olduğunu sorduğumda, 'Merdiven çıkarken zorlanıyorum' diyor ya da okulda arkadaşları tarafından zorbalığa uğradığını, kilosuyla dalga geçildiğini anlatıyor. Aslında burada asıl konu kilo değil, dalga geçiliyor olması ve çocuğun öz şefkatini kaybetmesi. Biz duygusal sorun yaşayan çocuklara kilonun bir amaç değil, sadece bir sonuç olduğunu fark ettirmeye çalışıyoruz. Koşulsuz sevgi ve kabul gören bir çocuğun beden imajıyla sorunu olmaz. Ancak koşullu kabul görmüş çocuklarda yeme bozuklukları ve kendini sevmeme eğilimi baş gösteriyor' diye konuştu.</p>

<p>'PAKETLİ GIDA VE EKRAN KARŞISINDA GEÇEN SAATLER SİSTEMİ BOZUYOR'</p>

<p>Aşırı kilo alımı veya kaybının yanlış kurgulanmış bir yaşam düzeninin faturası olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Vatansever, 'Bir çocukta kilo sorunu varsa, orada mutlaka uyku sorunu, denetlenemeyen ekran süresi ve aşırı paketli gıda tüketimi de vardır. Çocuklar ellerinde paketli ürünlerle ekran karşısında saatlerce vakit geçiriyor, ev hayatına dahil olmuyor ve aileler bir süre sonra çocuklara söz geçiremez hale geliyor. Biz tedavide doğrudan kiloyu hedef almayız. Uyku düzenini sağlar, melatonin hormonunun önemini anlatır, ekran süresini kısıtlarız. 0-7 yaş grubunda tamamen aileyle, 7-14 yaş arasında çocuk ve aileyle ortak, 14 yaş sonrasında ise ergenlerin kendi iradeleri ön planda olduğu için bireysel çalışırız. Çocuk hayatına bu disiplini uyarlayıp kendi bedeni üzerinde söz sahibi olduğunda, yaşadığı başarı tatminiyle birlikte öz güveni de yerine geliyor' dedi.</p>

<p>'KLİNİKTE EN SIK KARŞILAŞTIĞIMIZ TABLO OBEZİTE'</p>

<p>Halk arasında yeme bozukluklarının genellikle 'aşırı zayıflık arzusu' veya 'seçici beslenme' olarak bilindiğini, ancak klinikte tamamen farklı bir tabloyla karşılaştıklarını belirten SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyetisyeni Aliye Güç ise 'Yaklaşık 2 yıldır bu kurumda çalışıyorum. Nadiren de olsa aşırı zayıf görünme isteğiyle (anoreksiya vb.) karşılaşsak da, çocuk ve ergenlerde en sık gördüğümüz yeme bozukluğu tablosu, fazla enerji alımına bağlı olarak gelişen obezitedir. Bu durumun altında tek bir neden yok ancak pandemi ve sonrasında evde geçirilen sürenin artması, fiziksel aktivitenin azalması ve online yemek uygulamalarının yaygınlaşması fast food ile paketli gıdaya erişimi çok kolaylaştırdı' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'ÇOCUKLAR SÖYLENENİ DEĞİL GÖRDÜKLERİNİ UYGULAR'</p>

<p>Kilo vermenin önündeki en büyük engellerden birinin, sağlıklı beslenmenin toplumda kısa süreli ve geçici bir diyet listesi olarak algılanması olduğunu ifade eden Diyetisyen Aliye Güç, şunları anlattı:</p>

<p>'Sağlıklı beslenme geçici bir liste değil, sürdürülebilir bir yaşam tarzıdır. İnternetteki bilimsel temeli olmayan hızlı kilo verme vaatleri motivasyon kaybı yaratıyor. Stres, yoğun okul temposu, yetersiz su tüketimi ve uykusuzluk da kilo vermeyi zorlaştırıyor. Çözümün temeli yasaklar koymak değil, doğru alışkanlıklar edindirmektir. Çocuklar ebeveynlerinin söylediklerinden ziyade gördüklerini uygularlar. Bu yüzden anne ve babaların iyi birer rol model olması gerekir. Özellikle akran zorbalığının yoğun yaşandığı 12-17 yaş arası ergenlik döneminde beden algısı kırılganlaşıyor. Daha küçük yaşlarda ise okuldaki abur cubur, kızartma ve hamur işi tüketimi obeziteyi tetikliyor.'</p>

<p>'HEDEF HAFTADA 1 KİLO'</p>

<p>Beslenme planını çocuklarla konuşarak, onların sevdikleri besinleri kademe kademe sisteme dahil ederek hazırladıklarını belirten Güç, sağlıklı kilo kaybı sınırlarına değinip, 'Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisi doğrultusunda haftalık yarım ila 1 kilo arasında kayıp hedefliyoruz. Aylık kontrollerde hastalarımızın sağlıklı bir şekilde 2 ile 4 kilo arasında vermelerini bekliyoruz' diye konuştu. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-cocuklarda-yeme-bozuklugunun-arkasindaki-gizli-tehlike-5-yasinda-ergenlik-belirtileri</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 11:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/uzman-gorusu-cocuklarda-yeme-bozuklugunun-arkasindaki-gizli-tehlike-5-yasinda-ergenlik-belirtileri.jpg" type="image/jpeg" length="67678"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Felç riski taşıyan hasta omurilik tümöründen mikrocerrahi ile kurtuldu]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/felc-riski-tasiyan-hasta-omurilik-tumorunden-mikrocerrahi-ile-kurtuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/felc-riski-tasiyan-hasta-omurilik-tumorunden-mikrocerrahi-ile-kurtuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İki yıl boyunca bel fıtığı teşhisiyle tedavisi gören 45 yaşındaki Sevgi Koç'un şikayetlerinin, omuriliğini yüzde 80 oranında sıkıştıran bir tümörden kaynaklandığı ortaya çıktı. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Arif Özbek'in uyguladığı mikrocerrahi ve nöromonitör teknolojisiyle ameliyat edilen Koç, zorlu sürecin ardından yeniden yürümeye başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fıtık zannedilen ağrılarının aslında omuriliğini yüzde 80 oranında sıkıştıran bir tümörden kaynaklandığını öğrenen 45 yaşındaki Sevgi Koç, Medipol Mega Üniversite Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Arif Özbek'in müdahalesiyle sağlığına kavuştu. Tekerlekli sandalye ile hastaneye başvuran Koç, operasyonun ardından yürüyerek taburcu edildi.</p>

<p>'FELÇ NOKTASINA GELEN HASTA YENİDEN YÜRÜDÜ'</p>

<p>Omurilik tümörlerinin başlangıçta genellikle sırt ağrısıyla ortaya çıktığını anlatan Doç. Dr. Özbek, 'Tümör büyüdükçe bacaklarda uyuşma, ağrı ve ısı duyusunda kayıp gelişiyor. İleri evrede tek taraflı veya çift taraflı kuvvet kaybı ile karşılaşıyoruz' dedi. Yaklaşık bir yıl boyunca farklı merkezlere başvurmasına rağmen tanı alamayan Sevgi Koç'un durumunun giderek kötüleştiğini belirten Doç. Dr. Özbek, 'Hastamız bize geldiğinde sol tarafı neredeyse tamamen felçliydi ve tekerlekli sandalye ile başvurmuştu. Yaptığımız tetkikler sonucunda omuriliğin yüzde 70-80'ini sıkıştıran bir kitle tespit ettik. Mikrocerrahi yöntem ve nöromonitörsistemiyle hassas bir ameliyat gerçekleştirdik. Çok şükür başarılı geçti ve lezyonun iyi huylu olduğunu düşündük' diye konuştu.</p>

<p>'HASSAS AMELİYATLARDA NÖROMONİTÖR BÜYÜK AVANTAJ'</p>

<p>Omuriliğin çok narin bir yapı olduğunu belirten Doç. Dr. Özbek, mikrocerrahide kullanılan nöromonitör sisteminin önemine dikkat çekti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>'Bu sistem sinirleri ameliyat sırasında anlık takip etmemizi sağlıyor. Eğer fazla baskı uygularsak cihaz bizi uyarıyor ve daha dikkatli davranıyoruz. Bu sayede hem tümörü temizleyip hem de sinirleri koruyabiliyoruz.'</p>

<p>'İKİ YILDIR FITIK DİYE TEDAVİ OLUYORDUM'</p>

<p>Ameliyat sonrası yeniden yürümeye başlayan Sevgi Koç, yaşadıklarını şöyle anlattı:</p>

<p>'İki yıldır fıtık teşhisiyle tedavi görüyordum. MR çekildi, fizik tedavi aldım ama hiçbir faydasını görmedim. Yürüyemez hale gelmiştim, tek ayağım neredeyse işlevini kaybetmişti. Burada hemen teşhis konuldu ve başarılı bir ameliyatla kurtuldum. Şimdi yeniden yürüyebiliyorum. Hocam her zaman moral verdi, asla ümitsizliğe düşürmedi. Allah'ın izniyle hocam sayesinde sağlığıma kavuştum.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/felc-riski-tasiyan-hasta-omurilik-tumorunden-mikrocerrahi-ile-kurtuldu</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/felc-riski-tasiyan-hasta-omurilik-tumorunden-mikrocerrahi-ile-kurtuldu.jpg" type="image/jpeg" length="24303"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Yıldız: 'Kene ısırığında en büyük tehlike yanlış müdahale']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-yildiz-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzm-dr-yildiz-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kene çıkarılırken yapılan yanlış uygulamaların hastalık bulaşma riskini artırabileceğine değinen Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Yıldız, 'Kenenin üzerine kolonya, alkol, gaz yağı, aseton veya deterjan dökülmemelidir. Bu tür uygulamalar kenenin taşıdığı mikropları insan vücuduna kusmasına neden olabilir. Ayrıca kenenin üzerine sigara basılması, ateş tutulması, çıplak elle ezilmesi veya patlatılması da mikrobun insana bulaşma riskini artırmaktadır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının gelmesiyle kene vakalarında da artış yaşanıyor. Özellikle kırsal alanlarda zaman geçiren vatandaşları uyaran İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi'nden Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Yıldız, kene ısırıklarının basit bir cilt problemi olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, yanlış müdahalelerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Kenelerin birçok farklı mikroorganizmayı taşıyabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Yıldız, bu canlıların insanlara bulaştırdığı hastalıkların bazı durumlarda ölümcül seyredebileceğine dikkat çekti.</p>

<p>'KENE ISIRIĞI CİDDİ HASTALIKLARA NEDEN OLABİLİYOR'</p>

<p>Kenenin kan emerek beslenen bir canlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Yıldız, 'Keneler farklı mikropları taşıyabilir. Vücuda tutunan keneler taşıdıkları mikropları insanlara ve hayvanlara bulaştırabilir. Bu mikroplar insanlarda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, Lyme hastalığı, tularemi, kene kaynaklı beyin iltihabı ve Q ateşi gibi birçok hastalığa yol açabilmektedir' diye konuştu.</p>

<p>'TOKAT, SİVAS, ÇORUM, AMASYA, YOZGAT, ERZİNCAN VE ERZURUM'DA RİSK YÜKSEK'</p>

<p>Kenelerin doğada yaygın olarak bulunduğunu kaydeden Uzm. Dr. Yıldız, uygun sıcaklık ve nem koşullarında çoğaldıklarını söyleyerek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>'Keneler özellikle Nisan ve Ekim ayları arasında daha sık görülmektedir. Ülkemizde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi açısından risk taşıyan keneler daha çok Tokat, Sivas, Çorum, Amasya, Yozgat, Erzincan ve Erzurum çevresinde görülmektedir. Ancak iklim değişikliği, kuş göçleri ve hayvan ticareti nedeniyle farklı bölgelerde de karşımıza çıkabilmektedir.'</p>

<p>'EN ÇOK KULAK ARKASI VE KOLTUK ALTINA TUTUNUYOR'</p>

<p>Kenelerin insan vücudunda belirli bölgelere yerleşmeyi tercih ettiğini dile getiren Uzm. Dr. Yıldız, 'Keneler genellikle derinin daha ince ve nemli olduğu kulak arkası, koltuk altı, kasık bölgesi, diz arkası, göbek çevresi ve saçlı deri gibi bölgelere tutunmaktadır' dedi.</p>

<p>'BU BELİRTİLER GÖRÜLÜRSE DİKKAT'</p>

<p>Kene tutunmasını takip eden günlerde bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Yıldız, 'Kene yapışmasını takip eden 10-14 gün içerisinde yüksek ateş, titreme, şiddetli baş ağrısı, yaygın kas ve eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, vücutta döküntü veya morluklar ile burun ve diş eti kanamaları görülebilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır' diye konuştu.</p>

<p>'KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ HAYATİ RİSK TAŞIYOR'</p>

<p>Türkiye'de en çok endişe yaratan hastalıklardan birinin Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Yıldız, 'Hastalığın yaygın olduğu bölgelerde yaşayan kenelerin virüsü taşıma ihtimali yüksektir. Hastalık geliştiğinde ölüm riski bulunan ciddi bir enfeksiyon tablosu ortaya çıkabilmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'KENENİN ÜZERİNE KOLONYA DÖKMEYİN'</p>

<p>Kene çıkarılırken yapılan yanlış uygulamaların hastalık bulaşma riskini artırabileceğini vurgulayan Uzm. Dr. Yıldız, 'Kenenin üzerine kolonya, alkol, gaz yağı, aseton veya deterjan dökülmemelidir. Bu tür uygulamalar kenenin taşıdığı mikropları insan vücuduna kusmasına neden olabilir. Ayrıca kenenin üzerine sigara basılması, ateş tutulması, çıplak elle ezilmesi veya patlatılması da mikrobun insana bulaşma riskini artırmaktadır' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'KENE NE KADAR ERKEN ÇIKARILIRSA RİSK O KADAR AZALIR'</p>

<p>Kene fark edildiğinde mümkün olan en kısa sürede çıkarılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Yıldız, 'Kene ne kadar erken çıkarılırsa hastalık bulaşma riski de o kadar azalır. Tercihen sağlık kuruluşlarında ince uçlu cımbız veya özel kene çıkarma aparatlarıyla alınmalıdır. Zorunlu durumlarda ise çıplak elle temas edilmeden, kene ezilip parçalanmadan çıkarılmalıdır. Sonrasında bölge sabunlu suyla yıkanmalı ve uygun şekilde temizlenmelidir' dedi.</p>

<p>'AÇIK RENK GİYSİLER TERCİH EDİLMELİ'</p>

<p>Kene tutunmasını önlemek için alınabilecek basit önlemlerin büyük önem taşıdığına değinen Uzm. Dr. Yıldız, 'Köy, bağ, bahçe, tarla ve ormanlık alanlara giderken açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Böylece keneler daha kolay fark edilebilir. Kolları ve bacakları kapatan giysiler giyilmeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalı ve uygun kene kovucu ürünler kullanılmalıdır' dedi.</p>

<p>'ÇOCUKLAR VE EVCİL HAYVANLAR DAHA FAZLA RİSK ALTINDA'</p>

<p>Çocukların doğayla daha fazla temas etmesi nedeniyle risk grubunda yer aldığını belirten Uzm. Dr. Yıldız, 'Çocuklar ot ve çalılara daha sık temas eder. Ayrıca, vücutlarına yapışan keneyi veya hastalık belirtilerini fark etmeleri daha zor olabilir. Evcil hayvanlar da kenelerin taşınmasında önemli rol oynayabilir. Hayvanların tüyleri arasında gizlenen keneler ev ortamına kadar taşınabilmektedir' dedi.</p>

<p>'14 GÜN BOYUNCA TAKİP ŞART'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kene ısırığı sonrasında kişilerin sağlık durumlarını yakından takip etmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Yıldız, 'Kene çıkarıldıktan sonraki 14 gün boyunca ateş, baş ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, vücutta ağrı, cilt döküntüsü veya kanama gibi belirtiler açısından dikkatli olunmalıdır. Bu belirtilerden herhangi biri gelişirse mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır' diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-yildiz-kene-isiriginda-en-buyuk-tehlike-yanlis-mudahale</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-5441.jpeg" type="image/jpeg" length="84727"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Güneş koruyucu iki saatte bir yenilenmeli']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medipol Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Makbule Dündar, güneş kremi kullanımının cilt kanserine karşı en önemli koruyucu adımlardan biri olduğunu belirterek, korunmasız güneş maruziyetinin çok daha büyük risk taşıdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzm. Dr. Dündar, 'Çocukların güneş yanığından korunması da çok önemli. Çünkü çocukluk çağındaki güneş hasarı ilerleyen yıllarda ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Güneş kreminin gün içinde yalnızca bir kez sürülmesi yeterli değildir. Özellikle deniz ve havuz kenarında güneş koruyucu mutlaka iki saatte bir yenilenmeli. Yüz bölgesi için iki parmak kuralına dikkat edilerek yeterli miktarda ürün kullanılmalı' dedi.</p>

<p>Güneş koruyucuların yalnızca SPF değerine göre değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dr. Dündar, 'UVB bronzlaşmaya ve yanıklara neden olurken, UVA ışınları cilt yaşlanması ve kırışıklıklardan sorumludur. Bu nedenle kullanılacak ürünün hem UVA hem UVB koruması içermesi gerekir. Yaz aylarında en az SPF 30 güneş koruyucu kullanılmalıdır. Güneş hassasiyeti olan kişilerde SPF 50 ürünlerin tercih edilmesi gerekir. Ekran karşısında uzun süre vakit geçiren kişiler de mavi ışık koruması içeren ürünlerin kullanımı faydalı olacaktır' diye konuştu.</p>

<p>Güneş ışınlarının cilt üzerindeki etkilerini belirten Dr. Dündar, 'Cilt kanserinin en önemli nedenlerinden biri korunmasız güneş maruziyetidir. Özellikle koyu renkli benleri olan kişilerde bu risk daha da artabiliyor. Çocukluk döneminde oluşan güneş yanıkları ilerleyen yaşlarda cilt kanseri gelişme riskini ciddi şekilde arttırıyor. Güneş koruyucu seçiminde cilt tipi oldukça önemli. Kuru ciltler için daha yoğun ve nemlendirici özellikli ürünler tercih edilebilir. Yağlı ve akneye eğilimli ciltlerde ise daha hafif, jel ya da likit formdaki güneş koruyucular kullanılmalıdır' dedi.</p>

<p>'ÇOCUKLARDA MİNERAL FİLTRELİ ÜRÜNLER TERCİH EDİLMELİ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Atopik ve hassas cilde sahip çocuklarda mineral filtreli güneş kremlerinin tercih edilmesi gerektiğini belirten Dr. Dündar, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>'Çocukların güneş yanığından korunması çok önemli. Çünkü çocukluk çağındaki güneş hasarı ilerleyen yıllarda ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Güneş kreminin gün içinde yalnızca bir kez sürülmesi yeterli değildir. Özellikle deniz ve havuz kenarında güneş koruyucu mutlaka iki saatte bir yenilenmeli. Yüz bölgesi için iki parmak kuralına dikkat edilerek yeterli miktarda ürün kullanılmalı.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli</guid>
      <pubDate>Sun, 07 Jun 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/uzman-gorusu-gunes-koruyucu-iki-saatte-bir-yenilenmeli.jpg" type="image/jpeg" length="58083"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Böbrek kanseri çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek kanserinin böbrek hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Tahra, 'Hastalık çoğu zaman erken dönemde belirti vermeyebilir. En sık görülen belirtiler arasında idrarda kan görülmesi, yan ağrısı, karında kitle hissi, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik yer alır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>VM Medical Park Maltepe Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Tahra, böbrek kanserinin çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini ve sıklıkla tesadüfen saptandığını söyledi.</p>

<p>Böbrek kanserinin böbrek hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Tahra, erişkinlerde en sık görülen tipin renal hücreli karsinom olduğunu ifade etti. Günümüzde birçok vakanın farklı nedenlerle yapılan ultrasonografi veya tomografi incelemeleri sırasında tesadüfen tanı aldığını belirten Doç. Dr. Tahra, 'Hastalık çoğu zaman erken dönemde belirti vermeyebilir. En sık görülen belirtiler arasında idrarda kan görülmesi, yan ağrısı, karında kitle hissi, açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik yer alır' diye konuştu.</p>

<p>'İDRARDA KAN GÖRÜLMESİ ÖNEMLİ BİR UYARIDIR'</p>

<p>İdrarda kan görülmesinin önemli bir uyarı işareti olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tahra, 'Bu durum mutlaka ürolojik değerlendirme gerektirir. Bunun yanında sürekli yan ağrısı, kilo kaybı ve halsizlik gibi şikâyetler de ihmal edilmemelidir' dedi.</p>

<p>'GÖRÜLME SIKLIĞINDA ARTIŞ VAR'</p>

<p>Son yıllarda böbrek kanseri tanısında artış yaşandığını belirten Doç. Dr. Tahra, 'Bu artışın en önemli nedenlerinden biri görüntüleme yöntemlerinin yaygınlaşmasıdır. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, obezite, hipertansiyon, hareketsiz yaşam tarzı ve yaşam süresinin uzaması da etkili faktörler arasında yer alır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'RİSK GRUBUNDAKİLER DİKKAT'</p>

<p>Sigara kullananlar, fazla kilolu bireyler, hipertansiyon hastaları ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin daha yüksek risk altında olduğunu ifade eden Tahra, 'Ailesinde böbrek kanseri öyküsü olanlar ve 50 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kontrollerini ihmal etmemesi gerekir' diye konuştu.</p>

<p>'ERKEN TANI TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRIR'</p>

<p>Böbrek kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Doç. Dr. Tahra, 'Günümüzde böbrek tümörlerinin önemli bir kısmı tesadüfen saptanmakta ve bu durum erken tanı açısından avantaj sağlamaktadır. Erken evrede yakalanan hastalarda tedavi başarısı oldukça yüksektir' dedi.</p>

<p>'MODERN TEDAVİ YÖNTEMLERİ UYGULANIYOR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavi planının hastalığın evresine göre belirlendiğini söyleyen Doç. Dr. Tahra, 'En sık uygulanan yöntem cerrahidir. Günümüzde böbreği koruyucu cerrahiler ön plandadır. Robotik ve laparoskopik yöntemler sayesinde daha küçük kesilerle ameliyat yapılabilmekte, hastalar daha hızlı iyileşebilmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Cerrahiye uygun olmayan bazı hastalarda farklı yöntemlerin de değerlendirilebildiğini belirten Doç. Dr. Tahra, 'Özellikle küçük böbrek kitlelerinde ablasyon tedavileri uygulanabilir. İleri evre hastalıklarda ise hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi seçenekleri gündeme gelebilir' dedi.</p>

<p>SAĞLIKLI YAŞAM ÖNERİLERİ</p>

<p>Böbrek sağlığını korumak için yaşam tarzının önemine değinen Doç. Dr. Tahra şu önerilerde bulundu:</p>

<p>'Sigara kullanımından kaçınılması, sağlıklı kilonun korunması, düzenli egzersiz yapılması ve yeterli su tüketilmesi böbrek sağlığı açısından önemlidir. Ayrıca tansiyonun kontrol altında tutulması ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi özellikle risk grubundaki bireylerde hastalıkların erken dönemde tespit edilmesine yardımcı olur. Erken değerlendirme ve zamanında müdahale ise birçok böbrek hastalığında hayat kurtarıcı olabilir.'</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-bobrek-kanseri-cogu-zaman-belirti-vermeden-ilerliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-5395.jpeg" type="image/jpeg" length="69360"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SMA'lı Aslan Efe, kas kaybetmeden destek bekliyor]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/smali-aslan-efe-kas-kaybetmeden-destek-bekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/smali-aslan-efe-kas-kaybetmeden-destek-bekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de, Hale-Mustafa Çoral çiftinin 20 günlükken SMA Tip 2 teşhisi alan 7 aylık bebekleri Aslan Efe Çoral'ın gen tedavisi için başlatılan valilik onaylı kampanya, 3 ayda yüzde 11'e ulaştı. SMA Tip 2'de kas kayıplarının 6'ncı aydan sonra başladığını belirten Hale Çoral, 'Doktorumuz, oğlumuzun kaslarını şu an iyi olduğunu ama bir gecede bütün kaslarını kaybedebileceğini söyledi. Oğlumuz kaslarını kaybetmeden ilacına kavuşmasını istiyoruz' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziemir'de yaşayan Hale-Mustafa Çoral çiftinin ikinci çocukları 7 aylık Aslan Efe'ye, 20 günlükken topuğundan alınan kan sonucunda SMA Tip 2 kas hastalığı teşhisi kondu. Yurt dışındaki gen tedavisinden faydalanması için açılan valilik onaylı bağış kampanyası 3 ayda yüzde 11'e ulaştı. Aslan Efe'nin annesi Hale Çoral (32), 'Aslan Efe'de şu an kas kaybı yok. Biz de kas kaybı oluşmadan Dubai'deki ilacı almak istiyoruz. O yüzden valilik onaylı bir kampanya başlattık. Çünkü giden kaslar geri gelmiyor. Oğlumuz kas kaybetmesin, abisiyle güzellikle büyüsün, koşsun, oynasın istiyoruz' dedi.</p>

<p>'BUNDAN SONRASI ZORLU SÜREÇ'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SMA Tip 2'de kas kayıplarının 6'ncı aydan sonra başladığını belirten Hale Çoral, 'Oğlum 7 aylık, bundan sonrası bizim için zorlu bir süreç. Doktorumuz, oğlumuzun kaslarını şu an iyi olduğunu ama bir gecede bütün kaslarını kaybedebileceğini söyledi. Bu hastalığın çok sinsi olduğunu, bir gecede bile her şeyi yitirebileceğini söyledi. Oğlumuzun kas kaybetmesini istemiyoruz. Koşup oynasın istiyoruz, o yüzden bizim için artık zorlu süreç başladı. Oğlumuz kaslarını kaybetmeden ilacına kavuşmasını istiyoruz' diye konuştu.</p>

<p>'HALKIMIZDAN DESTEK BEKLİYORUZ'</p>

<p>Aslan Efe'nin babası Mustafa Çoral (34) ise 'Yurt dışındaki gen tedavisi yüksek maliyetini aile olarak altından kalkamayacağımızı düşündüğümüz için kampanyayı başlattık, yüzde 11'deyiz. Aslan Efe, 2 yaşına gelmeden, kas kaybı yaşamadan ilacı almak istiyoruz. Halkımızdan destek bekliyoruz. SMA'yı daha önce duymuştuk, biliyorduk, yardım yapıyorduk ama ilacın bu kadar maliyetli, yüksek bütçeli olduğunu bilmiyorduk. Başımıza gelince daha çok anladık. Gen tedavisi Dubai'de toplam maliyeti 1 milyon 810 bin dolar. Yurt dışında 3 aylık bir tedavi süreci var. Tedaviden sonra da burada fizik tedaviler devam edecek. Aslan Efe'nin bir an önce ilacına kavuşmasını istiyoruz' dedi. Aslan Efe'nin 8 yaşındaki ağabeyi Doruk Ege Çoral da 'Kardeşimle parkta oynamak, koşmak, top oynamak istiyorum. Hemen iyileşsin istiyorum. Kardeşime umut olalım, nefes olalım' dedi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/smali-aslan-efe-kas-kaybetmeden-destek-bekliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/agency/dha/smali-aslan-efe-kas-kaybetmeden-destek-bekliyor.jpg" type="image/jpeg" length="60371"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Budaklı: 'Yazın gelişi herkesin psikolojisini iyileştirmeyebilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-budakli-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzm-dr-budakli-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsim geçişlerinin bazı bireyleri ruh sağlığı açısından olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, 'Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşam, bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabilir. Yaz geldiğinde ise herkesin iyi hissetmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir. Bazı kişiler için bu dönem görünmeyen bir ruhsal mücadele anlamına gelebilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bahar ve yaz aylarının çoğu kişi için yenilenme ve enerji anlamına geldiğini belirten Medical Park Göztepe Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Alparslan Asil Budaklı, mevsim geçişlerinin bazı bireylerde ruhsal açıdan zorlayıcı etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti. Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığına dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin günümüzde mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görebildiğini işaret etti. Uzm. Dr. Budaklı, 'Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklık, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebilir' uyarısında bulundu.</p>

<p>Özellikle bahar ve yaz aylarında artan gün ışığı, değişen uyku düzeni ve hızlanan sosyal yaşamın bazı kişilerde kaygı, uykusuzluk, huzursuzluk ve depresif belirtileri artırabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Budaklı, 'Yaz geldiğinde herkesin iyi hissetmesi gerektiği düşüncesi doğru değildir. Bazı kişiler için bu dönem görünmeyen bir ruhsal mücadele anlamına da gelebilir' dedi.</p>

<p>'MEVSİM DEĞİŞİKLİĞİ BİYOLOJİK RİTMİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Mevsim geçişlerinin yalnızca hava değişiminden ibaret olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, 'Gün ışığının uzaması, uyku düzeninin değişmesi, sosyal hayatın hızlanması ve günlük rutinin bozulması biyolojik saatimizi etkileyebilir. Uyku, enerji düzeyi, iştah ve duygu durumu bu ritimle doğrudan bağlantılıdır. Bazı kişiler bahar ve yazla birlikte daha enerjik hissederken bazı kişilerde ise ruhsal denge bozulabilir' diye konuştu.</p>

<p>'GÜN GEÇTİKÇE ARTAN MUTSUZLUK CİDDİYE ALINMALI'</p>

<p>Herkesin daha mutlu görünmeye başladığı bir dönemde kişinin kendisini mutsuz ve isteksiz hissetmesinin daha ağır bir psikolojik baskı oluşturabileceğini belirten Uzm. Dr. Budaklı, 'Sabahları uyanmakta zorlanma, sürekli yorgunluk hissi, sevilen aktivitelerden uzaklaşma, umutsuzluk düşünceleri ve isteksizlik gibi belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa profesyonel destek alınmalıdır. Böyle durumlarda kişinin yaşadığı sıkıntıyı küçümsemek yerine onu anlamaya çalışmak çok daha önemlidir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'KAYGI BOZUKLUĞU OLANLAR DAHA FAZLA ZORLANABİLİYOR'</p>

<p>Kaygı bozukluğu yaşayan kişilerde de bahar ve yaz aylarının zorlayıcı olabileceğine değinen Uzm. Dr. Budaklı, 'Nedensiz çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, uykuya dalamama ve zihnin sürekli kötü senaryolar üretmesi anksiyetenin sık görülen belirtileridir. Düzenli uyku, kafein tüketiminin sınırlandırılması ve nefes egzersizleri destekleyici olabilir. Ancak kaygı günlük yaşamı belirgin şekilde etkiliyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir' dedi.</p>

<p>'BİPOLAR BOZUKLUKTA MEVSİM GEÇİŞLERİNE DİKKAT'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Artan gün ışığı ve azalan uyku süresinin bipolar bozukluğu olan kişilerde mani veya hipomani dönemlerini tetikleyebileceğini dile getiren Uzm. Dr. Budaklı, 'Kişinin kendisini aşırı enerjik hissetmesi her zaman sağlıklı bir durum olmayabilir. Çok az uyuyup hiç yorulmamak, hızlı</p>

<p>konuşmak, kontrolsüz harcamalar yapmak ve riskli davranışlarda bulunmak önemli uyarı işaretleri olabilir' açıklamasında bulundu.</p>

<p>'BAZI SÖZLER MUTLAKA CİDDİYE ALINMALI'</p>

<p>Bahar aylarında ruhsal açıdan hassas bireylerin daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Budaklı, ''Ben bir yüküm', 'Keşke hiç uyanmasam' gibi ifadeler, ani içe kapanma ya da uzun süren sıkıntının ardından gelen açıklanamayan sakinlik hali kesinlikle hafife alınmamalıdır. Böyle durumlarda kişiyi yalnız bırakmamak ve gerekirse profesyonel destek almak hayati önem taşır' dedi.</p>

<p>'ŞİZOFRENİ HASTALARINDA İLAÇ DÜZENİ ÖNEMLİ'</p>

<p>Şizofreni ve diğer psikotik bozukluklarda da mevsim geçişlerinin kırılgan bir dönem oluşturabileceğini belirten Budaklı, 'Uyku düzeninin bozulması, ilaçların aksatılması, sıcak hava ve sıvı kaybı belirtilerin alevlenmesine neden olabilir. Bu nedenle tedavinin düzenli sürdürülmesi, yeterli sıvı tüketimi ve dengeli beslenme büyük önem taşımaktadır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>YAZ AYLARININ KENDİNE ÖZGÜ RİSKLERİ</p>

<p>Küresel ısınmanın etkisiyle mevsim geçişlerinin artık ya çok keskin ya da alışılmadık derecede uzun yaşandığını işaret eden Uzm. Dr. Budaklı, bu nedenle eskiden mart-nisan aylarında görülen bazı klinik belirtilerin bugün mayıs, haziran, hatta temmuzda dahi görülebildiğini dile getirdi.</p>

<p>Yaz aylarında artan sosyallik, ışık ve gündelik sıcaklıkların, metabolizmada değişikliklere yol açarak bazı psikiyatrik tabloları belirginleştirebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Budaklı, 'Bunun en bilinen örneklerinden biri sıvı dengesidir. Sıcakla birlikte artan ve çoğu zaman yeterince karşılanmayan sıvı ihtiyacı, özellikle demansı olan bireylerde ve ileri yaştaki hastalarda zihinsel işlevleri etkileyebilir; bu, hafif bir dalgınlıktan deliryum dediğimiz daha ağır bir tabloya kadar uzanabilir. Benzer şekilde, sıcak ve sıvı kaybıyla hızlanan kalp atışları, anksiyete bozukluğu olan kişilerde bedensel belirtilere yönelen dikkati artırarak panik atakları tetikleyebilir' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'SICAK GÜNLERDE TEDAVİ HEKİM TAKİBİNDE SÜRDÜRÜLMELİ'</p>

<p>Yaz aylarında artan dışa dönüklük ve sosyal içiciliğin zaman zaman alkolün zararlı kullanımına, bağımlılığa ve psikoaktif madde kullanımında artışa zemin hazırlayabileceği uyarısında da bulunan Uzm. Dr. Budaklı, 'İlaç kullanan hastalar içinse yaz dönemi daha yakından takip gerektirebilir. Antipsikotikler ve antikolinerjik etkili ilaçlar vücudun ısı düzenleme mekanizmalarını etkileyebilir; lityum kullananlarda ise sıvı kaybı ve tuz dengesindeki değişiklikler toksisite riskini artırabilir. Bu yüzden sıcak günlerde tedavinin hekim takibinde sürdürülmesi ve sıvı alımına özen gösterilmesi büyük önem taşır' dedi.</p>

<p>'RUH SAĞLIĞI DA BEDEN SAĞLIĞI KADAR ÖNEMLİ'</p>

<p>Son olarak ruh sağlığının da en az fiziksel sağlık kadar önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Budaklı, 'Yardım istemek zayıflık değil, kişinin kendisine sahip çıkma biçimidir. Bahar bazıları için umut ve canlanma anlamına gelirken bazıları için görünmeyen bir mücadele olabilir' diyerek sözlerini tamamladı</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-budakli-yazin-gelisi-herkesin-psikolojisini-iyilestirmeyebilir</guid>
      <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/06/i-m-g-5274.jpeg" type="image/jpeg" length="65699"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'Şeker sadece kilo yapmıyor insülin direnci ve yağlı karaciğeri tetikliyor']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlıklı bir yaşam için şeker tüketiminin sınırlandırılması, sadece obezite ile mücadelede değil, metabolik sendromların tedavisinde de büyük önem taşıdığını belirten Medipol Sağlık Grubu İç Hastalıkları Bölümü'nden Uzm. Dr. Türkay Güncü, 'Şeker sadece kilo yapmıyor insülin direnci ve yağlı karaciğeri tetikliyor' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi İç Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Türkay Güncü, kalori alımı aynı kalsa dahi günlük şeker tüketiminin azaltılmasının metabolik sağlık üzerinde hızlı ve çok olumlu etkiler oluşturduğunu belirtti. Uzm. Dr. Güncü; kalori kısıtlamasından bağımsız olarak şeker kısıtlamasının özellikle insülin direnci ve yağlı karaciğer gibi hastalıklarda kritik bir iyileşme sağladığını belirtti.</p>

<p>'KİLO VERMEDEN İYİLEŞME SAĞLANABİLİYOR'</p>

<p>Dr. Güncü, 'Obez çocuklarda yapılan bir çalışmalarda, sadece 9 gün boyunca kalori kısıtlanmadan şekerin, özellikle fruktozun azaltılmasıyla trigliserid ve açlık insülin düzeylerinde düşüş gözlendi. Bu durum insülin direncinin azalmasına ve glikoz toleransının düzelmesine katkı sağladı' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu olumlu değişimlerin kilo kaybı olmadan gerçekleştiğine dikkat çeken Dr. Güncü, şekerin metabolik hastalıklar üzerindeki etkisinin kalori alımından bağımsız olabileceğini belirtti.</p>

<p>'YAĞLI KARACİĞER VE İNSÜLİN DİRENCİNİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Şekerin özellikle karaciğerde yağlanmayı artırdığını ifade eden Dr. Güncü, 'Fruktoz, karaciğerde yağ sentezini artırarak yağlı karaciğer oluşumuna katkıda bulunur. Aynı zamanda insülin direnci üzerinde de doğrudan etkisi vardır' diye konuştu.</p>

<p>Klinik açıdan değerlendirildiğinde şeker kısıtlamasının önemli bir müdahale yöntemi olduğunu belirten Dr. Güncü, 'Metabolik hastalıkların yönetiminde sadece kalori kısıtlaması değil, şeker tüketiminin azaltılması da etkili bir yaklaşım olarak öne çıkıyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 31 May 2026 09:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/uzman-gorusu-seker-sadece-kilo-yapmiyor-insulin-direnci-ve-yagli-karacigeri-tetikliyor.jpg" type="image/jpeg" length="50513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doktor, hemşire ve hastane çalışanlarından Türk halk müziği konseri]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medicana Bursa Hastanesi'nde görev yapan doktor, hemşire ve hastane çalışanlarından oluşan Türk Halk Müziği Korosu, konser verdi. 'Türkülerle Gönüllere Merhaba' konserinde koro, dinleyicilerden perrformanslarıyla büyük beğeni topladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık hizmetlerinin yanı sıra, spor ve sanatla ilgili birçok projede yer alan Medicana Bursa Hastanesi'nde görevli doktor, hemşire ve hastane çalışanları, bir araya gelerek Türk Halk Müziği Korosu kuruldu. Ekibin çalışmalarının ardından koro, konser düzenledi.</p>

<p>Bursa Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen 'Türkülerle Gönüllere Merhaba' konserinde Anadolu'nun eşsiz ezgilerini dinleyicileriyle buluşturdu. Şef Kemal Kamalı yönetiminde koro ve solo eserlerden oluşan konserle, kendilerini dinlemeye gelen Bursalılara unutulmaz bir gece yaşattı. Konserde birbirinden özel eserler dinleyicilerle buluşurken, çok sayıda davetli ve vatandaş da programı ilgiyle takip etti.</p>

<p>'ŞİFA VEREN ELLER, ŞİFA VEREN SÖZLERE DÖNÜŞECEK'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konser öncesinde açıklamalarda bulunan Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan, koronun tamamen hekim, hemşire, sağlık çalışanları, destek ve idari personelden oluştuğunu belirterek, 'Türk halk müziği koromuz amatör bir ekipten oluşmasına rağmen ortaya koydukları performans büyük takdir topluyor. Her yıl daha iyisini yapmak için özveriyle çalışıyorlar. Şifa veren eller, bu gece şifa veren sözlere dönüşecek. Nitelikli sağlık hizmetlerinin yanında sosyal ve kültürel projelere de büyük önem veriyoruz. Sağlık hizmeti verirken, şifa veren ellere ve şifa veren seslere de dokunmak istiyoruz. Yaklaşık 50 kişilik bir ekibimiz var' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Gecenin sonunda sahne performanslarıyla büyük beğeni toplayan sağlık çalışanları uzun süre alkışlandı. Program sonunda Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan tarafından Koro Şefi Kemal Kamalı ile destek ekibi Veli Kenan Şimşek ve Nida Faruk Okşaz'a katkılarından dolayı çiçek takdim edildi. (DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KÜLTÜR SANAT, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri</guid>
      <pubDate>Tue, 26 May 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/doktor-hemsire-ve-hastane-calisanlarindan-turk-halk-muzigi-konseri.jpg" type="image/jpeg" length="93121"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzm. Dr. Özcan: 'Bilinçsiz şekilde alınan takviyeler faydadan çok zarar verebilir']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kontrolsüzce artan takviye ve yöntemlerin insan sağlığını tehdit edebileceğini söyleyen Medipol Sağlık Grubu'ndan GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan, 'Hiç kimse kendi kendine takviye kullanmamalı. Eczaneden ya da internetten bilinçsiz şekilde alınan ürünler faydadan çok zarar verebilir. Mutlaka tetkikler yapılmalı ve ihtiyaç varsa uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi'nden GETAT Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Yegane Koulıeva Özcan 'Longevity' kavramının yeni bir yaklaşım olmadığını ifade ederek, 'Aslında uzun ve sağlıklı yaşam dediğimiz şey, geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinin temelinde uzun yıllardır yer alıyor. Ozon tedavisi, homeopati, fitoterapi, hacamat ve sülük tedavisi gibi uygulamalar doğru şekilde yapıldığında bu sürecin bir parçasıdır. Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak misali avuç dolusu takviye almanın uzun ve sağlıklı yaşam için olumlu etkisi yok. Önceleri kimyasal ilaçlar kullanılırdı şimdi ise iş takviyelere döndü' dedi.</p>

<p>'HASTALANMADAN ÖNCE ÖNLEM ALINMALI'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumda geleneksel tedavi yöntemlerine genellikle hastalık sonrası başvurulduğunu belirten Özcan, bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Dr. Özcan, 'Asıl önemli olan hastalanmadan önce önlem almak. Longevity dediğimiz yaklaşım da tam olarak budur. Sağlıklı kalmayı hedefler' diye konuştu.</p>

<p>Dr. Özcan, 'Hiç kimse kendi kendine takviye kullanmamalı. Eczaneden ya da internetten bilinçsiz şekilde alınan ürünler faydadan çok zarar verebilir. Mutlaka tetkikler yapılmalı ve ihtiyaç varsa uzman hekim kontrolünde kullanılmalıdır. Tabi ki sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteler unutulmamalı' ifadelerini kullandı.</p>

<p>'HER TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANMALI'</p>

<p>Her bireyin sağlık durumunun farklı olduğunu belirten Dr. Özcan, 'Birine iyi gelen bir yöntem başkası için uygun olmayabilir. Bu nedenle tüm tedavi süreçleri kişiye özel planlanmalıdır. Ozon tedavisi gibi yöntemler de ancak uygun görülen hastalarda ve uzman hekim tarafından uygulanmalıdır' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/uzm-dr-ozcan-bilincsiz-sekilde-alinan-takviyeler-faydadan-cok-zarar-verebilir.jpg" type="image/jpeg" length="95071"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sultanbeyli'de kanseri yenen Zeyd için gökyüzüne balon bırakıldı]]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sultanbeyli Gençlik ve Spor Festivali, onbinlerce vatandaşın katılımıyla kutlandı. Aynı zamanda anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapan festivalde, kanseri yenen 4,5 yaşındaki Zeyd için gökyüzüne binlerce balon gökyüzüne bırakıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sultanbeyli Belediyesi tarafından düzenlenen Gençlik ve Spor Festivali, anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Henüz 3,5 yaşındayken kanser teşhisi konulan ve yaklaşık bir yıl süren zorlu tedavi sürecinin ardından kanseri yenerek sağlığına kavuşan 4,5 yaşındaki Zeyd için kutlama gerçekleştirildi. Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş ile birlikte sahneye çıkan Zeyd ve ailesi, Kent Meydanı'nı dolduran on binlerce kişiyle birlikte gökyüzüne balon bıraktı.</p>

<p>'MÜCADELE EDERSENİZ GÜNÜN SONUNDA KAZANAN SİZ OLUYORSUNUZ'</p>

<p>Zeyd'in herkese örnek olacak bir başarıya imza attığını söyleyen Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Tombaş, 'Hayata tutunmak böyle bir şey. Daha küçücük yaşında hayata tutunmuş, umudunu yitirmemiş, hayat sevincini ve buradaki hayallerini gerçekleştirmek için mücadele etmiş bu yavrumuzu kutluyoruz, tebrik ediyoruz. Rabbim şifa versin inşallah. Ailesini de, bu mücadelede aileye de çok teşekkür ediyoruz. Çünkü zor bir durum. Böyle bir zor durumda demek ki eğer hayatla mücadele ederseniz, ne olursa olsun günün sonunda kazanan siz oluyorsunuz, tebrik ediyoruz' dedi.</p>

<p>'ZEYD YAVRUMUZ MİLLETİMİZE FAYDALI BİR EVLAT OLACAK'</p>

<p>Sultanbeyli Kaymakamı Kemal Şahin de sahneden Zeyd ve ailesine geçmiş olsun dileklerini ileterek, 'Ailesi başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Rabbim, sağlık sıhhat versin. Vatanına milletine hayırlı bir insan olsun inşallah' dedi.</p>

<p>Program için çok mutlu olduklarını söyleyen Anne Kader Bilgin, 'Zorlu bir tedavi sürecini başarıyla atlattığımız için çok mutluyuz. Bugün burada böylesine güzel bir program düzenlenmesi bizi de ayrıca çok mutlu etti. Belediye Başkanımız Ali Tombaş'a destekleri ve yakın ilgileri için de ayrıca teşekkür ederim' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baba Sabri Bilgin ise; 'Bu alanı coşkuyla dolduran ve mutluluğumuza ortak olan herkesin ayağına sağlık, çok teşekkür ederim' dedi.</p>

<p>Birlik, beraberlik ve dayanışma mesajlarının ön plana çıktığı etkinlik, Zeyd ve ailesine protokol üyeleri tarafından verilen desteklerin ardından konserlerle devam etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/sultanbeylide-kanseri-yenen-zeyd-icin-gokyuzune-balon-birakildi.jpg" type="image/jpeg" length="94357"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gamze Bakkallar: 'Diyabet bizim engelimiz değil']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de sağ gözü hiç görmeyen, sol gözünde ise yaklaşık yüzde 50 görme kaybı olan Tip 1 diyabet hastası Gamze Bakkallar (50) 16 yıl önce kurulan Ege Diyabetliler Derneği sayesinde hem fiziksel hem de ruhsal anlamda diyabetli bireylere destek oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır diyabet farkındalığı için mücadele veren Ege Diyabetliler Derneği Başkanı Bakkallar, 'Biz diyabetliler için asıl engel; hastalığın kendisi değil, toplumdaki bilinç eksikliği. Artık teknoloji çok ilerledi. Teknoloji yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor' dedi.</p>

<p>Gamze Bakkallar'a, 12 yaşında Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde diyabet tanısı konuldu. Diyabetin henüz yeterince bilinmediği o yıllarda düzensiz şeker kontrolü nedeniyle ciddi görme kaybı yaşayan Bakkallar, sağ gözünün hiç görmediğini, sol gözünde ise yaklaşık yüzde 50 oranında görme kaybı bulunduğunu söyledi. Tip 1 diyabet hastası Bakkallar 'Bizim dönemimizde diyabet eğitimi bu kadar yaygın değildi. Diyabet hemşireleri yoktu, endokrin bölümleri bugünkü kadar gelişmemişti. Düzenli kontrol sağlanamadığı için yüksek şekere bağlı görme kaybı yaşadım. Yaşadığım zorluklar beni diyabetli bireyler için mücadele etmeye yöneltti' dedi. 2010 yılında kurulan Ege Diyabetliler Derneği'nin 16'ncı yılını geride bıraktığını söyleyen Bakkallar, dernek olarak hem fiziksel hem de ruhsal anlamda diyabetli bireylerin yanında olduklarını vurguladı. 16 yıl önce kurulan Ege Diyabetliler Derneği sayesinde hem fiziksel hem de ruhsal anlamda diyabetli bireylere destek olan Bakkallar, diyabetli bireylerin en büyük ihtiyacının teknolojiye erişim olduğunu belirtti.</p>

<p>'SENSÖR DESTEĞİ BİTİYOR, OYSA DİYABET BİTMİYOR'</p>

<p>Diyabetin başarıya engel olmadığını söyleyen Bakkallar, 'Biz diyabetliler için asıl engel; hastalığın kendisi değil, toplumdaki bilinç eksikliği. Artık teknoloji çok ilerledi. Eskiden iğneleri kaynatıp kullanıyorduk. Şimdi kablosuz pompalar, yapay zeka destekli sistemler ve sensörler var. Bunlar yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor. Ancak bu teknolojilere erişim büyük bir ekonomik yük oluşturuyor. İnsülin pompası yaklaşık 140 bin TL, geri ödeme ise yalnızca yaklaşık 20 bin TL seviyesinde kalıyor. Sensörlerin ise aylık yaklaşık 10 bin TL maliyeti var. 18 yaşına kadar bazı destekler var ama 19 yaşına girildiğinde sensör desteği bitiyor. Oysa diyabet bitmiyor. Üniversite öğrencileri, dar gelirli aileler çok zor durumda. İnsanlar çocuklarının sağlığı için yiyeceğinden kısmak zorunda kalıyor. Ek iş yapan aileler var, yeter ki çocuğuna sensör alabilsin' dedi.</p>

<p>'DİYABETLİLERİN TEKNOLOJİYE ERİŞİMİ DESTEKLENMELİ'</p>

<p>Tip 1 ve Tip 2 diyabet tanısı alan herkesin yaş kısıtlaması olmadan sensör ve insülin pompasına erişebilmesi gerektiğini vurgulayan Bakkallar, kamu kurumları ve bağışçılara çağrıda bulundu. Bakkallar 'Bu çocuklar, özel çocuklar. Aslında tüm çocukların desteklenmesi gerekiyor. Eğer devlet yeterli desteği sağlayamıyorsa, bağışçılarımızın da bu konuda devreye girmesi çok önemli. Diyabetlilerin en büyük ihtiyacı, sensörler ve insülin pompalarına erişim' diye konuştu. Bakkallar, geçen yıl ziraat mühendisi kardeşi ve diyetisyen bir arkadaşıyla birlikte, diyabetlilerin doğal ve karbonhidratsız ürünlere daha kolay ulaşabilmesi amacıyla şirket kurduklarını dile getirdi. Hayatındaki en büyük destekçilerinden birinin 'Boza' isimli Golden cinsi köpeği olduğunu ifade eden Bakkallar, diyabetli bireylerin yaşam mücadelesinde yalnız bırakılmaması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>SAHRA İNAMLIK'A DESTEK İÇİN ŞAMPİYONADAYDI</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diğer yandan Gamze Bakkallar, Latin danslarındaki başarısıyla milli sporcu olarak dünyada Türkiye'yi temsil eden kendisi gibi Tip 1 diyabet hastası Sahra İnamlık'ı (12) Karşıyaka Belediyesi 1912 Zühtü Işıl Spor Salonu'nda gerçekleştirilen Latin Dansları Türkiye Şampiyonası'nda yalnız bırakmadı. İnamlık'a destek olmak için izlemeye giden Bakkallar, 'Sahra'nın Tip 1 diyabet hastası olduğunu telefonda öğrenir öğrenmez desteğe gelmem gerektiğini hissettim. Çünkü benim empati grubum diyabetliler. Bundan sonraki yarışmalarında da yanında olmaya devam edeceğim' diye konuştu.(DHA)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/gamze-bakkallar-diyabet-bizim-engelimiz-degil.jpg" type="image/jpeg" length="14286"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman görüşü: 'PCOS'un PMOS olması doğru bir bilimsel yaklaşım']]></title>
      <link>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zarnigar Gadirli, 'Kadınlarda üreme çağının en sık görülen hormonal hastalıklarından biri olan Polikistik Over Sendromu'nda (PCOS) isim değişikliği gündemde.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gadirli, ‘Bilim dünyasında hastalığın yalnızca yumurtalık kaynaklı bir durum olmadığına yönelik artan veriler doğrultusunda, yeni terminoloji olarak Polyendocrine Metabolic Ovarian Syndrome (PMOS) kullanılmaya başlandı. İsim değişikliği yalnızca terminolojik değil, hastalığın gerçek yapısını daha doğru tanımlayan bilimsel bir yaklaşım' dedi.</p>

<p>Medicana Çamlıca Hastanesi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zarnigar Gadirli, 'PCOS ismi, hastalığın yalnızca yumurtalıklarda oluşan kistlerden kaynaklandığı algısını oluşturabiliyor. Oysa bugün biliyoruz ki bu tablo; hormonal sistem, metabolizma, insülin dengesi, cilt sağlığı ve hatta psikolojik durumu etkileyen multisistemik bir sendromdur. PMOS terminolojisi de hastalığın bu çok yönlü yapısını daha doğru ifade etmeyi amaçlıyor' diye konuştu.</p>

<p>'HER 8 KADINDAN 1'İNİ ETKİLİYOR'</p>

<p>Üreme çağındaki kadınlarda oldukça yaygın görülen PMOS'un; adet düzensizliği, kilo artışı, tüylenme, akne, saç dökülmesi ve kısırlık gibi belirtilerle ortaya çıkabildiğini belirten Op. Dr. Gadirli, hastalığın yalnızca jinekolojik sorunlarla sınırlı kalmadığını; insülin direnci ve metabolik risklerle de yakından ilişkili seyrettiğini belirtti.</p>

<p>Op. Dr. Gadirli, 'En sık görülen belirtiler arasında adet düzensizliği, yumurtlama problemleri, infertilite, kilo artışı ve karın bölgesinde yağlanma, insülin direnci, akne ve yağlı cilt, tüylenme artışı, saç dökülmesi yer alıyor. Bunların yanı sıra depresyon, anksiyete ve uyku bozuklukları da tabloya eşlik edebiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>ULTRASONDA KİST GÖRÜNMESE BİLE HASTALIK OLABİLİR</p>

<p>PMOS tanısının yalnızca ultrason görüntüsüyle konulmadığını söyleyen Op. Dr. Gadirli, bazı hastalarda polikistik over görünümü olmadan da hastalığın görülebildiğini ifade etti. Tanıda; adet düzensizliği, hiperandrojenizm bulguları ve ultrasonografik değerlendirmelerin birlikte ele alındığını belirten Op. Dr. Gadirli, tiroid hastalıkları ve farklı hormonal bozuklukların da mutlaka dışlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>'TEDAVİNİN TEMELİNDE YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİĞİ VAR'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>PMOS tedavisinin kişiye özel planlandığını aktaran Op. Dr. Zarnigar Gadirli, özellikle yaşam tarzı değişikliklerinin tedavide kritik rol oynadığını söyleyerek 'Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü tedavinin temelini oluşturuyor. Hafif kilo kaybı bile hormonal denge üzerinde olumlu etkiler yaratabiliyor. Tedavi sürecinde hormonal düzenleyici tedaviler, insülin direncine yönelik yaklaşımlar ve gebelik planı olan hastalarda yumurtlama tedavileri de uygulanabiliyor' dedi.</p>

<p>'ERKEN TANI ÖNEMLİ'</p>

<p>Op. Dr. Gadirli, PMOS'un yalnızca kadın hastalıkları açısından değil, uzun vadeli metabolik sağlık açısından da takip edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Op. Dr. Gadirli, 'Erken tanı ve düzenli takip sayesinde hem yaşam kalitesinin artırılması hem de ileride oluşabilecek sağlık risklerinin azaltılması hedeflenir' diye konuştu.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.axionhaber.com/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 11:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://axionhabercom.teimg.com/crop/1280x720/axionhaber-com/uploads/2026/05/agency/dha/uzman-gorusu-pcosun-pmos-olmasi-dogru-bir-bilimsel-yaklasim.jpg" type="image/jpeg" length="12629"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
